Bu aralar sınırdaş olduğumuz için müdahil olmaya çalıştığımız Suriye’deki iç savaşta ortaya çıkacak olan yeni yönetim modeli konusunda “kabul etmeyiz!” söylemleri bir hayli çoğalmış olsa da işin gerçeği böyle değil.
Sağlanan geçici ateşkes ortamında herkesin bir dayatması olduğu gerçeğini unutmamak gerekiyor. Masada olmasa da herkesin gündemde olması gerekiyor ve bütün taraflar bunu gerçekleştirmek için uğraşıyor.
Kimin ağzını açtırsanız Suriye’nin toprak bütünlüğünden söz etmektedir. ABD, Rusya, İran, Türkiye, Irak ve diğer ülkeler…
Oysa kazın ayağının öyle olmadığını hepimiz çok iyi biliyor ve görüyoruz. Arap baharı olarak adlandırılan süreci yaşıyoruz. Arap baharı ile birlikte ortaya çıkan proje ise bilindiği gibi ABD’nin “Büyük Ortadoğu projesi.”
Amerika Birleşik Devletleri yeni dünya düzeninde ortadoğuda daha fazla söz ve karar sahibi olmak istiyor. Bunu gerçekleştirebilmek için de daha önce Avrupa ülkeleri tarafından çizilen ve uygulanan planların değişmesi için çabalıyor.
Suriye meselesi de bu durumun açık bir göstergesi. Suriye’yi diğer Arap ülkelerinden ayıran özellikleri var. Bu, Suriyede farklı iki mezhepsel yapı ile birlikte farklı etnisiteye sahip halkların yaşıyor olmasıdır. Yani sorun sadece rejim değişikliğinden ibaret değil. Diğer unsurların da düşünülmesi gerekiyor. İkinci önemli husus da Suriye’nin Rusya ile birlikte çalışan bir ülke olması yani Suriye, Rusya’nın nüfuzunda bulunan bir ülke ve Rusya ABD’den sonra gelen dünyanın ikinci süper gücü konumunda. Dolayısıyla bu paylaşımın öyle sanıldığı gibi kolay olmayacağını hesaplamak gerekiyor.
Şimdi konuya biraz daha yakından bakalım. ABD Esat ile yürüyen bir rejim istemiyor. Çünkü mevcut rejimi devirmek için çalışan muhalifleri açık bir şekilde destekliyor. Rusya rejimi destekliyor ve onu korumak için silahlı müdahale dahil bütün unsurlarını kullanıyor. Türkiye Kürtlerin konumundan dolayı bir yandan toprak bütünlüğü diğer taraftan muhaliflerle birlikte hareket etmeyi seçti lakin yanlış grupları desteklediği için projesini gerçekleştirmeyen ülke konumunda. İran şii mezhebini kabul etmiş olan Suriyelileri destekliyor. Yani özetlersek hem mezhepsel bir çatışma var. Hem ideolojik bir çatışma var. Hem nüfuz çatışması var. Hem etnik çatışma var.
Bütün bunlar olurken de ülkelerin öncelikleri farklı. Dolayısıyla Suriyede söz sahibi olmak isteyen ülkelerin anlaşmaları biraz zor. Durum böyle olunca da herkes sahada yandaş kazanmak ve bu yandaşlarının gücüne göre de masada söz sahibi olmak istiyor.
Suriyede kısa dönemde bir çözüm arayanların hayallerin peşinden koştuğunu belirtelim. Kaderi belirleyecek olan sahadaki güçler ve süper devletler olacak. Bunu böyle kabul edenler karlı kabul etmeyenler zararlı çıkacak.
Bakın Cenevre 3 görüşmelerinin seyrine. Burada bütün tarafların masa başında olması gerekiyor lakin masa eksik oyuncularla toplandı. Buradan çıkacak kararların sahada uygulanması biraz zor olacak. Çünkü masada oturup güç sahibi olmayanlar var öte yandan sahada güç sahibiyken masada oturması engellenen Kürtler var.
Kürtler Cenevre hamlesine karşın yeni bir hamle denediler. Suriye’nin toprak bütünlüğünü kabul eden ancak kendi bölgelerinin yönetimini üstlenen bir yapı ile ortaya çıktılar. Herkes kanton yönetimine eleştiri getirirken uzlaştılar ve federasyon modelini benimsediklerini açıkladılar. Bu açık bir şekilde eleştiriler getiren ülkeleri ters köşeye yatıran bir hamle oldu. Bakın Kürtler masaya çağrılmadıkları halde bu adımla birden gündemin tepesine oturmuş oldular. Politik bir hamle demek doğru bir belirleme olacak.
Bu hamleye karşılık yapılan açıklamaların ciddiyetten uzak olduğunu belirtmek gerekiyor. Irakta federal yapıyı destekleyen bir ABD’nin Suriyede bunu karşı çıkması mümkün değil olamaz. Kaldı ki Iraktaki Kürt yapılanması da bugüne kadar sürekli kanton yerine federal bir yapı öneriyordu. Hatta Şu anda muhalifler safında masaya çağrılan ENKS de federasyon talebinde bulunan yapılardan biri. Dolayısıyla Kürtlerin ilan ettikleri federal yapının karşısında olduğunu belirtenler hayallerden sıyrılıp ortamın gerçeğine döndüklerinde bu yapının yanında yer almak durumunda kalacaklardır. Farz edelim ki bunu kabul etmediler o zaman ne yapacaklar. DAIŞ çeteleri ile savaşan Kürtlerin topraklarını DAIŞ ile birlikte işgal mi edecekler. Veya eski rejimin yaptığı gibi Kürtleri yok mu sayacaklar.
Kürtlerin federasyon ilan ettikleri bölgeyi işgal etmeyi düşünen ülke varsa buyursun yapsın. Çünkü bunu yapmak için kara birliklerinin kullanılması lazım. Kara harekâtı için de o alan bataklıktan başka bir şey değil. Bataklığa giren kaybetmeye mahkûm olacak. Kazansa da kaybetse de kaybetmiş olacak.
Bu nedenle herkesin politikasını belirlerken hayallerden sıyrılıp gerçeklere geri dönmesinde fayda var. Dışarıdan gelip bölgeye müdahale edenler bir gün gidecekler. Lakin bölgede yan yana kalanların hesaplarını farklı yapmaları gerekiyor. Suudilerin kurdukları islam ordusuna asker gönderip Şiilerle Suriye konusunda birlikte davranıyor gibi yapma planları sağlıklı sonuçlara ulaşmaz. Çünkü Suudiler yemende Şiileri vuruyor. Herkes Ortadoğu politikasını gerçekler üzerinde değerlendirmelidir. Bir halkın hakları üzerinden yapılan hesaplar küçük kalır ve küçük hesapların dönemi kapandı artık.