SURİYE BATIYOR MU?

Abone Ol
Arap baharı olarak adlandırılan süreç çerçevesinde yönetim değişikliği istenen ülkelerden biri de Suriye’ydi. Mart 2011 tarihinde başlayan çatışmalar ile Suriye bir iç savaşa doğru sürüklenmeye başladı.
Görüntü; ülkeyi diktatör Beşar Esat yönetiminden kurtarıp özgür suriye’yi kurmaktı. Ancak Eset veya Esat rejimi almış olduğu dış destek sayesinde çetin ceviz çıktı ve muhalifler hedefledikleri noktaya ulaşmakta beklemedikleri bir dirençle karşılaştı.
Bilindiği gibi Suriye rejimi Rusya ve Çin tarafından desteklenen bir konuma sahiptir. Özellikle BM bünyesinde alınan kararlarda bu ülkelerin veto haklarını kullanmaları nedeniyle etkin müdahale kararları alınamıyor buna rağmen batılı güçlerin silahlı mücadele eden Suriye muhalefetini destekleri sürüyor. Her iki güç de dışardan destek alarak çatışmaları sürdürmektedir.
Suriye rejimi ile savaş başlamadan önce can ciğer olan birçok yönetim savaşın başlaması ile birlikte taraf oldular ve Beşar Esat yönetimine karşı mücadele eden güçleri desteklemeye başladılar. Bunlardan biri de Türkiye’dir. Özellikle başbakan’ın aile düzeyinde yapmış olduğu görüşmelerin resimleri görsel medyanın önemli konularından birini oluşturuyordu.
Ancak gelinin süreçte Türkiye muhalif güçlerin toplanma merkezi ve rejimi değiştirmeye çalışan güçlerin asıl destekçilerinden biri haline gelmiş bulunmakta.
Suriye’den savaş nedeniyle kaçan yüz binlerce Suriyelinin Türkiye’de kurulmuş göçmen kentlerde barındırılmaları ve ülkenin değişik yerlerinde iskan edindirilmeleri bunun somut göstergesi.
Savaşta yaralanan muhaliflerin ambulanslarla Türkiye’ye taşınarak tedavi edilmeleri ve sınır geçişlerinde sorun yaşamamaları da Türkiye’nin açık desteği olarak ortada durmaktadır. Zaman zaman angajman kuralları denilerek sınırdan açılan ateşle muhaliflerin korunduğu iddiaları da giderek yaygınlaşmaktadır.
Suriye’deki iç çatışma politikaları ve stratejileri belirlenirken evdeki hesabın çarşıya uymadığını belirtmek gerekir. Yapılan planlara göre muhalifler kısa sürede üstünlüğü ele geçirecek ve rejim çökecekti. Bu durumdan faydalanmak isteyen ve Suriye’yi kendilerine göre şekillendirmek isteyen diğer güçler ise durumdan maksimum faydayı sağlama derdine düştüler ancak planlar istendiği gibi yürümedi ve rejim istenen sürede çökmedi veya çökertilemedi.
Bunun birçok nedeni var elbet. Aslında muhaliflere destek olacaklarını söyleyenler zamanında gerekli olan birleşmeleri sağlayabilse ve gerekil olan askeri yardımı yapabilseydiler rejimin çöküşü mümkün olacaktı. Bu yapılmadı veya yapılamadı. BM bünyesinde alınacak askeri tedbir kararları ile sürece müdahale edileceği sanılıyordu ancak Rusya ve Çin’in etkin ve kararlı duruşları ile bu sağlanamayınca süreç bataklığa döndü.
15 Mart 2011 tarihinden bu yana 2 yılı aşkın bir süre geçti. Gelinen aşama asker gününde Beşar Esat’ın viraneye dönmüş binalar içerisinde kalan sokaklardaki askerlerle tokalaşma ve konuşma fotoğraflarının yayınlanması aşamasıdır. Beşar her fırsatta nasıl direndiğini ve hesapların tutmadığını göstermek için ortaya çıkıyor ve gözdağı vermeye devam ediyor. Karşıtlarına düşen ise izlemek oluyor.
İki yılı aşkın savaş manzarası ise tam bir felaket olarak karşımızda durmaktadır. Yüz binden fazla insanın öldüğü çatışmalarda yaralıların sayısı net olarak bilinmiyor. Bugüne kadar Suriye’den kaçan nüfusun bir milyondan fazla olduğu belirtiliyor. Başta Şam olmak üzere ülkenin bilinen bir çok kenti harabeye dönmüş durumda. Hergün onlarca veya yüzlerce insanın ölüm haberleri yayınlanmakta ve dünya bu manzarayı seyretmeye devam ediyor.
Şunu açıkça belirtelim ki Beşar Esat yönetiminin bir diktatör rejimi olduğu konusunda en ufak bir şüphemiz yok. Ancak bu diktatörün devrilmesi için sürdürülen mücadelelerde ondan sonra nasıl bir yönetim kurulacağı hesaplarının yapılmadığı sürecin işleyiş mekanizmasından anlamak mümkün. Çünkü muhalif güçler defalarca lider ve yapı değiştirmek durumunda kaldılar ve bir türlü başarılı bir sonuca ulaşamadılar. Kendilerini destekleyen ülkelerin büyük destek ve yardımlarına rağmen muhalifler ortak bir inisiyatif ortaya koymaktan uzak kaldılar. Kimisi demokrasi, kimisi İslam devleti peşinde koşmaya başladı. Allah u Ekber diyerek adam boğazlayan muhaliflerin sağlıklı bir yönetim oluşturmalarına olan güven de yavaş yavaş ortadan kalkmaya başlıyor.
Suriye’de savaştan en az etkilenen bölge Kürtlerin çoğunlukta bulundukları bölgedir.Zaman zaman Esat rejiminin daha sonraları ise muhalif güçlerin yaptıkları saldırılar olmasaydı bu bölge aslında Suriyeli göçmenlerin de korunaklı bölgesi olabilirdi ancak Kürtlere yıllarca zulüm edenler sığınacakları limana uğrayamadıklarından komşu ülkelere kaçıyorlar.
Sonuç olarak suriye’de şu andaki tablo Esat rejiminin başarısını teyit etmektedir. Bunca olup bitenden sonra bu rejimin sürmesi artık imkansız ancak bu imkansızlık muhaliflerin başarısından değil rejimin yapılanlardan sonra orada duramayacağından kaynaklanacak. Suriye açısından bakıldığında ise viraneye çevrilmiş bir ülke manzarası ile karşı karşıyayız. Suriye battı rejimleri ne zaman çökeceği ise vicdanlara kalmış!