SÜRGÜN YERİ SİBİRYA

Sibirya adı soğuğu çağrıştırır,bir de geçmiş dönem sürgünlerini…

Abone Ol

Sibirya’yı en güzel şehirlerinde- Yeketarinburg, Novosibirsk, Tümen, Omsk- dura dura

trenle yaklaşık iki haftada geçtik. Bugün Sibirya’nın sürgün yeri OMSK’tayız. OMSK kenti, ünlü yazar Dostoyevski ile özdeşleşmiştir.

OMSK’TA DOSTOYEVSKİ

Fyodor Dostoyevski 11 Kasım 1821'de doğdu. 1847'ye gelindiğinde, genç ama zaten ünlü olan yazar o dönemin etkili eleştirmeni Vissarion Belinski, 'Yoksullar' romanının yayınlanmasının ardından onu "yeni Gogol" olarak adlandırmıştı. Sosyalist fikirleri tartışan, Çarlık rejimini eleştiren ve darbe fikrini onaylayan entelektüellerden oluşan

Petraşevski Çevresi'nin bir üyesi olur. 1849'da yazar, Rus İmparatorluğu'nun sosyo-politik sistemini eleştiren ve onu değiştirmenin yollarını tartışan radikal St. Petersburg entelektüellerinden oluşan Petraşevski Çevresi ile olan ilişkisi nedeniyle tutuklanır. 1850'de, o zamana kadar "Yoksullar" ve "Çifte Aşk" adlı iki romanını yayınlamış olan 28 yaşındaki Dostoyevski, gençlik hareketinin diğer 20 üyesiyle birlikte sekiz ayını Aziz Petrus Kalesi'nde geçirir ve ardından ölüm cezasına çarptırılır.

3 Ocak 1850'de, St. Petersburg'daki Semyonovsky Meydanı'nda,

Dostoyevski ve Petraşevski üyesi bir grup meydanın ortasındaki darağacına götürülürler.

Ölüm cezası kendilerine okunur, başlarının üzerinde kılıç kırılır, başlarına beyaz başlıklar takılır ve infaz için hazırlanılır. Ancak "İnfaza hazır olun!" emri çoktan verilmişken,

kaderin garip bir cilvesiyle ceza son anda hafifletilir. İmparator I. Nikolay'ın gerçek emri okunur: "Kurşuna dizilerek idam, ağır çalışma ve askerlik hizmetiyle değiştirildi”.

Cezanın hafifletilmesi büyük bir şok etkisi yaratır ve Dostoyevski'nin asla unutamayacağı

ömür boyu sürecek bir anı olur. Bu taktik, mahkumları psikolojik olarak çökertmek için

planlanmış bir sahne olarak değerlendirilmektedir. Ama ölüm cezasına çarptırılanlardan biri olan Nikolay Grigoriev aklını kaybeder.

6 Ocak 1849 gecesi, Dostoyevski bir toplama kampı konvoyuyla Petersburg'dan Sibirya'ya gönderilir. Dostoyevski toplama kampına gönderilirken;

"Hayat her yerde hayattır,hayat içimizdedir, dışımızda değil. Yanımda insanlar olacak ve insanlar arasında insan olmak ve ne olursa olsun sonsuza dek insan kalmak, umutsuzluğa kapılmamak ve cesaretini kaybetmemek – işte hayatın özü budur, görevi budur" diye yazar.

Dostoyevski'nin bu göstermelik idamdan hemen önce hissetmiş olduğu duygular, yani hayatın değeri ve sonluluğu duygusu, sonraki eserlerine de yansımıştır.

Bu duyguları en kapsamlı ve canlı şekilde "Budala" romanındaki Prens Myshkin'in idam mahkumunun idamdan önceki duygularını anlatan monologunda anlattığına inanılmaktadır.

TOMSK HAPİSHANESİNDE DOSTOYEVSKİ

Tomsk kenti İRTİŞ nehri üzerinde kurulmuştur. O dönemlerde taşkınları önlemek için nehir üzerinde taştan set duvar yapımında sürgünler çalışır. Omsk'ta yazar, bir tuğla fabrikasında çalışmış, alçıtaşı pişirmiş ve öğüttmüş; Bir mühendislik atölyesinde çalışmış ve ayrıca şehir sokaklarından kar kürümüş. Yazar, Sibirya'da TOMSK’ta dört yıl ağır çalışma cezası çektikten sonra, Sibirya Ordu Kolordusu'nun 7. piyade taburuna er olarak gönderilir. Bu dramatik deneyim, Dostoyevski'nin insan hayatının gerçek değerini anlamasına yardımcı olur. O zor günlerin deneyimini daha sonra "Ölüler Evi" romanında dile getirir. Omsk Hapishanesinde dört yıl geçirir."Dört yılın tamamını dışarı çıkmadan, duvarların ardında geçirdim ve sadece iş için dışarı çıktım. Bize düşen işler zordu... Ve bazen kötü havalarda, yağmurda, çamurda veya kışın dayanılmaz soğukta kendimi tükettim... Bir yığın halinde, hep birlikte tek bir koğuşta yaşadık. Uzun zaman önce yıkılması gereken ve artık hizmet veremeyen eski, harap bir tahta binayı hayal edin. Yazın havasızlık dayanılmaz, kışın soğuk dayanılmaz. Tüm zeminler çürümüş. Zemin bir parmak kalınlığında çamurla kaplı, kayıp düşebilirsiniz. Küçük pencereler kırağıyla kaplı, bu yüzden bütün gün okumak neredeyse imkansız. Camlarda bir parmak kalınlığında buz var.Tavandan damlayan su var - her yer deliklerle dolu. Bir fıçıdaki ringa balıkları gibiydik... Çıplak tahta yataklarda uyuduk. Bir yastığa izin veriliyordu. Kendimizi örtüyorduk. Kısa, yarım boy kürk mantolar giyiyorsunuz ve ayaklarınız bütün gece çıplak. Bütün gece titriyorsunuz. Dağlarca pire, bit ve hamamböceği... Bütün bu zevklere, kitap bulmanın neredeyse imkansızlığını, bulsanız bilegizlice okumak zorunda kalmayı, etrafınızda sürekli düşmanlık ve kavgayı, küfürleri, bağırışları, gürültüyü, patırtıyı, her zaman gözetim altında olmayı, asla yalnız olmamayı ve dört yıl boyunca bunun bir değişimle devam etmesini ekleyin... diye belirtir. Dostoyevski'nin belirtiği gibi toplama kampındaki yılları kabus gibi. Kendisini "atılmış bir taş" veya

"dilimlenmiş bir kabuk" olarak tanımlar."Ve o dört yılı, diri diri gömüldüğüm ve bir tabuta kilitlendiğim bir zaman olarak görüyorum... Bu, tarifsiz, bitmeyen bir acıydı, çünkü her saat, her dakika ruhuma bir taş gibi ağırlık veriyordu.O dört yıl boyunca hapiste olmadığımı hissetmediğim bir an bile olmadı."

Hapishanedeki yaşam onun için çoğu zaman dayanılmaz derecede zordur. Normal hayata döndüğünde, o yılları hatırlamak istemez. 1876'da, Bir Yazarın Günlüğü'nde Dostoyevski, "Bugüne kadar o zamanlar bazen rüyalarımda aklıma geliyor ve daha işkence dolu bir rüya bilmiyorum" diye itiraf eder. Hapisten çıktıktan sonra ise çok dindar bir insan olur ve sadece inancın insanı kurtarabileceğine inanır.

Dostoyevski, dünyayı sarsan romanlar yazdı:'Suç ve Ceza', 'Budala', 'Cinler' ve 'Karamazov Kardeşler' Hepsinin heyecan verici, sıklıkla polisiye bir olay örgüsü ve karakterlerin ve eylemlerinin ardındaki motiflerin çok derin bir psikolojik analizi vardır. Dostoyevski her zaman insan ruhunun en alt derinlikleriyle, tüm günahları ve karanlık yönleriyle ilgilenmiştir. Ve karakterleri genellikle çok mutsuz, hatta delidir. 'Yeraltı Notları' adlı eserinde

böyle bir kişiyi ön plana çıkarır.

TOMSK DOSTOYEVSKİ MÜZESİ

Dostoyevski müzesi yakında bir duvar resmi var.

Devasa duvar resmi, Rusya'nın Omsk şehrinde bulunan Omsk Kalesi(OmskayaKrepost) tarihi kompleksinin bir parçası. Ünlü yazar Fyodor Dostoyevski'yi tasvir eden bu resim yazarın 1850-1854 yılları arasında bu kalede geçirdiği sürgün dönemine atıfta bulunur. Duvar resmi 130 metrekarelik bir alanı kaplıyor. Sanatçılar, yazarın portresinin yanı sıra Spartakovskaya Caddesi'nin bir retrospektifini ve Dostoyevski'nin ünlü sözünü de resmettiler: "Hayat bir armağandır, hayat mutluluktur." Alıntılanan ifade, yazarın kardeşine yazdığı bir mektuptan alınmıştır. Cadde seçimi de tesadüf değil. Fyodor Mihailoviç şehrimizde yaşadığı dönemde sık sık bu caddeden geçerdi. Burada Omsk Kapısı, eski hastane binası, nöbet kulübeleri ve bazıları artık yok olmuş diğer binaları görebilirsiniz. Grafiti için, yazarın cezaevinde geçirdiği zamana en yakın yıllardan bir portresi seçilmiş. Sanatçılar (AndreiSeversky ve Dmitry Traip)

resmi oluşturmak için yaklaşık bir hafta ve 100'den fazla boya kutusu kullanmışlar. Hapishanede yazmak yasak olduğu için, Dostoyevski'nin Omsk'taki ana yaratıcı çalışması gelecekteki romanlarını planlamak. Etrafında bu planlar için sınırsız bir malzeme kaynağı vardır. Hapishanedeki dört yıllık deneyimi boyunca özümsediği ilk eseri, açıkça Rus hapishanesi temasına adanmış bir roman olan Ölüler Evinden Notlar'dır. Dostoyevski, Omsk'taki hapis hayatından yola çıkarak "Ölüler Evinden Anılar" adlı ünlü eserini kaleme almıştır. Ayrıca bu duvarın çok yakında Dostoyevski Edebiyat Müzesi ve yazara adanmış çeşitli heykeller de bulunmaktadır.

DOSTOYEVSKİ ETKİSİ

VasilyPerov.

Fyodor Dostoyevski Portresi, 1872

Tretyakov Galerisi

Dostoyevski, büyük bir düşünürdür. Dostoyevski her zaman insan ruhunun en alt derinlikleriyle, tüm günahları ve karanlık yönleriyle ilgilenmiştir. Ve karakterleri genellikle çok mutsuz, hatta delidir. Hatta 'Yeraltı Notları' adlı eserinde böyle bir kişiyi ön plana çıkarır. Dünyanın en ünlü edebi ikilemi – 'Suç ve Ceza'yı – ortaya atan adam. Ölümünden yüz kırk yıl sonra bile Dostoyevski, Rusya'da büyük bir ulusal gurur kaynağı ve dünyanın dört bir yanındaki kitap severler için bulunmaz bir hazinedir.

DOSTOYEVSK’Yİ ANLAMAK

Fyodor Dostoyevski'yi bu kadar büyük yapan kişiliğinin en önemli özellikleri; Dostoyevski, insan ruhunu tıpkı KristofKolomb'un Amerika kıtasını keşfettiği kadar derinlemesine inceledi.

Rus ruhunun en derin noktalarına ulaşmayı başaran ilk kişi olarak kabul edilir. Bu nedenle bir psikolog olarak düşünülür. On dokuz yaşındayken, babasının ölümünü öğrendiğinde, kardeşine yazdığı bir mektupta şöyle demişti: "İnsan bir gizemdir. Çözülmesi gerekir ve

eğer tüm hayatınızı onu çözmeye harcarsanız, zamanınızı boşa harcadığınızı söylemeyin;

ben bu gizemi inceliyorum çünkü insan olmak istiyorum.

Dostoyevski, Sigmund Freud'a yakışır bir ileri görüşlülükle, nesiller boyunca süregelen ahlak kurallarının, toplumsal geleneklerin ve kültürel adetlerin özüne inmiştir. 'Büyük Engizisyoncu' şiiri (KaramazovKardeşler'in içinde yer alır), ideolojik bir devletin tüm ahlaki hakları nasıl kendi üzerine alacağını, bir insanı özgürlük ve adaletten nasıl mahrum bırakacağını önceden haber verir. Bu siyasi sistem, 20. yüzyılda büyük bedellerle ve çeşitli totaliter devletlerde uygulanmıştır. Dostoyevski toplumda bir etki yaratıcısıdır. Sözleri yüzyıllar boyunca ve kültürel sınırları aşarak insanların kalplerine doğrudan dokunur. Güçlü sesi ve yazıları, acıyı ve tutkuyu, intiharı ve aşkı, trajediyi ve fedakarlığı harmanlar. Dostoyevski bir varoluşçudur. Felsefesinin merkezine tek ve yalnız bir insanı yerleştiren öncü Danimarkalı filozof SorenKierkegaard'ın fikirlerini yankılayan Dostoyevski, gerçek içsel insanı keşfetmiştir. Kierkegaard, "Talihsizlikler, karakter üzerinde belli bir gurur izi bırakır, ta ki karakter sonunda onlarla kırılana kadar" diye inanıyordu. Dostoyevski ise buna karşılık, "İnsan mutsuzdur, çünkü mutlu olduğunu bilmez, sadece bu yüzden mutludur" dedi. Dostoyevskve Kierkegaard hiç tanışmamış ve birbirlerinden haberdar olmamışlardı. 1863'te Dostoyevski, ilk varoluşçu roman olarak kabul edilebilecek "Yeraltından Notlar"ı yazdı; romanın anlatıcısı, açılış paragrafında çarpıcı derecede gergin bir üslup sergiliyor:"Ben hasta bir insanım... Ben kötü bir insanım. Ben çekici olmayan bir insanım." Adı veya soyadı olmayan "yeraltı adamı",

hayali ve gerçek rakipleriyle tartışır ve insan eylemlerinin, ilerlemenin ve uygarlığın nedenleri üzerine düşünür. Paranoyak, patolojik, acınası, yoksul, keşfedilmekten en çok korkan yalnız biridir. 'Yeraltından Notlar'ın ideolojik özü, ana karakterin 19. yüzyıl ortalarının en ünlü bilimsel teorileriyle olan anlaşmazlığı ve Dostoyevski'nin Hristiyan inancına ve nefsi terbiyeye duyulan ihtiyaç hakkındaki temel fikridir. Dostoyevski'nin kısa romanı, ancak 20. yüzyılın ortalarında dünya çapında tanınırlık kazandı: varoluşçuluğa bir giriş niteliği taşıdığı ortaya çıktı ve yeraltı adamı, Sartre, Camus ve diğer Avrupalı yazarların yanı sıra film yapımcılarının da ikonik karakterlerine edebi bir ilham kaynağı oldu.