SU DAMLASI ŞAHİTTİR KIŞLADAKİ ÖLÜMLER

Abone Ol
Kabul edilsin veya edilmesin ülkede demokrasi ve duyarlılıklar arttıkça meydana gelen olayların duyulması ve refleks geliştirilmesi de aynı oranda artmaktadır. Yıllar önce “kaderdir” deyip geçtiğimiz birçok meseleye şimdilerde kimse aynı duyarsızlıkla yaklaşmamaktadır.
 Bu olaylardan birisi de kışlalarda meydana gelen asker ölümleridir. Çoğunlukla eğitim zayiatı veya intihar denilerek zabıtlara geçmiş olan bu olayların nedenleri ve sonuçları üzerinde durmak gerekiyor. Hele hele rakamların binlerler ifade edildiği bir mesele söz konusu ise elbette konuya olan duyarlılık da artmaktadır.
Duyarlılıklar önce tepkiye ve karşı çıkışa neden olmakta ardından da konu ile ilgili tedbirlerin sıkılaştırılmasına neden olmaktadır. Biz de  de durum bundan farklı gelişmemektedir. Son on yılda meydana gelen benzer olaylarda binden fazla insan yaşamını yitirdi. Bunların içinde subay, astsubay ve erler bulunmaktadır. Bu rakam elbette kimse tarafından küçümsenemez ve değerlendirme dışında tutulamaz.
Değişik çevrelerin bu konu ile ilgili görüşleri ve yaklaşımları var. Askeri komuta merkezinin de bu konuyu değerlendirdiği ve asker ölümlerinin nedenlerinin bulunması ve olayların önüne geçilmesi için değişik tedbirler aldığı veya alınmakta olduğu gazetelere yansıdı ancak bu durum yine de şüpheli asker ölümlerini ve intiharlarını ortadan kaldırmış değil.
Pazartesi günü Batman Beşiri nüfusuna kayıtlı er Nihat özcan’ın mezarı savcı nezaretinde açıldı ve ceset adli tıp kurumuna gönderildi. Gerekçe ölüm nedeninin araştırılması.
Er Nihat Özcan terhis olacağı gün vurularak öldürülmüştü. Yapılan açıklamada askerin firar ettiği ve Suriye tarafına kaçtığı bu nedenle vurulduğu şeklindeydi.
19 yıl önce Hatay Hassa Gökhan sınır karakolunda askerliğini yaparken son günde vurulan bu askerin durumu ailesi tarafından sürekli olarak tartışıldı ve gelen açıklama ikna edici olarak kabul edilmedi. Aradan geçen bunca yıl sonra ailesi tarafından dava açıldı ve ceset mezardan çıkarılarak incelemeye gönderildi.
Peygamber ocağı olarak tabir edilen asker ocağına gönderdikleri çocuklarının cesetlerini alan ailelerin durumunu iyi anlamak ve değerlendirmek gerekiyor. Bir savaş veya çatışmada askerlerin hayatlarını kaybetmelerini anlamak mümkündür. Adı üstünde onlar asker ve savunma için ne gerekiyorsa yapacaklar bu canlarına mal olsa bile ancak görevlerini ifa ederken içine düşürüldükleri psikolojik durum nedeniyle intihar edecek düzeye gelmişlerse bunun nedenini sormak gerekir.
Gencecik insanların yaşamlarının baharında intihar etti denilerek ceset şeklinde ailelerine yollanmasının önüne geçilmesi gerekiyor.
Çünkü adına ne denilirse denilsin kimsenin yaptığı kimsenin yanına kar kalmaz. Bu konu ile ilgili olarak halk arasında yaygın olarak konuşulan bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Günün birinde iki insan arasında tartışma çıkar. Taraflardan biri işi kurnazlığa getirir ve düşman bellediği kişiyi kuytu bir sazlıkta kıstırır. Kıstırılan adam kendisini öldürmek isteyen adama yalvarıp yakarır ancak diğer adam onu öldürmeye karalıdır. Adam bakar ki ne yaparsa yapsın ne ederse etsin öldürülecek. O sırada yağmur yavaş yavaş yağmaktadır. Adam celladının işe başlamasını beklerken gölün suyuna düşen yağmur damlacıklarının oluşturdukları halkalara bakarak hüzünlenir. Son bir çaba ile katiline döner ve “beni öldürme, beni öldürürsen Allah şahittir bu sana kar kalmaz eninde sonunda bunun cezasını ödersin” der. Katil gülerek “ben seni öldürüp buraya gömeceğim. Benden ve senden başka kimse yok. Sen de öleceğine göre kim beni yakalayacak da cezalandıracak” der. Adam “bilmiyorum ama şu yağmur damlacıkları bile olsa bir gün şahitlik yapacak ve sen hesap vereceksin” der. Bu konuşma da adamı kurtarmaz. Katil katilliğini yapar ve adamı vurup gömer. Aradan yıllar geçer. Herkes kaybolan adamın akıbetinden de artık umudu kesmiş olay unutulmuştur. Yağmurlu bir günde evinin penceresinde yağan yağmur tanelerinin suya çarpması ile oluşan halkaları gören adam gülümser. Bu gülümsemesine bir anlam veremeyen eşi nedenini sorar. O da olayı anlatır. Bir gün evde tartışma çıkar ve eşi gidip onu ihbar eder. Adam yakalanır ve cinayetten hüküm giyer. Anısını anlatırken de kimsenin yaptığının kimseye kar kalmayacağını hatırlatmayı ihmal etmez.
Hayatta meydana gelen haksızlıkların kaçının bu şekilde sonuçlandığı bilinmez ama yapılanın kimsenin yanına kar kalmaması gerektiği de açıktır. Türkiye’de asker intiharları, şüpheli asker ölümleri adı altında meydana gelen ölüm olaylarını olabileceğinin en asgari seviyesine indirilmelisi için gerekli tedbirler alınmalıdır. Çocuklarını askere gönderilenlerin umutlu bekleyişleri ceset torbaları ile köreltilmemelidir. Biraz daha dikkat ve disiplin bu olayların azalmasına neden olacaktır.