STRATEJİK HEDEF BATI DEMOKRASİSİ

Abone Ol


Gerek dünyada, gerekse ülkemizde inanılmaz değişimler yaşanıyor. Dün söylenenler ile bugün gerçekleşenler arasında farklılık baş döndürücü bir hızla gerçekleşiyor. Dostluk ve ilişkiler yeni temeller üzerinden gelişiyor. Yıllarca kapanmayacak gibi görünen yaraların bir iki günlük toplantılarla çözüme kavuştuğunu gördüğümüz gibi olmadık yerden büyük problemlerin çıktığını da gözlemlemek işin cabası…

İngiltere Avrupa Birliğinden çıkmak istiyor, Kuzey Kore lades der gibi nükleer dalışlar yapıyor, Türkiye ile ABD arasında kriz çıkıyor, Rusya Türkiye için işbirliği yapılacak ülke konumuna geliyor. İran Rusya ile dost, Sünni dünya hedef belirlemeye çalışıyor…

İşte bütün bu gelişmelerin baş döndürücü merkezi ise Ortadoğu ve bizimde içinde bulunduğumuz bölge.

Bu nedenle atılacak adımların, yapılacak hesapların, biçilecek elbisenin iyi hesaplanmasında büyük fayda var. Öfkeye ve acele gelmeden, dolduruşlardan ve hissi davranmaktan uzak durarak kararlar alınmalı ve hedefler belirlenmelidir.

Bir atasözümüz var derki; “ dere geçerken at değiştirilmez”

Bu sözü ülkemizin yöneticileri de son darbe girişiminden sonra ortaya çıkan tartışmalar arasında dile getirdiler. Demek ki söz unutulmamış değerlendirmeye tabi tutulmuş. Aynı yaklaşımın ülkemizin dış politikasının belirlenmesinde de uygulanması büyük faydalar sağlayacaktır. Bu hassas süreçte stratejik ortakların, bugüne kadar ortaya konmuş olan hedeflerin, yapılan çalışmaların bir kenara bırakılarak ülke stratejisinden eksen kayması yaratmak pek hayra yorumlanacak bir durum değildir.

Geçen hafta açıklamalarda bulunan ekonomi bakanımız Nihat zeybekçinin basına yansıyan açıklamalarından iki paragrafı bu anlamda paylaşmak gerekiyor.

“Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkilerine değinen Zeybekçi, "Bizim için de şu anda önemli anlar yaşanıyor. Türkiye Avrupa Birliği tam üyelik ilişkilerini ikinci plana koyarak, Avrupa birliği standartlar anlamında bir entegrasyon, Avrupa Birliği'nin ekonomik, hukuki ve diğer standartlarda tam bir entegrasyon hedeflemektedir. Bizim için stratejik hedef, bu standartlara ulaşmaktadır. Tam üyelik olmuş, olmamış, bu önemlidir ama o kadar da önemli değildir. Birinci önceliğimiz stratejik anlamda Avrupa birliği standartlarını yakalamaktır."

 Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu’nun (TÜRKONFED) 38. Girişim ve İş Dünyası Konseyi, Orta Demokrasi Tuzağından Çıkışta Özel Sektörün Rolü Paneline katılan Bakan Zeybekci, Bakan Zeybekci, “Türkiye’nin AB ile bir vize problemi yoktur. AB’nin Türkiye ile ilgili bir vize problemi vardır. Biz 54 yıldan beri AB ile tam üyelik yürüyüşümüzü devam ettiriyoruz. Asla bu yoldan dönmeyeceğiz. Hedefimiz AB pasaportu almak değil, hedefimiz Avrupa’da serbestçe dolaşmak değil bizim insanımızın, halkımızın AB standartlarında bir Türkiye’de yaşamak hakları olduğuna inandığımız için. AB hedefimiz stratejik bir hedeftir. Orada birinci hedefimiz AB’nin tüm standartlarını, demokrasi, insan hakları, özgürlüklerde tüm alanlarda AB’nin dünyanın Gazi Mustafa Kemal’in gösterdiği muasır medeniyetler seviyesine tutturmaktır.”

Sayın bakan ülkemiz insanlarının AB standartlarında bir yaşamı hak ettiğini bunun için çabaladıklarını belirtiyor. Bunun için de AB’nin tüm standartlarının, demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin sağlanmasında çıtanın yükselmesi gerekiyor. Hukukun üstünlüğünü bu hedeflerle birleştirdiğinizde de işlem tamam olmuş olacak. Böylesi bir durumda elbette artık üye olmak veya olmamak o kadar önemli olmayacaktır. Lakin bütün mesele sayın bakanın da belirttiği bu hedeflere ulaşma yolunda karşılaştığımız engellerin nasıl aşılacağı meselesi değil mi?

Mesela biz Mustafa Kemalin göstermiş olduğu çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak isterken bu düşüncenin tersini yaşama geçirmek isteyenler 15 Temmuz darbe girişiminde bulunmadılar mı?

Bu gelişmeler de bizlere göstermektedir ki istemek ayrı bir şey istenileni hayata geçirmek ayrı bir konudur.

AB standartlarının stratejik hedef olarak belirlendiği ortamda vatandaşlarınızın ekonomik durumu dahil bütün alanlarda daha özgür bir seviyeye gelmeleri gerekiyor. Bunun için de hukuk ve adalet sistemi başta olmak üzere eğitim sisteminizi ve gelir dağılımınızı da düzeltmeniz bir zorunluluktur.

Bütün bunların yanında bir de yaşadığımız gerçeklerimiz var. Biz ülke olarak daha 12 Eylül askeri cuntanın hazırladığı Anayasadan kurtulmamışken bir de üstüne üstelik yeni bir darbenin girişimi ile karşı karşıya kaldık. Bunu sonucunda da her ne kadar bir zorunluluktan kaynaklanmış olsa da ülke genelinde OHAL ilan etmiş olan bir ülke durumundayız.

Ülkenin güney doğusunda devam eden bir çatışma ortamı var. Birçok alan güvenlik bölgesi ilan edilmiş bulunmakta. Artık konunun takipçileri bile hangi bölgenin yasak hangisinin serbest olduğunu belirlemekte sıkıntı yaşıyor.

Son dönemde siyasi ilişkilerimize baktığımızda yöneticilerimiz yüzlerini batı yerine doğuya çevirme eğiliminde görünüyor. Bütün bu gelişmeler olurken sayının bakanın açıklaması elbette içimizi ferahlatıyor. Dileriz ki sayın bakanın anlattıkları ve hedefledikleri ülkemizin genel politikası olarak yaşama geçer.