Türkiye istatistik kurumu işsizlik verilerini açıkladı. Yapılan açıklamalara göre ülkenin işsizlik durumu özetle şöyle:” İşsizlik oranı Eylül, ekim ve kasım aylarını kapsayan dönemde 0.1 puanlık artışla yüzde 10.5, tarım dışı işsizlik ise yüzde 12.6 olarak gerçekleşti. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre işsiz sayısı 104 bin artarak 3 milyon 147 bine ulaştı. Bu dönemde dikkat çeken bir gelişme de hem işveren sayısı hem de kendi hesabına çalışan esnaf ve küçük işletme sahibi sayısındaki hızlı gerileme oldu. Son 1 yılda işveren sayısı 25 bin kişi düşerek 1 milyon 205 binden 1 milyon 180 bine geriledi. Kendi hesabına çalışanların sayısı da 92 bin azaldı. 2014 Ekim'de 4 milyon 452 bin kişi kendi hesabına çalışırken 1 yıl sonra bu sayı 4 milyon 360 bine indi. Bu rakamlar aynı zamanda 2008 krizi öncesi görülen tablonun ardından en kötü duruma işaret ediyor. 2008 Ocak ayında işveren sayısı 1 milyon 63 bine gerilemişti. Daha sonra toparlanan rakam 1 milyon 328 bine kadar ulaşmıştı. Temmuz ayında 1 milyon 236 bine çıkan işveren sayısı 3 ayda 52 bin azalmış oldu. Büyük patron sayısı tepe noktasına göre ise 148 bin azalmış oldu.”
Buradan çıkaracağımız sonuz şu, kayıtlara geçen rakamlara göre
İşsizlik oranı % 10,5
Genç işsiz oranı % 19,3
İşveren sayısında da ciddi azalış var.
Yani özetle ülke ekonomisi 2008 ekonomik verilerinin düzeyine inmiş durumda.
Peki, bu durumda bile ülke siyasetinin konusu ne ve nasıl işliyor ona da bakmakta fayda var. Siyaset mekanizması ne yazık ki hiçbir alanda istikrarlı bir iyileşme sergileyemiyor. Ortaya çıkan siyasetteki kaos meselesi milli ve dini duygular ön plana çıkarılıp savaş ve çatışmalarla idare edilmeye çalışılıyor.Ülkenin insanlara kamplara ayrıştırılarak birbirine karşı hedef haline getirilmeye çalışılıyor ve böylece durumun kurturalabilineceği hesaplanıyor ki bize göre bu yaklaşımla başarıyı yakalamak mümkün değil.
Ülke kaynaklarının kullanılması durumu da otomatikman çatışma eksenli düzenlendiği için doğal olarak kaynaklarımızın askeri harcamalara gitmesi de sağlanmış oluyor. Ülkenin doğusunda son iki aylık süreç içerisinde bir savaş yürüyor. Savaş uçaklarının yapmış oldukları sortiler dikkate alındığında ortaya çıkan maliyetlerin durumu da anlaşılacaktır. Yalnız mesele bu kadarla da sınırlı değil doğu yakasında ekonomi tam bir iflas görüntüsü sergiliyor. Çünkü çatışma bölgesindeki esnaf zaten dükkânını açma fırsatı bulamazken bununla bağlantılı olarak kimse tek kuruşluk bir yatırım yapamıyor. Dükkânını açan esnaf siftah yapamamaktan şikâyet ediyor. Sınır kapılarının kapatılması güvenlik ve diğer gerekçelerle geçişlerin zorlaştırılması nedeniyle bu alana dayalı olan ekonomi de maalesef çökmüş durumda.
Peki, bu ülkenin gidişatını mevcut duygusal pohpohlamalarla, çatışma ortamıyla, komşularla çıkan sorunlarla başarılı bir şekilde yürütmek mümkün mü?
Çetelerin akademisyenleri tehdit ettiği
Çocuk ve kadınlar dâhil sivillerin çatışan taraflarca öldürüldüğü
Kaynakların silahlara aktarıldığı
İnsanların çalışma ortamı bulamadığı
Yatırım yapmanın imkânsızlaştığı
İnsanların zıt kutuplara evirildiği bir ülkede başarıyı nasıl sağlayacağız.
Bu durum böyle devam ederse ülkemizi diğer Ortadoğu devletlerinden ayıran demokratik ve laik yapının da ortadan kalkması tehlikesi ile karşı karşıya kalma riskiyle de yüzleşme durumumuz mevcut. O zaman kendimizi tam bir kaos ortamında bulacağız ve seven sevmeyen herkes leş kargası gibi üzerimize çullanacak. Ortada ne hak kalacak ne hukuk. O zaman da bu duruma sebebiyet veren sevgili siyasetçilerimizden eser kalmayacağını da hatırlatmak gerekiyor.
Kimsenin bu ülkeyi ve bu ülke insanlarına bunu yapma hakkı yok. Güç eğer adil bir şekilde kullanılırsa anlamını bulur. Eğer yöneticiler sahip oldukları gücü diğer insanları ve düşünceleri bastırmak için kendilerinden başka söz söyleyeni ortada bırakmamak için kullanırlarsa kullanılan güç o zaman zulme dönme riski taşır.
Bu ülke bu çatışmaları ve bu polemikleri hak etmiyor. Zaman varken, dönme imkânı varken siyasetçilerin masaya dönmelerinde büyük fayda vardır.
Ezme, bitirme, yok etme, ümüğünü sıkma politikaları ile başarıyı yakalamak mümkün değil. Geçici başarılar alınsa bile açılan yaralar o başarıları gölgede bırakacaktır.
Bu ülkede herkes taraf olacaksa herkesin barış ve huzurdan, hak ve hukuktan yana taraf olması gerekiyor. Bugünün güçlüsünün yarının güçsüzü olabilme hesabını yapmakta fayda var. Bu nedenle herkesin hesabını bu ülkenin çıkarlarına göre yapmasında fayda var. Hesabını kişi ve partilere göre yapanların bu hesapları bir gün mutlaka geri dönecektir. Çünkü tarihte de açık bir şekilde görüldüğü gibi parti ve siyasetçiler gidici bu ülke kalıcıdır. Bu halklar kalıcıdır. Bu insanlar kalıcıdır. Kendi gerçeğimizi ne kadar erken kabullenip buna göre şekillenirsek o kadar çabuk toparlanır ve ilerleriz.