SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI VE TOPLUMSAL ROLLERİ

Abone Ol
Sivil Toplum kuruluşları demokratik toplumun olmazsa olmazları arasında yer alan güzide yapılardır. Kişi egemenliğinden toplum egemenliğine geçişin sembolüdürler. Bu alanlarda kişilerden çok doğru zihniyet ve ortaklaşma yaşanır ve herkes alınan kararda söz ve karar sahibi olduğu için de yapılanlar topluma mal olur.
Nasıl ki diktatöryel yönetimler ile demokratik yönetimler arasında fark bulunmaktaysa kişi egemenliğindeki kurum ve yapılar ile kurumsal işleyişin ve paylaşımın var olduğu yönetim kararlarının ortaklaşılarak alındığı STK’larda da böyle bir fark bulunmaktadır.
Sivil Toplum Kuruluşları önceden belirlenen ilkeler ve esaslar üzerinde hem fikir olduklarından ve nasıl bir çalışma yapacakları kişisel keyfiyetten ziyade bir kararlaşma mekanizmasına bağlı olduğundan toplum tarafından daha rahat bir şekilde denetlenme pozisyonuna da sahip olurlar. Bu nedenledir ki yaptıkları bir uygulama aldıkları bir karar kuruluş felsefelerine ve amaçlarına uygun değil ise taban tarafından hemen eleştirilir ve kendilerini düzeltmeleri beklenir.
Günlük yaşantımızda meslek odaları, sendikalar, dernekler, yarı kamusal kurumların tamamı toplum tarafından STK olarak tanımlanmaktadır. (Bu tanımlamanın eksiklik ve yanlışlıkları var bunun farkındayız ama toplum bakış açısı ile konuya ele alacağımız için bu detaylara girmeyeceğiz.) STK’ların işleyişleri konusunda da son zamanlarda yoğun eleştiriler yapılmaktadır.
STK ve POLİTİK YAKLAŞIM
Her insanın olduğu gibi her kurumun da mutlaka bir politik yaklaşımı bulunmaktadır. Bunu yadırgamanın bir anmalı yok. Çünkü sonuç olarak her ne kadar STK dediğimiz sivil toplum kurum ve kuruluşları iktidarı hedeflemiyorlarsa da bir dünya görüşüne sahiptirler ve ilkelerini de bunu göre düzenlemektedirler. Bu hayatın olağan akışının bir gereği olarak karşımızda duran bir durumdur.
O halde eleştiriler nereden ve neden kaynaklanıyor?
Kanımızca STK’lara yönelik eleştirilerin iki boyutu bulunmaktadır. Birincisi bir sivil toplum kuruluşunun yönetimine gelen kişilerin bu kurumu kendi kişisel ve siyasal amacı olarak merdiven olarak kullanma gayretidir.
İkincisi ise bir sivil toplum kuruluşu yönetici veya yönetimlerinin kendilerini siyasal iktidar hesabı yapan siyasal partilerle özdeşleştirip bir baskı unsuru olmaktan ziyade siyasal bir duruş sergilemeleri ve kuruluş felsefelerinden uzaklaşarak siyasallaşmalarıdır.
Her iki durumda da kaybeden sivil toplum kuruluşları olmaktadır. Çünkü eleştiri merkezi konumuna düşmektedirler ve kuruluş amaçlarından sapma gösterdikleri için de toplum içinde güvenilirlikleri gittikçe kaybolmaktadırlar. Bu durum o kadar açık bir durum almaktadırlar ki artık siyasiler bile bazı Sivil Toplum Kuruluşlarının siyasal partilerin arka bahçesi olmaması konusunda uyarılarda bulunmaktadırlar.
Bu durumda sivil toplum kuruluşlarının özellikle mesleki örgütlenmeler dışında kalan kurumların toparlanmaları ve tabana dayanan bir anlayışla kişisel emellerin değil toplumsal kalkınmanın aracı olma yolunda çaba göstermeleri gerekmektedir. Burada açıkça isimlendirmek istemiyoruz ancak çok iyi bilinmektedir ki bazı sivil toplum kuruluşlarımızda veya derneklerimizdeki iç çatışmalar ve ilkelerden uzaklaşma ve kişisel çıkar ve egolar nedeniyle ciddi sıkıntılar yaşandı ve yaşanmaktadır. Bu durum hem adı geçen STK’larımızın imajlarının zedelenmesine, hem güvenirliklerinin ve tarafsızlıklarının tarumar olmasına hem de aktivistlerin kurumdan uzaklaşmalarına neden olmuştur. Bu durumda kurumun itibarı kırılmış, sözü iki para etmez hale gelmiş toplumda tartışma odağı haline gelmişlerdir. Zirve yapması beklenen imaj yerlerde süründürülmüştür. Niçin? Kişisel ego tatmini için. Üstelik bu kurumlarımız olmazsa olmaz kurumlarımızdandılar!
Bu nedenle bir hatırlatma yapmayı son görev olarak yerine getirelim. Kişisel çıkarları kurumsal çıkarların önüne alıp başarıyla yürüyeceğini zan eden yöneticilerimiz bilmelidirler ki yolları yol değil başarılı olmaları da imkan dâhilinde değil. Bugün üstü kapalı eleştiri yapıyoruz ama gerekirse isimler bazında ve kurumlar düzeyinde de eleştirilerimizi somutlaştırırız. Kimse kimseyi kandırmamalı ve bu halkın değerleri üzerinden kurnazlık yapmaya kalkışmamalıdır. İlkeler belli istenin kişilik ve nitelikler belidir. Katkı sunmak isteyen kapasitesi kadar katkı sunmalı kapasitesinin yetmediği alanlar için de çamur yapmamalıdır. Yaptıklarında aldıkları sonuç ortadadır!