SİNEMADA “YABANCI”, ALBERT CAMUS VE ABSÜRDİZM

Abone Ol

Bu sezon birbirinden ilginç filmler sinemalarda.

“YABANCI” filmi.2025 yapımı,

Fransa, Belçika ve Fas yapımı.

Yapımcı ve yönetmen: François Ozon.

Bilindiği gibi “Yabancı”,

1957 yılında Edebiyat Nobel ödülü kazanmış yazar Albert Camus’un romanlarından biri.

Albert Camus bir varoluşçu felsefecidir aynı zamanda.

“Varoluşcular Kahvesi” kitabını okudum yeniden.

Kimler yok ki kitapta; Sarte, Camus,Heidegger…

Enine boyuna tartışılır kitapta.

Albert Camus; Hayatın içsel anlamsızlığı üzerine yaptığı/yazdığı söylem ve eylemlerle bilinir.

Bu bağlamda Albert Camus, absürdizmden güç alır.

Absürdizm (SAÇMASAPANCILIK ) insanların evrende içsel değer bulabileceği fikrini sorgulayan bir felsefi bakıştır.

Albert Camus’ün düşüncesinin temelinde olan “absürt” kavramı, adından da anlaşılacağı gibi bir çelişki ve bu çelişkiden doğan anlam verilemeyen mücadeleyi içerir.

Umut eden, amaçlarına tutunan bir varlık olan insan, yaşamında anlam ve bir düzen arayışındadır.

Evren ise anlamdan bağımsız, kaotik yapısında insana istediklerini sunmaz.

Bu çelişki ve paradoks insanı hayata dair sorgulamaların içine iter.

Anlamsız olan bu dünyada, yaşamak, özgürlük, anlam nasıl bulunabilir, eylemde bulunmanın nasıl bir yolu olabilir?

İşte bu durum,samanlıkta iğne aramak gibi

Saçma sapan birabsürtlük halidir.

Bu bağlam, Camus'un romanlarında ve özellikle Yabancı ve Veba - açık bir şekilde görülür.

Camus'un dokunaklı anlatısı, okuyucuları varoluşsal sorunlarla yüzleşmeye ve hayatın kaosu arasında kişisel anlam bulmaya davet eder.

Camus’ün Yabancı ve Vebakitapları aslında

insanın bu absürt durumla nasıl başa çıkmaya çalıştığını ve anlam arayışını anlatan kurgulardan oluşur.

Romanların ana karakterleri, duygusal ve sosyal hayatta neredeyse topluma karşı tamamen yabancılaşmıştır.

Toplumsal hayattan kopuk karakterlerdir ve zaman akışında kendi gerçekleriyle yüzleşirler.

Kovid zamanında da hayata ve insanlara yabancılaşmadık mı?

Yabancılaşmak hali hayatımızda.

Yabancı kitabında betimlenen absürtlük hali,Sisifos Söyleni adlı kitabında absürtlüğü ve bu absürtlük karşısında insanın ne yapması gerektiğine yönelik

düşüncelerininkılavuzudur.

Yabancı filmine dönersek;

Filmde ve romanda baş karakter; toplumda bir yabancı Meursault.

Meursault karakterinin özellikleri;

Fransız Arthur Meursault, duyguları ve toplumsal normlarını önemsemeyi, anlamlandırma yapmayı reddeden bir karakterdir.

Kitap ve film boyunca onun bu duygusuz, sosyal hayattan kopuk ve olayları, ilişkileri umursamayan tavırlarını görürüz.

Sonunda ise bu absürt yaşamın akışında saçma, anlamsız bir cinayet işler.

Bir Arap’ı öldürür.

Bu cinayet sonrasında ise

Meursault, toplumsal normları ve toplu yaşamın gereksinimlerini temsil eden mahkeme tarafından yargılanır.

Bu yargılama da kahramanımızın hayata karşı tutumu ve davranışı kadar saçmadır.

Çünkü Meursault, adeta işlediği cinayetten bağımsız olarak yargılanır.

Neticede çok farklı zaman ve mekanlarda toplum kuralları ve adetlerine uygun davranmadığı için suçlu olduğuna inanılır ve eleştirilir.

Mesela, annesinin cenazesinde kendisine ikram edilen kahveyi içmesi ya da annesinin öldüğündeki yaşını hatırlamaması gibi.

Aslında Camus burada da inandığımız, anlam yüklediğimiz davranışların temelini bize yadırgatıcı şekilde sorgulatır.

Her şey yapay olarak kurulan ve anlam yüklenen saçma bir düzenden mi ibarettir?

Bu düzene inanmamak, ona göre yaşamamak bizi kara koyun mu yapar?

Albert Camus; İşte bütün bu anlamsızlıklardan anlam çıkarma, absürtlüğü kabullenip onunla yüzleşmeye çalışmak gerektiğini söyler.

İnanır ki, bu saçmalığın içinde onun farkında olarak yaşarsak bu çabanın içinde bir mutluluk bulabiliriz.

Absürtlüğün içinde yaşamaya çalışmak da aslında saçma bir eylemdir.

Evren insanlara ne bir anlam ne de

net bir amaç sunar.

Bu yetmezmiş gibi başta felsefeciler insanlardan sürekli bir anlam arayışı içinde olmaları ister.

Bir yandan yaşayıp hayatın anlamını sorgulamak ve ona değer vermeye çalışmak, diğer taraftan da ölümlü olduğunun farkında olup hayatının elbet bir gün sona ereceğini bilmek tam bir absürtlüktür insanın hayatında.

Bu ikilik-yaşam/ölüm- hayatın birçok alanında da keder/sevinç, iyi/kötü, güzel/çirkin gibi

farklıyönleriyle karşımıza çıkar.

Oysa hayat, olduğu gibi değil midir?

Camus, hayatın barındırdığı bu ikilikleri de kendi absürdizmini kanıtlamak için kullanır.

Yaşamın anlamsızlığı, anlam bulunabilecek ya da yok edilebilecek bir şey değildir der.

Camus’nün felsefesinin belki de en özgün yönü, bireyin dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek için çaba göstermesi ve kendi özgürlüğünü kucaklaması gerektiğini savunmasıdır.

O, insanın hayatının anlamsızlığını kabullenip

busaçmalılarla barışık bir şekilde yaşaması gerektiğini söyler ancak bu kabullenişin özgür, umursamaz bir kabulleniş olması gerektiğini de ekler.

Sonunda gelinen noktada;

Hayat hiçbir şey değildir;

Onu itina ile yaşayınız!

Bu cümle absürdizm düşüncesini özetler niteliktedir.

Hayata bir anlam yüklemek anlamsızdır, onu dilediğiniz gibi yaşayın der.

Tercih yine de insanındır; ister kalıplardan, toplumsal normlardan kopuk, ister büründüğü ya da ona atfedilen rollere girerek, isterse de hiçbir şeyi kafayı takmadan,

dünyayaumursamadan yaşamak…