SİLAHSIZ VE ŞİDDETSİZ

Abone Ol
Son günlerde çözüm süreci konusunda yapılan açıklamaların ortamı epey gerdiğini belirtmek gerekiyor. Sorunun Kürt tarafı açısından zirve açıklama “çekilmenin durdurulması” olarak karşımızda duruyor. Hükümet kanadındaki açıklama ise “ iplerin kopması” olarak.
Her iki taraftan da yapılan sert açıklamalara karşın silahların kullanımı konusunda temkinli yaklaşımların gösterilmesi konunun sevindirici yönünü oluşturmaktadır.
Çekilmenin durduğu açıklamalarına karşın birinci aşamanın tamamlandığı açıklamaları da zaten bu yönlü beklentinin boyutunu da ortaya koyuyor. Bu çekilmeye karşın anlaşılıyor ki hükümetten atılması gereken bazı adımların atılması beklenmekteymiş. Hükümetin demokratikleşme paketi olarak sunduğu yasal değişiklik çalışmasının yeterli gelmediği anlaşılıyor.
Yani PKK çekilmeyi durdurdu ancak silah kullanmayacak yani ateşkes süreci devam edecek. Zaten önümüz kış ve isteseler bile kolay bir çekilmeyi sağlamaları mümkün değil. Bu nedenle yapılan açıklamalar zorunlu olanı bir çeşit çıkışla deklere etmekten ibaret.
İmralı’nın konu ile ilgili olarak yaptığı açıklama ise devlet heyetini beklediği şeklinde gerçekleşti. Yani bu cephedeki durum hükümetin atacağı adımı beklemekten ibaret.
Hükümetin kendisi ve devlet adına nasıl bir yaklaşım göstereceği sinyalini ise Başbakanın Van Özalp konuşmasındaki satır aralarından okumak mümkün. Başbakan özetle sorunların silahsız ve şiddetsiz çözülmesi gerektiğini bunun için de zeminin siyaset alanı olduğunu belirtti.
Bu şu anlama geliyor. Başbakan diyor ki silahlı mücadele tehdidinden vazgeçin siyaseten sorunun çözümüne yaklaşım gösterin. İyi de siyaset sahnesi de bu tartışmaları yürütmek için pek de açık görünmüyor. Çünkü siyaset sahnesinin birçok aktörü siyaset yapacak koşullara sahip değil ya siyasi yasaklı ya da içerde bulunuyor. Zaten mesele de tam bu noktada sıkışmış görünüyor.
Peki, yapılması geren nedir?
Birincisi bir yerel seçim süreci yaşamaktayız. Herkes bu seçimlerde en iyi sonucu almak için elinden gelen çabaya göstermekle meşgul. Bu nedenle Mart sonunda bitecek olan bu zorlu sürecin bir de çatışma tehdidi ile ağırlaştırılmaması gerekiyor.
Tarafların birbirlerinin artı ve eksilerini miting alanlarında ve seçim çalışmalarında dile getirerek vatandaşın tavrını almayı denemelerinde büyük yarar olacaktır. Böylece atılan adımların yeterli olup olmadığı anlaşılacağı gibi bu adımlar karşısında takınılan politikanın benimsenip benimsenmediği de ortaya çıkmış olacak ve herkes buna göre gardını almayı tercih edecektir.
İkincisi Ortadoğu koşulları bir adım atmadan önce on kez düşünmeyi gerektiriyor. Dereyi görmeden paçayı sıvamamak gerektiği çok net olarak yaşanan musibetlerden de anlaşılmaktadır. Kürt konferansı meselesi, Rojavadaki durum, İran da yaşanan süreç gibi konular Kürt tarafı için yeterli çalışma alanları olarak zaten baş ağırtan konulardır. Bunlar hal edilmeden başka konulara yoğunlaşılması da beraberinde zorluklar getirecektir.
Buna karşılık Türkiye’nin belirtilen alanlardaki gelişmeleri de dikkate alarak ve ortalığı karıştırmak için bin dereden su toplayanları da hesaplayarak adım atması lazım. El Nusra ve Özgür Suriye Ordusu militanlarının Türkiye’den Suriye’ye girdikleri, İran’ın Suriye’nin hamisi konumunda olduğu, Mısır dahil yürütülen dış politikaların sorunlar oluşturduğu unutulmamalıdır. Bu durum da doğaldır ki sınıra duvar örülerek görünmez kılınamaz.
Sonuç olarak belirtmeliyiz ki Türkiye’deki Kürt sorununun çözümü konusunda yapılması gereken silahsız ve şiddetsiz bir dönem geçirmektir. Bu şekilde geçirilecek altı aylık bir dönem bazı yeni adımların atılması için de uygun zeminler oluşturabilir.