Muğla Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü ikinci sınıf öğrencisi Şerzan Kurt, Muğla’da 12 Mayıs 2010'da çıkan olayda Polis Memuru Gültekin Şahin tarafından vuruldu. Ağır yaralı olarak kaldırıldığı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde yapılan müdahaleye ve tüm çabalara rağmen kurtarılamayarak 19 Mayıs'ta yaşamını yitirdi. Şerzan Kurt'un ölümü ile ilgili olarak Muğla Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesi'nde görevli polis memuru Şahin tutuklandı.
Muğla’da meydana gelen olay ile ilgili olarak açılan dava güvenlik gerekçesi ile Eskişehir’e alındı. Eskişehir 1. Ağır ceza mahkemesinde görülen dava Cuma günü karara bağlandı. Alının kararla 2,5 yıldır tutuklu bulunan Polis Memuru Gültekin Şahin önce 8 yıl cezaya çarptırıldı ardından da tutuklu bulunduğu süre göz önünde bulundurularak tahliye edildi.
Bin bir emek vererek çocuklarını 21 yıl büyüten acılı eğitimci aile karar karşısında yıkıldı. Karara duyulan tepki ise gazete haberlerine babanın açıklamasıyla yansıdı. Baba Ömer Kurt, "Ben zaten bir kere ölmüştüm, bugün ikinci kez öldürdüler beni" dedi, mahkeme önünde "Adalete sığınıyorum, adalet neredesin?" diye feryat etti.”
İddia ve kararın birbiri ile çelişkili bir durum yarattığı da savunma makamı tarafından dile getirildi. Alınan kararda; Sanık Şahin mahkemece, önce Kurt'u öldürmekten suçlu bulunarak müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra davanın tanığı Oktay Kebapçı'nın da olay yerinde olduğu ve silahını ateşlediği öne sürülerek, sanık Şahin'e "faile yardım etmekten" ceza indirimi uyguladı. Sekiz yıl hapis cezası alan Şahin tahliye edildi.
Şerzan kurt davasında ilginçlikler birbirini izledi.
Önce mahkemenin yeri değiştirilerek izlenmesi zorlaştırıldı. Ardından ise bir dizi yargılamadan sonra dava karara bağlandı.
Davanın faili olan Gültekin Şahine faile yardım etmekten ceza indirimi yapıldı ve sekiz yıl ceza verildi.
Bu durumda fail durumunda olan Oktay kebapçı tanık olarak ifade verdi. Yani fail tanığa yardım ettiği için indirimden faydalanırken tanık fail olup yargılanmadı. Çelişkiyi anlamak bile güçlük yaratıyor. Sonuç olarak söylenecek olan bir söz varsa o da mahkeme kararının mağdur olan aileyi de davayı izleyen vicdanları da tatmin etmediğidir.
Bu davada başından itibaren edinilen izlenim failin korunduğu yönündedir. Bu kadar sıkı takip edilmesine rağmen yapılabilin tek şey katilin 2,5 yıl cezaevinde tutulabilmesidir. Mağdurun yaşadığı her yıl karşılığında katilini bir ay hapiste tutma…
Gerekçesi nasıl yazılırsa yazılsın çıkan karar kamuoyu vicdanını sızlatan bir karar olarak tarihteki yerini almış oldu. Ancak bu karar benzeri olayların artmasına da neden olabilecek bir karar olmuştur. Toplumsal gösterilerde, çıkan olaylarda kişi gözetilerek silahların ateşlenmesi durumunda insanların ölmesi halinde bile faillerin hak ettikleri cezayı almayacakları kanaati yaygınlık kazanacaktır.
Fail yapmış olduğu savunmasında aldığı emir gereği görevini yaptığını ve havaya ateş açtığını belirtmiştir. Oysa görgü tanıtları ve olayın oluş şekli ateşlemenin hedef gözetilerek yapıldığı yönünde.
Karar yargıtaya gidip değerlendirildikten sonra kesinleşecek ancak daha yargıtaya bile gitmeden insanlar sağlıklı bir kararın çıkmayacağı kanaatine sahip.
Kurt Ailesi'nin avukatı Mustafa Rollas, yaptığı açıklamada, kararın "hukuk mantığıyla açıklanamayacağını" söylemiş.
Avukat Rollas, karara itiraz edeceklerini belirttikten sonra şöyle devam etmiş: "Madem Şahin olayın faili o zaman neden suça yardımdan ceza aldı. Eğer Kebapçı fail ise neden davada sanık değil de tanık olarak bulundu ve mahkeme neden Kebapçı hakkında suç duyurusu yapmadı? Eğer Kebapçı suçluysa Şahin beraat etmeliydi. Zaten Şerzan'da tek kurşun yarası var, ikisi birden fail olamaz."
Demokratik hukuk devleti olarak adlandırılan bir sistemle yönetilen bir ülkede bir vatandaş bir polis tarafından tek kurşunla öldürülüp katili 2,5 yıl sonra serbest dolaşıyorsa durup düşünmek gerekir. Bu duruma başka ne denilebilir ki? Ömer Kurt hocanın; “Adalet neredesin?” Çığlığını iyi anlamak gerekiyor.