ŞEREF

Abone Ol

MHP lideri Devlet Bahçeli'nin, “Türkiye'nin kaymağını yiyenler, Boğaz'da, yalılarda viskisini yudumlayıp oyunu HDP’ ye veren şerefsizler. Şimdi HDP ile koalisyonu kurun.” sözlerinin yankıları sürüyor.

Şeref kelimesinin anlamını öğrenmekte fayda var.

Kelime anlamı olarak: Başkalarının gösterdiği saygının dayandığı kişisel değer, onur.

 Erdem, gözü peklik ve yetenekle kazanılmış iyi şöhret.

 Büyüklük, ululuk, üstünlük anlamına gelen erkek veya kadın adı.

Ya da insan olma erdemlerinin tümüne sahip olmak.

Ancak bütün bu anlamlarından ziyade toplum tarafından kabul edilen anlamı hakarettir.

Peki, bir insan durduğu yerde birisine veya birilerine neden hakaret etme gereği duyar. Bunun mutlaka bir gerekçesi vardır. Bu gerekçe de yüksek olasılıkla hakaret yapan insan veya insanların beklentilerinin aksine hareket etmekten ibaret olur.

Devlet Bahçeli Milliyetçi Hareket Partisinin genel başkanıdır. Yani Türk ülkücülerinin varlıklarını korumaya çalıştıkları partinin genel başkanı. Asena tarafından kurtarıldıklarına inanan bir yapıdan söz ediyoruz. Kurtarıcılarını kurt olarak gören bir algıya sahipler ve sembolleri de kurt işaretidir. Bu algılarından dolayı da sürekli karşı tarafla çatışmalı bir çizgi yürütmektedirler. Bu, bu fikre sahip olan kesimin yaklaşımı ve herkes de bunu böyle kabul etmektedir.

MHP’nin İstanbul yarası henüz çok sıcak bunu anlamak gerekiyor. Çünkü kendi deyimleri ile 76 yıllık bir geleneğe sahip oldukları halde istanbulda Halkların Demokrasi Partisi karşısında yenilgi yaşadılar. İstanbul gibi yıllardır örgütlendikleri bir alanda kendilerine göre tam zıt tarafta olan bir siyasal parti ve görüş sahiplerinin kendilerini ezerek geçmeyi hazmedemiyorlar.

Kendilerini vatanın tek sahibi ve koruyucusu gördükleri için sözüm ona Türklük ve vatan uğruna yapmayacakları bir şey olmadığı halde kendilerine göre bölücü destekli olarak gördükleri bir parti karşısında yenilgiye uğramaları veya bu partiden daha az oy alıp milletvekili çıkarmaları onları oldukça kızdırmış görünüyor. Çünkü 7 Haziran seçimlerinde Halkların Demokrasi partisi 11 milletvekili çıkarırken Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul’dan sadece 10 milletvekili çıkarabildi. Bu sonuca tepkisini de partinin Genel Başkanı Devlet Bahçeli bulduğu ilk fırsatta dile getirmiş oldu.

Buradan bir belirlemeyi tespit etmek ve hakkını vermek gerekiyor. Zaten kendileri de açıkladılar. “Biz HDP’ye oy verenlere şerefsiz demedik Boğazda viskilerini yudumlayıp manzara seyredenlere dedik” diye.

Lakin gerekçesi ne olursa olsun sonuçta eğer siz bir partiyi destekleyen bir kesime hakaret ederseniz o partinin yönetimi kalkıp size cevap vermek durumunda olur. HDP’nin yaptığı da budur.

Bahçeli ve partisinin yöneticileri daha sonra yaptıkları açıklamalarda da sözlerinin arkasında olduklarını belirtmekten geri durmadılar. Tabi bu durum da doğal olarak bir gerginlik yaratmış oluyor.

Siyasette, diplomaside, insan ilişkilerinde konuşmanın ve hitap etmenin bir adabı vardır. Buna herkesin dikkat etmesi gerekiyor. Hele hele siyasi parti başkanları veya sözcülerinin konuşurken topluma örnek olmaları gerekiyor.

7 Haziran seçimlerinin çalışmaları yapılırken de üslup konusunda sıkıntılar çekilmiş ve parti yetkilileri meramlarını birbirlerine hakaretler yağdırarak anlatma yoluna seçmişlerdi. Bizler o dönemde de siyasetçilerin kullandıkları dile ve hitap şekline dikkat etmelerini hatırlatmıştık. Çünkü kullanılan bu dil toplumda ayırımcılığı ve nefreti körüklüyor. Tavanda yaşanan tartışmaların tabana inene kadar ne kadar dallanıp budaklandığını varın siz düşünün.

Peki, bu kadar sorumsuz davranan liderlerin bulundukları bir ülkede sorunların çözümü nasıl sağlanacak.

Bir ülkenin kaderini liderlerin sinirlenme oranlarına mı bağlayacağız.

Beyefendilerin keyfine göre mi ülkenin geleceği belirlenecek.

Yok ben sinirliyim sonra mı memleketin durumuna bakalım diyecekler.

Bu işin böyle yürümeyeceğini artık liderlerin de bilmesi ve kendilerine gelmesi bir zorunluluk.

Politika şiddet içerin bir dil kullanmakla,kan üzerinden,şiddet üzerinden söylemlerle yürüyerek,toplumu bölümlere ayırmakla yürütülemez. Bunu vatansever olduğunu iddia eden Sayın Bahçelinin de diğer siyasi liderlerinin de bilmesi gerekiyor.

Kimin şerefli kimin şerefsiz olduğuna bırakalım partilerin liderleri değil de halk belirlesin. Çünkü parti liderleri henüz şerefölçer makinesi özelliğine sahip değiller.

İnsanların konuşurken empati kurmaları gerekiyor. “Elimizde 3 bin şerefsizin listesi var” diyenlerin aynı zamanda toplumu fişlediklerini ve tehdit ettiklerini unutmamak gerekiyor.

Peki, buna hakkınız var mı?

Liste düzenlemek ve insanları kendilerine oy vermedikleri veya başka partiye oy verdikleri için tehdit etmek ne kadar şerefli bir davranış?

Üstelik kendilerine şerefsizlik etiketi yapıştırılanların daha cevap haklarını da kullanmadıklarını hatırlatalım. Bakalım bu cevap MHP’ye nasıl yansıtılacak!