SENDİKADAN GREVE

Abone Ol
Cumhuriyet tarihindeki askeri darbelerin getirdiği yasaklarla tecrübelenen demokrasi mücadelesi, sendikal mücadelenin de önünde engel olarak duran bir yapıyla mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Demokrasi mücadelesi acının derin dehlizlerinde iğne ile başlatılan ışık arayışını kanla ıslatan emeğin mücadelecilerinin inanılmaz emekleri sayesinde ilerlemek durumunda kalmıştır. İnsanın fıtratında var olan insani özelliklerden ziyade iktidar anlayışının kimin elinde olacağı çatışması ve tartışması her zaman kaoslarla karşı karşıya kalmış ve istenen sonuç alınamamıştır.
Çatışmaların en iyi değerlendiricileri darbe ile iktidarı her iki tarafa da bırakmayanlar olmuştur. Bu ülkede sağcısı da solcusu da millileşme ve millileştirme çalışmaları için birbirlerinin canını alırken iktidarın nasıl ele geçirileceğinin somut göstergesini darbe yapanlar gerçekleştirmiştir.
Tabi mizan kurulurken de sağdan ve soldan eşitlik adına adamlar alınmış ve darağaçlarına asılmıştır. Şimdi konu sendika ve grev meselesi iken neden bunları anlattığımızı merak edenler olabilir ancak bunları hatırlatmadan sendikanın da grevin de anlamını anlamak pek mümkün olmaz diye düşünüyoruz.
12 Eylül rejiminin yasaklarından nasibini alan örgütlenmelerden biri de sendikalardı. Her ne kadar işçiler için sonradan sendika ve konfederasyon kurma izni çıktıysa da memurlar için kutsal devlet zedelenir gerekçesi ile sendika kurma yasakları devam etmişti.
1980’lerin son çeyreğinde memurların örgütlenme özgürlüğü ve sendika kurma fikirleri tartışılmaya başlandı. 1990’lara varıldığında ise resmen kabul edilmese bile tanınmayıp belgeleri kabul edilmese bile uluslar arası anlaşmalara dayanılarak ve anayasadaki 90. Madde dayanak gösterilerek ilk sendikalar kuruldu.
Bu sendikalar kurulurken aralarında memurların bulunduğu büyük çoğunluk temkinli yaklaşmakta hatta memurların sendika kurmalarının bir hayalden ibaret olacağı düşününülmekteydi.
1990’larda memur sendikaları basılıyor kapıları zorla kırılıyordu. Baskı olağanlaştırılmak isteniyordu. Emekten yana sol görüşlü çalışanlar tarafından ısrarla sürdürülen mücadeleler sonucunda açılan ve sonuçlanan mahkeme kararları sayesinde aslında istenenin bir hak olduğu anlaşıldı.
İlimizde memur sendikacılığı ile Tüm Bel Sen sayesinde tanışmıştık. 1991 yılında batıdan doğuya doğru örgütlenme çalışmalarını yürüten sendikacılar bu kapsamda ilimize de uğramışlardı. Yapılan görüşmeler neticesinde Tüm Bel Sen Batman Şubesini kurma kararı verildi. İlk Belgeler de ilimizin ilk valisi Tuncer Perçinlere takdim edildi. Ancak belgeler devlet erkânında sadece bir gün kaldı. Ertesi gün Polisler tarafından belgeler geri iade edildi. Gerekçe yasaların memur sendikasına cevaz vermediğiydi. Ancak bu arada sendika şubesi fiilen kuruluşunu tamamlamış ve devlet adına kanun takibatı yapan yönetime de bildirim yapılmıştı. O dönemde memurların sendikasından bahsetmek katırın doğurduğunu söylemeye benziyordu ve ne yazık ki bu fikre karşı çıkanların başında memur görevliler geliyordu.
Az gittik uz gittik dere tepe dolanbaçlı gittik ve bu güne geldiğimizde artık toplu sözleşme imzalama seviyesine gelen sendikalara sahip olduk. O zaman sendika olmaz diyen sağ cenap şu anda hükümetle toplu sözleşme görevini yerine getiren en büyük konfederasyon durumunda bulunmakta. 1 Mayıs emek bayramında kürsüsünde Bakan ağırlamakta ve zam talep etmekte. İstenenin nasıl verildiğini gördük. Bütçeye konan oranın 0,5 puan üzerine çıkılarak sözleşme teklif edildi. Bunun üzerine de KESK ve Kamu Sen’in grev kararları karşısında Memur Sen de eğitim iş kolunda greve yürüme kararı aldı.  Ülke genelinde memurlar greve gitti. Keşke greve gitme zorunda kalmasaydılar. Hükümet ilk toplu sözleşmenin hakkını kesimleri ikna ederek verseydi. Ama olmadı grev oldu.
Sendika olmaz diyenler bugün grev aşamasına geldi. Bu durumun iyi anlaşılması gerekir. Grev kimsenin istediği bir eylem türü değil ancak iktidarın da artık emekçilerin talebini görmesinde fayda var. İnsanları tahammül sınırının son noktasına getirmeden uzlaşmayı sağlamak yönetenler için önemli olmalı.