Toplum olarak uzun süredir peş peşe felaketleri seyredip duruyoruz. Orman yangınlarını ekran başında seyrederken, üzüntüden kahrolduk…
Antalya, Muğla, Manavgat, Bodrum, Kuşadası, Aydın, Adana başta olmak üzere ülkemizin pek çok yerinde büyük orman yangın felaketleri yaşandı.
Uçak, helikopter yokluğu, eksikliği falan, hava desteği sorgulandı, kısır tartışmalarla sonuç alamadık.
On binlerce futbol sahası büyüklüğünde orman alanlarımız kül oldu, ülkemizin akciğeri büyük zarar gördü, çok büyük değerlerimizi yitirdik…
Tüm yangınlar kontrol altına alındı diye sevinirken, bu kez Karadeniz’den sel felaketleri haberlerine kilitlendik…
Orman yangınları öncesinde kuraklığı tartışıyorduk, zira ülkemizin her tarafından dehşet verici haberler geliyordu.
O günlerde ülke gündeminde yaşanan kuraklığın felaket boyutlarıyla ilgili toplantılar yapılıyor, bilim insanları konuşturuluyordu.
Ülkemizdeki felaketleri özetleyen şu cümleyi bilgilerinize sunuyorum: “Yaşananlar bizlere bir kez daha göstermektedir ki ülkemiz; ‘depremler, sel, heyelan, çığ düşmesi, tsunami, gibi jeolojik ve hidrolojik afetlerden, yeraltı ve yerüstü yangın afetine, Covid-19, Marmara denizinde yaşanan müsilaj gibi biyolojik afetlerden, kuraklık, fırtına, aşırı sıcaklık gibi meteorolojik afetlere’ kadar yani ‘Doğa Kaynaklı Afetlere’ karşı savunmasız durumdadır.”
Evet, bu cümle doğa kaynaklı felaketleri özetlemiş, ancak ‘savunmasız durumda’ olduğumuz ifadesine katılmıyorum…
İnsanoğlu doğa/tabiat ile barışık yaşamak zorundadır.
Allah’ın ‘kün’ emriyle hareket eden doğa, hataları affetmez, kendisinden alınanları geri alır.
Rabbim, Karadeniz sel felaketinde hayatlarını kaybeden insanlarımıza rahmet etsin, acılı ailelerine sabır versin. Onların acısını paylaşıyorum.
Felaketin boyutları bildiğimizden çok daha korkunçtur. Her gün hayatını kaybeden en az on kişi bilgisi veriliyor sadece.
Kayıpların isim listesi kamuoyuna duyurulmuyor, neden?..
Şu gerçeği kesinlikle unutmayalım; Karadeniz’de bir kez daha yaşanan sel felaketi, insanoğlunun eliyle doğaya yapılan müdahalenin acı sonuçlarıdır…
Rum Suresi ayet 41: “İnsanların kendi işledikleri (kötülükler) sebebiyle karada ve denizde bozulma ortaya çıkmıştır. Dönmeleri için Allah, yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını (dünyada) onlara tattıracaktır.”
BİR YIL SONRA YİNE FELAKET…
Evet, doğaya, tabiata verdiğimiz zarar, hatalarımızdır söz konusu olan. Dolayısıyla, “Sel felaketi” deyip geçemeyiz. İnsan kaynaklı çok faktör sel felaketlerinin temel nedenidir.
Geçen yıl yine Ağustos ayında Karadeniz’de sel felaketi yaşanmış, Rize, Trabzon, Samsun ve Giresun’da vahim tablolar haber olmuştu.
Bir yıl sonra yine Karadeniz’de sel felaketi yaşanıyorsa, imardaki çarpık yapılaşma, rant ve dere yataklarına kurulan yerleşim yerlerini oturup düşünmek ve tedbir almak zorundayız. TBMM Başkanı bile bu gerçeğe açıkça dikkat çekti, dere yataklarının imara açılmasını eleştirdi.
Bir yıl önce felaket yaşanmıştı ve bugünkü Tarım ve Orman Bakanı Pakdemirli; “Ben de ilk defa böyle büyük bir taşkın böyle büyük bir afet görüyorum. Gerçekten şehrin tamamen silüeti değişmiş durumda. Şehrin seviyesi değişmiş durumda. Şu anda 2-3 metre yükseklikte toprağa basıyoruz ama tahmin ediyorum dün bulunduğumuz yer 2-3 metre daha aşağıdaydı.”
Ne çabuk unuttuk o günleri? Giresun Vali Yardımcımız Hasan Tanrıseven’in paylaşımları vardı, çünkü kentindeki 7 insan o felakette hayatını kaybetmiş, yüzlerce Batmanlı duyarlı insanımız, “Geçmiş olsun Giresun” paylaşımları yapıyordu.
Son günlerde Karadeniz kentlerinde yaşanan felaketin benzeri geçen yıl yaşandığında, burada iki günlük makale yazmıştım. Şu ifadelerim önemlidir, hatırlatmak isterim: ‘Doğa bu kez Giresun’da hataları affetmedi…
Dere yatakları üzerinde inşa edilen binaların alt katları dağlardan kopup gelen taş, çamur ve balçıklarla doldu…
Hatalı olan insanlardır…
Giresun’da dere yatağında mahalle inşa edilmiş. Azgın sular dağları aşacak değil ya, yolunu bulacaktır ve bulmuştur…
Giresun’da ve tüm Karadeniz’de yaşanan sel felaketlerinden dersler çıkarılmalıdır. Ancak bu dersi çıkaracağımıza kesinlikle inanmıyorum…
Devasa dere yataklarının üzerinde inşa edilen köprülerin altındaki menfezleri gördünüz mü?
Sanki birileri kasıtlı olarak her yeni sel felaketinde yeniden köprü inşa ederek para kazanma hesabı yapıyormuş gibi küçük menfezler yerleştirmişe benziyordu…’
Bu sözler geçen yılki yazımdan. Bir mühendis değilim ama dar düz köprülere dikkat çekmiştim. Geçtiğimiz günlerde Karadeniz sel bölgesine giden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Osmanlı dönemindeki gibi kemer köprüler için şu açıklamayı yapmıştı: “Helikopterde Adil Bakanıma söyledim; artık düz köprü değil kemer köprü ile de işte biliyorsunuz, bütün bu ağaçlar geliyor ve buraları tıkıyor. Mümkün olduğunca da betondan öte bunları inşallah taş köprü olarak da kemer köprüyü yapıp, bunların köprü altından gitmelerini de sağlamış olacağız. Bunun proje çalışmalarını da bakanlık şu anda yürütüyor.”
Bir yıl önce ne kadar isabetli bir değerlendirme yaptığım ortada değil mi?
Bir yıl önce ne kadar isabetli bir değerlendirme yaptığım ortada değil mi? 600 yüzyıl önce Ergene Çayı üzerinde inşa edilen dünyanın en uzun taş köprüsü ile ilgili fotoğrafı bilginize sunuyorum.
Devamı yarın