Batman’ın eski Belediye Başkanlarından merhum Şevki Akın’ın eski evinin bulunduğu o daracık pasajın hemen yanı başında şimdilerde otoparka dönüştürülen alan, bu şehrin ilk sinemalarından olan ‘Seyran Sineması’ydı ve genellikle film izlediğimiz sinema salonlarından biriydi. Çocukluğumuzun geçtiği o sokaklarda yarım asır öncesini anarak, acısıyla tatlısıyla geçmişteki günlerimizi hatırlayıp hüzünleniyoruz…
BELLEĞİMİZ SİLİNMESİN…
Belleğimiz silinmesin diye sürekli yazıyoruz ve söylüyoruz:
“Şehir mekanları yaşayan hafızalardır.”
Kuşkusuz şehirler ya da kentler sadece yapılar, yollar ve AVM’lerden ibaret değil, aynı zamanda eski dokularıyla bir bellektir.
Petrolün başkenti Batman’ın eski yerleşim yerlerinin her caddesi, sokağı, güzergahı, çarşısı, pazarı ve her eski binası bir hikaye taşır.
1958’de Cumhuriyet Meydanı’nı oluşturan Kaymakam Altay Kancaal’dır.
Kancaal’dan önce kaymakamlık görevini geçici bir süreyle Recep Aslan da yapmış ama bu şehrin ilk temel harcını atan kaymakam, sonradan kurum değiştirerek TPAO’ya geçen Kancaal olmuş.
Batman’ın ilk kaymakamı Kancaal, 1. Cadde ile 2. Cadde’nin kesiştiği ara caddede eğitimci merhum Cemil Manap’ın babasına ait kaymakamlığın olduğu kerpiç konağın öyküsüne de ayrı bir başlık atmak gerek.
Bu bina her ne kadar kaymakamlık binası olarak hizmet vermişse de zemin katı da Süvari Birliği’ymiş.
O bina günümüzde 2 katlı beton yapıya dönüştürülmüş ama o konağın hikayesi ilginçliklerle dolu.
Cumhuriyet Alanı’ndan İluh Tepesi’ne kadar yürüdüğünüzde geçmişin izlerine de rastlarsınız.
O yapılar eski de olsa bu şehrin bir hafızasıdır.
1950’li Yıllarda ‘nahiye’ olan Batman’ın ilk nahiye müdürlerinden biri de Kayhan ailesi olmuş.
Kayhanların oturduğu iki katlı ev, 2. Cadde’nin devamı olan Gök Taksi’ye yakın bölgede.
O yapı şimdilerde lokantaya dönüştürülmüş.
Geçenlerde gazeteci arkadaşım İrfan Tapan ve Midyatlılar Derneği Başkan Yardımcısı Hüseyin Arık ile Ulu Cami ve çevresindeki sokaklarda gezinirken, o dar sokakların olduğu gibi durduğunu görmekten mutlu olduk.
Ama modernleşme adına hızla yapılaşan, şehrin diğer semtlerini bu belleği silme tehlikesiyle karşı karşıya bırakmış.
Eski kaymakamlık binasının olduğu o dar sokakta, Konyalı Hüseyin Usta’nın TPAO’daki eski buzhanede çalışırken getirdiği o buzları yaz tatilinde satarak geçimini sağlardı.
Günümüzde Alo Tevşo köy pazarının adını alan o güzergahın çevresindeki dar sokaklar, aslında bu şehrin bireysel ve toplumsal hafızalarının kesişim ve birleşim noktası olduğunu bizlere anımsatıyor.
Kuşkusuz, çocuklukları o eski yerleşim birimlerinde geçenler halen oraya olan duygusal bağlarını koparmış değil.
ANIMSAMA MEKANLARI
Günümüzde kentsel dönüşüm projeleri, hızlı ve çarpık yapılaşma yüzünden ne yazık ki o eski yerleşim birimlerini birer birer yok ettiği için, kent hafızasının da silindiği kimsenin farkına varmadığı bir durum belki de.
Beton, ne yazık ki hafızayı kalın bir örtüyle örtüyor maalesef.
Betonlaşma, adeta bir canavar gibi şehrin eski dokusunu birer birer yutuyor.
Bu da kuşkusuz şehir hafızasına en büyük darbeyi vuruyor.
Oysa geçmişle bağ kurabilen şehir ve mekanlar, o küçük hikayelerini de korur.
Ama günümüzde ne acı ki o eski yapıları korumak yerine, yeni yapılarla o hafızanın parçalarını silip atıyor.
Oysa 60 yıl öncesinde bu şehirde hamamlar, konaklar, hanlar, sinema salonları ve pasajlar kente ayrı bir kültürel zenginlik ile renk katmıştı.
Bir zamanların yaşantısına tanıklık eden o eski yapılardan şimdi söz edebiliyor muyuz?
Bir dönemlerin sessiz yapılarından kaçını şu an görebiliyoruz?
Günümüzde elimizde kala kala 85 yıllık DDY Garı, lojmanları ve TPAO’nun eski lojmanları kaldı.
Yenimahalle’deki eski cezaevinin yıkık duvarı, DDY Batman Garı’nın hangar önündeki taşların estetik güzelliği yolcular kadar bizi de hüzünlendiriyor.
1940’lı Yıllarda DDY Batman Garı’nda tren seferlerinde yolculuk yapanların ilk durağı istasyon bahçesi olurdu.
O bahçe de şen günlerinden uzak ve derin bir sessizlik içinde.
Özetle; bu şehrin ilk yerleşim bölgeleri günümüzde her ne kadar kaderine terk edildiyse de orası bizim belleğimizdir, hafızamızdır.
Eski mekanlar davetkârdır, misafirperverdir.
O yüzden şehirde yaşayanları ve şehrinden uzakta olanları bu misafirperverlikten mahrum etmeyelim.
Eski yapıları olabildiğince koruyalım ki geçmişimizi bulalım.
Mekanik ömrünü tamamlayan yapıları desteklerle eski yapısını koruyup, modernleştirerek günümüze kazandıralım.
Bu kazanç, eski yerleşim yerlerini çekim merkezine dönüştürecektir.
Bu son notumuz da yetkili ve ilgililer için olsun.
Sağlıcakla kalın…