SAVAŞ VE BARIŞ

Abone Ol
Savaş ve barış dünyaca tanınan bir romanının adı. Ama biz o niteliğinden ziyade yaşam üzerindeki etkilerinden bahsetmek istiyoruz.
Dünyanın değişik yerlerinde paylaşım savaşları sürüp gitmektedir. Bu durumun sonsuzluğa kadar süreceği görünüyor ancak kendilerini bu girdaptan kurtaranlar rahat bir yaşam süreceklerdir. Aksi halde bu döngü onların kaderi olmadığı halde kader olarak boyunlarında kalacaktır.
 Çoğu alanda aslında savaşa gerek olmadığı halde etkinliğin kimde olduğunun gösterilmesi açısından savaşlar çıkarılmaktadır. Bazı alanlarda da var olan sorunların deşilmesi sayesinde ortam cehenneme dönüştürülmektedir.
Savaşların adının savaş olması için illa da tanklarla, toplarlarla, orduların karşı karşıya gelmesi ile savaş uçaklarının kullanılması ile cephelerde mevzilerin kazılması ile bir çatışma yaşanması gerekmiyor. Sonuçları ila eğer bir çatışma yıkımlara neden oluyorsa o savaştır. Kıyamet kopmadan bile insanların tek tek kıyametleri koptuğu gibi.
İstatistikî rakamların yüksekliği veya azlığı da bu olguyu değiştirememektedir.
Her tartışma, her çatışma, her savaş mutlaka ama mutlaka bir gün barışla notalanmak zorundadır. Aklın yolu da, kazanılan tecrübeler de bunu göstermektedir. Bu sürenin uzatılması sadece daha fazla canların yok olmasına neden olmaktadır.
Bakın yanı başımızda 1990dan beri sürmekte olan çok acımasız bir savaşa tanıklık ettik. Irak savaşına. Körfez krizi ile başlayan milyonlarca insanın ölümüne neden olan Irakı yerle bir eden mücadeleden sonra ABD savaşın bittiğini resmen ilan etti. Bu savaş Saddam diktatörlüğünü yıktı. Yerine henüz taşları yerine oturmamış ve oturması için de epey zaman geçmesi gereken bir sistem bıraktı. Bu sistem değişikliği aslında bu kadar kayıp verilmeden de çok rahat bir şekilde eski sistem sahipleri tarafından gerçekleştirilebilirdi. Ama yapmadılar. Yapmadıkları gibi yaptıkları saldırılarla, güçlerine duydukları güvenle ülkelerini tar-u-mar edilmeye müsait bir hale getirdiler. Ve en çok güvendikleri dağlara kar yağdı. En çok dayandıkları ülkelerin saldırılarına maruz kaldılar. Hiç beklemedikleri anda ava çıkarken avlandılar.
Denilebilir ki evet doğrudur ama bizimle ne ilgisi var? Aslında düşünen, düşündüklerinden sonuçlar çıkaran, gören gördüklerinden düşünceler çıkaran insanlar için çok anlamlı bir örneklemeyi sunmak istedik. Gözünün önündeki sonuçları bile görmekten aciz olan idarecilerle, duyğgularla, ajitasyonlarla ülke idare eden yöneticilerle bir yere varılamayacağı açıktır.
Medeni dünya sınırları çizmek için girdiği ikinci dünya savaşında 52 milyon insanın yaşamını yitirmesine neden olduktan sonra bu gün o sınırları ortadan kaldırmak için uğraşmaktadır. Girmeye çalıştığımız AB bunun somut örneğidir. Demek ki önemli olan bir çizginin nereden geçtiği değil ne işe yaradığıdır.
Ülkemize bakalım bir çakıl taşı edebiyatı yapanlar, çocuklarına deniz kenarındaki villalarda askerlik yaptıran başbakanlar şimdi nerededirler? Bu ülkede faili meçhul cinayetleri devlet politikasına dönüştürdükleri iddia edilen yöneticiler nerededirler?
O gün öyle icap etti diyeceklerine neden bu gün için icap edeni söylemiyorlar?
Kimse bizi işgal etmedi. Bir uluslar arası savaş yaşamadık ama son çeyrek asırdır içerde yaşadıklarımız savaş tahribatından daha beter oldu. Kaybedilen değerlerimiz bir cephe savaşında bile kaybedilemeyecek kadar çok.
Hatırlarsanız bir 3 Eylül günü ilimizde bu çatışmalardan kaynaklanan gerekçelerden dolayı Mehmet Sincar silahlı saldırı sonucun yaşamını yitirmişti. Hatırlarsanız o günkü devlet yöneticileri öldürülen bir milletvekilinin cenazesinin halkı tarafından gömülmesine bile müsaade etmemişti.
O yöneticilerin nerede ve ne işler yaptığını bilen var mı?
Geçen gün 1 Eylül dünya barış günü nedeniyle Salih, Sedat, Sofi ve Sadi’ye adanan bir miting yapıldı. Bu alanda bulunun onbinlerce insan barışı haykırdı. Kürsüde konuşanlar barışı dinlendirdi. Barış olsaydı, çatışmalar yaşanmasaydı bu dört değerli canı da yitirmemiş olacaktık. Huzurlu olacaktık, güçlü olacaktık.
Barış olsun artık istiyoruz.
Silahlar sussun artık istiyoruz.
Arkadaşlarımız anılarımızda değil yanımızda yaşasın istiyoruz.
Bunu için de bırakın muhataplık tartışmasını direk, dolaylı, fasolu, fasosuz nasıl istiyorsanız öyle yapın ama bir birinizle görüşüp bu savaşı durdurun.
Bir birinizle görüşmek zorundasınız!