Türkiye 7 Haziranda gideceği genel seçimle 25. Dönem milletvekillerini seçme yarışı yapıyor. Seçime katılan 20 siyasal parti kendi programları ile halkın desteğini kapma derdinde. İttifaklar, bağımsız seçime girmeler, vaadler hep buna göre düzenlendi.
Her şeye rağmen siyasal iktidar AK Parti, iktidarı elden bırakmamak için elinden geleni yapıyor.
Ne imkân varsa,
Hangi değerle oy toplanacaksa,
Kime gidilecekse,
Ne söylenecekse yapıyor.
Muhalefet iktidarı koltuğundan indirip iktidar olmak için programlarını, beyannamelerini, seçim vaatlerini ardı ardına açıklıyor. Yüklenmek için, indirmek için ne gerekiyorsa yapıyor.
Ancak bütün bunlara rağmen sahnede değerlendirmeye alınacak başarıyı gösterecek parti sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor, geçmeyecek.
Türkiye bu karşılıklı uğraşlara rağmen bir savaşa değil bir seçime gidiyor. Her ne kadar milletin temsilliyetine layık olmaya çalışan siyasilerin söylemleri bir savaş alanına çağırma edasında olsa bile. Her ne kadar siyasi temsiliyetler birbirlerine karşı ağza alınmayacak sözler saffetseler bile. Her ne kadar hainlik eleştirileri ayyuka çıkmış olsa bile ülke bir savaşa değil bir seçime gidiyor.
Bu nedenle temel görevleri toplumda dirlik, birlik, çatışmasızlık, hoşgörü, anlayış ve sakinlik sağlamak olan siyasilerin bu amaçtan uzaklaşmış olmalarını dikkate almayıp sakin olmak lazım.
Çünkü istesek de istemesek de 8 Haziran sabahı uyananlar sandıktan çıkan sonuçlarla karşı karşıya kalacak ve çıkan bu sonuçtan ülkeyi en iyi şekilde idare etmek ve ileriye taşımak için en iyi formülü bulmaya çalışılacaktır. Sonuç ne çıkarsa çıksın birileri mutlaka sonuçların yönlendirildiğini, adaletin sağlanmadığını, koşulların eşit olmadığını dile getirecektir. Bunların bir bölümü doğru olacak bir bölümü de kaybetmenin derin acısını yansıtacaktır. Yine de sular durulacak ve yeni yöntemlerle yeniden nasıl kazanılması gerektiğinin hesapları yapılacaktır.
Türkiye genelindeki gerginliklerin yanı sıra bir de bölgemizin hassas durumu var. Bölgemizde AKP ve HDP Kürt temsilliyetini kendisinde toplamak adına mücadele ediyorlar. Diğer siyasi partilerin varlığını inkar etmiyoruz ancak bu partiler bölgede tabela partisi konumundadırlar. Alacakları birkaç binlik oy ise halkı temsil etmelerini değil kendi varlıklarını ortaya koymaya yönelik olarak algılanması gerekiyor.
Bu nedenle bu iki siyasi partimizin son haftaya girerken oldukça dikkatli davranmalarında yarar görmekteyiz.
Bir de HÜDA PAR’ın durumu var. Bildiğimiz kadarıyla bölgede bağımsız aday destekleyen bu partinin çalışmaları konusunda sıkıntı yok. Şırnak’taki üzücü hadiseyi saymazsak bir sorun da yaşanmadı yine de bu partinin üyeleri ve yandaşları da HDP tabanı ve seçmeni de ellerinden gelen hassasiyeti göstermeli ve çatışma ortamından uzak durmalıdırlar. Bu alanda bir çatışmanın hiç kimseye fayda getirmeyeceğini her halde her iki tarafın temsilcileri daha iyi biliyorlardır. Bu nedenle silahlı çatışmanın yanlış olduğunu bir kez daha vurgulamakta fayda var. Sonuçta bir seçime gidiliyor ve bu başta da dediğimiz gibi bir savaş değil seçimdir.
AKP’nin seçimde kullandığı önemli argümanlara bakmakta fayda var. AKP din eksenli çalışmayı daha uygun görmüş olan partidir. Elinde sistemin, devletin ve siyaset merkezlerinin olanakları var. Bu nedenle bir yandan olanakları kullanarak (ekonomik, siyasi, sosyal) vatandaşın cebine ve midesine ulaşmaya çalışırken diğer yandan dini ve taraftarlığı kullanarak beyinlere hitap edip sandıktan çıkmayı hedefliyor. Bölgenin hassasiyeti olan Kürt meselesinde de asıl temsilcinin kendisi olduğunu belirtiyor. Bu anlayışla da elindeki bütün kozları paylaşıyor. Cumhurbaşkanı,Başbakan,Bakanlar,Bilal,Vakıflar,STK’lar kim ve ne gerekiyorsa oy toplamak için devrede amaç buradan gerekli desteği almak.
Buna karşılık HDP çevresi de boş durmuyor. HDP de toplumun bütün katmalarını temsil eden adayları sahneye çıkardı. Dindarıyla yetinmedi bütün inançları temsil eden adaylar çıkardı, Bütün etnik yapıları partisinde toplamaya çalıştı, Cinsiyet temsilliyetini en iyi değerlendiren ve adaylarının neredeyse yarısını kadınlardan seçen bir parti oldu. Kürt temsilliyeti ve sorununda da tek muhatap olduğunu vurgulamaya devam ediyor.
Bu durumda halkın nasıl bir tercih kullanacağını da 8 Haziranda görmüş olacağız. Kürtler sağ,muhafazakar,liberal bir partiden yana mı oy kullanacak yoksa yenilikçi,demokrat, eşitlikçi,emekten yana tavır alan bir partiden yana mı?..
Tercih ve taraf ne olursa olsun bizim önerimiz herkesin ve herkesimin sakin bir seçim geçirilmesi için elinden gelen çabayı göstermesidir. Biz 8 Haziranda oylar sayılıp sonuçlar açıklandığında herkesin evinin yolunu tuttuğu bir zamanda kimsenin mezarlıklara gitmesini istemiyoruz. Kimse ölsün, yaralansın, ezilsin, yıkılsın istemiyoruz. Bu nedenle herkese sakin olunması için çağrıda bulunuyoruz. Sakin lütfen sakin olunsun. Bir savaşa değil bir seçime gidiyoruz. Empati kuralım kimseye yanlış yolları göstermeyelim ve yanlışa izin vermeyelim.