<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Batman Çağdaş Gazetesi</title>
    <link>https://www.batmancagdas.com</link>
    <description>Batman son dakika haberleri anında Batman Çağdaş'ta. Batman'dan güncel haberler, siyaset, spor, Batman Petrolspor, hava durumu ve namaz vakitleri için güvenilir ve doğru tek adres.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.batmancagdas.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 Batman Çağdaş. Tüm hakları saklıdır. İçerikler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 28 Aug 2026 02:42:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Eylül ayından sonra daha yoğun bir ilaç krizi beklendiği ileri sürüldü]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/ilac-alarmi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/ilac-alarmi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Batman'daki kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlara erişimde yaşanan sorun bir süredir devam ediyor. İlaç fiyatlarının belirlenmesinde kullanılan kur ile gerçek euro kuru arasındaki farkın firmaların ilaç tedarik kararlarını etkilediğini belirten Batman'daki bazı eczacılar, sonbahar ayları için dikkat çeken uyarıda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>“EKSİKLİK HAD SAFHAYA ÇIKABİLİR”</h3>

<p>Batman'daki eczacılar özellikle kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan bazı ilaçların erişiminde yaşanan sorunlara bir kez daha dikkat çekti. Eczacılar, asıl problemin dışa bağımlı olunan ve özellikle kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlarda görüldüğünü belirtti. Eylül ayında okulların açılması, havaların soğumaya başladığı dönemle birlikte bulaş riskinin artabileceğine işaret eden eczacılar; “Şu anda reçete sayıları henüz ilk seviyelerde. Var olan kaynaklarla durumu idare etmeye çalışıyoruz. Ancak kış sezonuyla birlikte özellikle çocukların birbirlerine hastalık bulaştırması ve bu hastalıkları evlerine taşıması nedeniyle sağlık ocakları ve hastanelerde normal kapasitenin üzerinde hasta bakıldığını görüyoruz. Reçete sayılarının normalin üzerine çıkmasıyla birlikte mevcut ilaç eksikliği daha da had safhaya çıkabilir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="Eczane-2" class="detail-photo img-fluid" height="434" src="https://batmancagdascom.teimg.com/batmancagdas-com/uploads/2026/08/eczane-2.webp" width="650" /></p>

<h3>“İLAÇTA İKİ TEMEL SORUN VAR”</h3>

<p>Batman'daki eczacılar ilaçlarda iki temel soruna dikkat çekti. Fiyat ve ham madde. Ham madde sorununun yaşandığını belirten eczacılar şöyle konuştular: “Türkiye ilaç sanayisinde önemli bir noktada. Ancak ilaç ham maddelerinde dışa bağımlıyız. Ham maddeleri ağırlıklı olarak Çin, Hindistan ve Kore gibi Uzak Doğu ülkelerinden getiriyoruz. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki sorunlar nedeniyle deniz taşımacılığında rotalar değişiyor. Bu da hem maliyetleri hem de ulaşım süresini artırıyor. Ham madde fiyata geç ulaştığında üretim de aksıyor. Fabrikanın elinde ham madde yoksa ilaç üretimi duruyor veya azalıyor. Üretim planlamaları aksadığında vatandaşın ilaca ulaşması gecikiyor. İlaç bulamadığında vatandaşlarımızın paniğe kapılmasını istemiyoruz. Eczacılar olarak hastanın tedavisinin aksamaması için alternatif yolları araştırıyoruz. Kendi eczanemizde yoksa depolara bakıyoruz. Özellikle kronik hastalığı bulunan vatandaşlarımızın ilaçlarını son güne bırakmadan hekim ve eczacılarıyla iletişim halinde olmaları önemli.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>NEZAHAT SUMBÜL</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/ilac-alarmi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/ilac-6.webp" type="image/jpeg" length="54996"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Karaciğerin sessiz sinyallerine dikkat]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gözle görülmeyen ve uzun süre hiçbir belirti vermeyen karaciğer kitleleri, çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen ortaya çıkıyor. Erken evrede fark edilen karaciğer kitlelerinde tedavi başarısının önemli ölçüde arttığına dikkat çeken uzmanlar, tanıda yaşanan gecikmenin ise hastalığın seyrini olumsuz etkileyebileceğini belirtiyor. Daviva Avcılar Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Prof. Dr. Cem İbiş, karaciğer kitlelerinin türleri, risk faktörleri ve güncel tedavi seçenekleri hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Karaciğerde saptanan kitlelerin, köken aldıkları doku ve hücre yapısına göre temel olarak iyi huylu ve kötü huylu olmak üzere iki ana gruba ayrıldığını belirten Prof. Dr. Cem İbiş, klinik vakalarda genellikle iyi huylu kitlelerle daha sık karşılaşıldığını ifade etti.</p>

<p>Karaciğerin geniş rezerve ve yüksek yenilenme kapasitesine sahip olması nedeniyle bu kitlelerin uzun süre belirgin bir şikâyete yol açmadan ilerleyebildiğini belirten İbiş, şunları söyledi:</p>

<p>'Bu kitleler çoğunlukla başka bir nedenle yapılan rutin ultrason kontrollerinde tesadüfen tespit edilmektedir. Genellikle çevre dokulara yayılım göstermez ve büyüme hızları oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman ameliyatsız, yalnızca düzenli radyolojik takiple kontrol altında tutulabilirler.'</p>

<p><strong>Karaciğerdeki kötü huylu kitlelerin iki kaynağı bulunuyor</strong></p>

<p>Kötü huylu kitlelerin ise iki farklı şekilde geliştiğini kaydeden Prof. Dr. Cem İbiş, ilk grupta doğrudan karaciğerin kendi dokusundan kaynaklanan tümörlerin yer aldığını, ikinci grupta ise vücudun başka bir bölgesinde başlayan kanserli hücrelerin kan yoluyla karaciğere yayılmasıyla oluşan kitlelerin bulunduğunu belirtti. Günlük sağlık kontrolleri ve muayenelerde en sık rastlanan kötü huylu kitle türünün de bu yayılımla oluşan ikincil kitleler olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>'Nedeni açıklanamayan kilo kaybı ve iştahsızlığı önemseyin'</strong></p>

<p>Karaciğer dokusunun oldukça esnek ve dirençli olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Cem İbiş, bu nedenle tümörlerin erken aşamalarda genellikle belirgin bir şikayete yol açmadığını söyledi. Kitle büyüdükçe veya organ zarını germeye başladıkça bazı belirtilerin ortaya çıkabileceğini belirten İbiş, 'Sağ üst karın bölgesinde dolgunluk hissi, ağrı, nedeni açıklanamayan kilo kaybı, iştahsızlık ve halsizlik gibi belirtiler görülebilir' dedi.</p>

<p>Hastalığın gelişimindeki en kritik risk faktörleri arasında kronik Hepatit B ve Hepatit C enfeksiyonları, aşırı alkol tüketimi ve kontrolsüz karaciğer yağlanmasına bağlı gelişen siroz tablosunun yer aldığını belirten İbiş, özellikle kronik karaciğer hastalığı veya hepatit taşıyıcılığı bulunan kişilerin rutin taramalarını aksatmaması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>'En başarılı sonuçlar erken dönemde elde edilir'</strong></p>

<p>Karaciğer tümörlerinin yönetiminde en başarılı sonuçların, kitlenin henüz organ dışına yayılmadığı ve karaciğer fonksiyonlarının korunduğu erken dönemde elde edildiğini ifade eden Prof. Dr. Cem İbiş, görüntüleme teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde günümüzde çok küçük boyutlu kitlelerin dahi kolaylıkla teşhis edilebildiğini belirtti.</p>

<p>Cerrahi müdahalenin karaciğer tümörlerinde hastalığı kontrol altına almanın genellikle en etkili yolu olduğunu kaydeden İbiş, karaciğerin kendini yeniden büyüterek tamamlama yeteneği sayesinde tümörlü bölgenin sağlıklı doku sınırlarıyla birlikte güvenle çıkarılabildiğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Son yıllarda yaygınlaşan kapalı cerrahi yöntemlerin ameliyat sonrası önemli avantajlar sağladığını belirten İbiş, bu yöntemler sayesinde ameliyat sonrası ağrının belirgin şekilde azaldığını, enfeksiyon riskinin düştüğünü ve hastaların çok daha kısa sürede günlük yaşamlarına dönebildiğini aktardı.</p>

<p>Prof. Dr. Cem İbiş, cerrahiye uygun olmayan vakalarda ise kitlenin yakılması ve damardan lokal kemoterapi uygulanması gibi alternatif yenilikçi yöntemlerle de başarılı sonuçlar alınabildiğini belirterek, risk faktörlerini bilmenin, düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemenin ve olası belirtileri ciddiye almanın büyük önem taşıdığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/karacigerin-sessiz-sinyallerine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="86157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ameliyatsız obezite tedavisinde yeni dönem: POSE-2 yöntemi uygulanıyor]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem-pose-2-yontemi-uygulaniyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem-pose-2-yontemi-uygulaniyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Obezite tedavisinde ameliyatsız yöntemler her geçen gün yaygınlaşırken, Bursa Medicana Hastanesi'nde uygulanan POSE-2 yöntemiyle cerrahi işlem olmadan kalıcı kilo kaybı hedefleniyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, yöntemin özellikle ameliyat olmak istemeyen hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Obezite tedavisinde ameliyatsız yöntemler her geçen gün yaygınlaşırken, Bursa Medicana Hastanesi'nde uygulanan POSE-2 yöntemiyle cerrahi işlem olmadan kalıcı kilo kaybı hedefleniyor. Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Murat Keskin, yöntemin özellikle ameliyat olmak istemeyen hastalar için önemli bir alternatif sunduğunu belirtti.</p>

<p>Obezite tedavisinde günümüzde farklı seçenekler bulunduğunu ifade eden Doç. Dr. Murat Keskin, son dönemde yaygın olarak kullanılan zayıflama iğnelerinin yan etkileri nedeniyle bazı hastalar tarafından tercih edilmediğini söyledi. Mide balonu uygulamasının ise kalıcı bir yöntem olmadığını belirten Keskin, hastaların bir süre sonra yeniden kilo alabildiğini dile getirdi.</p>

<p>Kalıcı ve ameliyatsız bir tedavi arayan hastalar için endoskopik tüp mide yöntemlerinin geliştirildiğini kaydeden Keskin, 'Daha önce uygulanan endoskopik sleeve gastroplasti yönteminde zamanla dikişlerde gevşeme olabiliyor ve hastalar yeniden kilo alabiliyordu. Yeni nesil POSE-2 yönteminde ise mideye tam kat dikişler atılarak mide hacmi küçültülüyor ve hastanın kilo vermesi sağlanıyor' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>POSE-2 yönteminin en büyük avantajının hastanede kalış süresinin oldukça kısa olması olduğunu vurgulayan Keskin, 'Ağrı, bulantı ve kusma gibi yan etkiler çok az görülüyor. Vücudun herhangi bir yerinde kesi bulunmuyor. Hastalar bir gece, hatta bazı durumlarda hastaneye yatış bile gerekmeden tedavilerini tamamlayabiliyor. İşlem tamamen anestezi altında ve karbondioksit gazı kullanılarak gerçekleştirildiği için hava kaçağı ve gerginlik gibi riskler de en aza indiriliyor' diye konuştu.</p>

<p>Yöntemin ABD Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) onaylı çalışmalarla desteklendiğini belirten Keskin, 'POSE-2 yöntemi başta Amerika olmak üzere birçok ülkede uygulanıyor. Biz de ülkemizde bu yöntemi ilk uygulayan merkezlerden biriyiz. Genellikle vücut kitle indeksi 30'un üzerinde olan ve ameliyat olmak istemeyen hastalara öneriyoruz. Diyet ve egzersizle birlikte uygulandığında başarı oranı daha da yükseliyor. Hastalar ilk 3 ayda kilolarının yüzde 20 ila 30'unu verebilirken, devam eden süreçte yüzde 10 ila 20 oranında kalıcı kilo kaybı sağlanabiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>POSE-2 yöntemiyle kilo vermeye başlayan hasta Ayşe Durmaz ise uzun süredir kilo problemi yaşadığını ve diyetlerle istediği sonuca ulaşamadığını söyledi. Durmaz, 'Öncelikle zayıflama iğnesini düşündüm ancak yan etkilerinden dolayı cesaret edemedim. Daha sonra bu yöntemi araştırdım ve uzman görüşü aldıktan sonra yaptırmaya karar verdim. Henüz bir haftada 6 kilo verdim. Kendimi çok tok hissediyorum. Eskiden sürekli yemeklere ilgi duyuyordum, şimdi sadece bakıp geçiyorum. Daha önce yeterince su içemezken şimdi rahatlıkla su tüketebiliyorum. Kendimi çok iyi hissediyorum ve gönül rahatlığıyla tavsiye ediyorum' dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem-pose-2-yontemi-uygulaniyor</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/ameliyatsiz-obezite-tedavisinde-yeni-donem-pose-2-yontemi-uygulaniyor.jpg" type="image/jpeg" length="19052"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kaçmaz bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikler konusunda uyardı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/gastroenteroloji-uzmani-dr-kacmaz-bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-konusunda-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/gastroenteroloji-uzmani-dr-kacmaz-bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-konusunda-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Kaçmaz, bağırsak alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler ve dikkat edilmesi gereken belirtiler hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel Hatem Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Kaçmaz, bağırsak alışkanlıklarında meydana gelen değişiklikler ve dikkat edilmesi gereken belirtiler hakkında bilgi verdi.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kaçmaz, 'Uzun süren kabızlık, sürekli ishal, kabızlık ve ishal dönemlerinin dönüşümlü yaşanması, dışkı çapında incelme, dışkıda kan görülmesi ve dışkılama sonrasında bağırsakların tam boşalmadığı hissi gibi belirtiler dikkate alınmalıdır' dedi.</p>

<p><strong>Bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin nedenleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bağırsak alışkanlıklarındaki değişikliklerin birçok farklı nedenden kaynaklanabileceğini belirten Dr. Hüseyin Kaçmaz, bazı değişikliklerin geçici olabileceğini, bazılarının ise daha ciddi sağlık sorunlarına işaret edebileceğini ifade etti.</p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kaçmaz, 'Beslenme düzeninde meydana gelen değişiklikler, lif alımının aniden artırılması veya azaltılması, yetersiz sıvı tüketimi ile yağlı ve baharatlı yiyeceklerin aşırı tüketilmesi bağırsak hareketlerini etkileyebilir. Bağırsak enfeksiyonları, irritabl bağırsak sendromu (IBS), Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuvar bağırsak hastalıkları da ishal, kabızlık veya her iki durumun dönüşümlü yaşanmasına neden olabilir. Antibiyotikler, müshiller ve demir takviyeleri gibi bazı ilaçlar da bağırsak fonksiyonlarında değişikliğe yol açabilir. Bunların yanı sıra stres ve kaygı, tiroit bozuklukları, çölyak hastalığı ve bazı durumlarda kolon kanseri de bağırsak alışkanlıklarını etkileyebilir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Her değişiklik hastalık anlamına gelmez'</strong></p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Kaçmaz, 'Beslenme düzenindeki değişiklikler, yetersiz sıvı tüketimi, hareketsizlik, stres, seyahat ve bazı ilaçların kullanımı bağırsak düzenini geçici olarak etkileyebilir. Ancak değişikliğin uzun sürmesi, giderek artması veya başka yakınmaların eşlik etmesi durumunda bir gastroenteroloji uzmanına başvurulması gerekir' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Erken tanı tedavi başarısını artırabilir</strong></p>

<p>Gastroenteroloji Uzmanı Dr. Hüseyin Kaçmaz, 'Kişinin kendi bağırsak düzeninin dışında gelişen ve kalıcı hâle gelen değişiklikler önemsenmelidir. Özellikle dışkıda kan, açıklanamayan kilo kaybı, kansızlık veya karın ağrısı varsa vakit kaybetmeden hekime başvurulmalıdır' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/gastroenteroloji-uzmani-dr-kacmaz-bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-konusunda-uyardi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/gastroenteroloji-uzmani-dr-kacmaz-bagirsak-aliskanliklarindaki-degisiklikler-konusunda-uyardi.jpg" type="image/jpeg" length="25612"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sabah yorgunluğunun nedeni yalnızca uykusuzluk olmayabilir']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sabah-yorgunlugunun-nedeni-yalnizca-uykusuzluk-olmayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sabah-yorgunlugunun-nedeni-yalnizca-uykusuzluk-olmayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yeterli süre uyunmasına rağmen sabahları yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın yalnızca uyku süresiyle ilişkili olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, 'Düzensiz uyku saatleri, gece ekran kullanımı, geç saatlerde yemek yemek, kafein ve alkol tüketimi uyku kalitesini bozabilir. Bunun yanı sıra uyku apnesi, tiroit hastalıkları, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi sağlık sorunları da sabah yorgunluğuna neden olabilir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yeterli süre uyunmasına rağmen sabahları yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın yalnızca uyku süresiyle ilişkili olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, 'Düzensiz uyku saatleri, gece ekran kullanımı, geç saatlerde yemek yemek, kafein ve alkol tüketimi uyku kalitesini bozabilir. Bunun yanı sıra uyku apnesi, tiroit hastalıkları, vitamin ve mineral eksiklikleri gibi sağlık sorunları da sabah yorgunluğuna neden olabilir' dedi.</p>

<p>Sabahları yorgun uyanmanın uyku süresinden bağımsız olarak uykunun kalitesini veya vücudun ritmini olumsuz etkileyen faktörlerden kaynaklanabileceğini dile getiren Medical Park Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Elif Ulusoy Demir, uykunun dinlendirici olabilmesi için yalnızca yeterli süre uyumanın değil, uykunun kesintisiz ve kaliteli olmasının da önemli olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>'Yeterli süre uyumak dinlenmiş uyanmak için tek başına yeterli değil'</strong></p>

<p>Uyku kalitesinin vücudun biyolojik yenilenmesiyle yakından ilişkili olduğunu dile getiren Uzm. Dr. Demir, 'Yeterli bir süre uyunsa dahi uykunun mimarisini oluşturan derin uyku ve REM evreleri kesintiye uğradığında vücut ihtiyaç duyduğu hücresel onarımı ve zihinsel dinlenmeyi tamamlayamaz. Uykunun sürekliliğini bozan mikro-uyanmalara, sirkadiyen ritim uyumsuzluklarına ve vücudun gece boyunca dinlenme moduna geçmesini engelleyen çevresel ve zihinsel faktörlere dikkat edilmelidir. Sabah dinç uyanabilmenin temel belirleyicisi, yatakta geçirilen toplam saatten ziyade uykunun ne kadar kesintisiz, düzenli ve derin bir kalitede sürdürülebildiğidir' şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>'Sabah yorgunluğunun altında uyku apnesi olabilir'</strong></p>

<p>Uyku apnesinin sabah yorgun ve dinlenmemiş uyanmanın en sık karşılaşılan tıbbi nedenlerinden biri olduğunu kaydeden Uzm. Dr. Demir, 'Uyku sırasında solunumun tekrarlayan biçimde durması, kandaki oksijen seviyesinin düşmesine ve beynin uykuyu bölerek vücudu uyandırmasına yol açar. Kişi gece uyandığının farkına varmasa bile uyku bütünlüğü bozulduğu için derin uykuya geçemez ve sabah sanki hiç uyumamış gibi bitkin uyanır' dedi.</p>

<p>Uyku apnesinin belirtilerine de dikkat çeken Uzm. Dr. Demir, 'Gürültülü ve şiddetli horlama, uykuda nefesin kesildiğinin yakınlar tarafından gözlenmesi, gece boğulma hissiyle veya ağız kuruluğuyla uyanma ve gece sık idrara çıkma başlıca gece belirtileridir. Sabah baş ağrılarıyla uyanma, gün içinde aşırı uyku hali, odaklanma güçlüğü, unutkanlık ve çabuk sinirlenme gibi bulgular da uyku apnesini düşündürür' açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>'Demir eksikliği ve kansızlık hastalıkları da yorgunluğa neden olabilir'</strong></p>

<p>Demir eksikliği, kansızlık, B12 eksikliği ve tiroit hastalıklarının da sabah yorgunluğuna neden olabileceğini belirten Uzm. Dr. Elif Ulusoy Demir, şu bilgileri paylaştı: 'Demir eksikliği, kansızlık, B12 eksikliği ve tiroit hastalıkları vücudun enerji üretimini ve oksijenlenmesini bozarak sabah yorgunluğuna doğrudan neden olabilir. Bu hastalıklar dokulara taşınan oksijen miktarını azaltabilir, kan yapımını ve sinir iletimini olumsuz etkileyebilir, bazal metabolizma hızını yavaşlatıp genel enerji kullanımını düşürebilir. Bu nedenle kişiler yeterli süre uyusa dahi sabahları ağır bir bitkinlik, zihinsel bulanıklık, kas-eklem ağrıları ve uyanmakta güçlük çekme şikâyetleri yaşayabilir.'</p>

<p><strong>'Stres ve zihinsel yorgunluk sabah dinlenmiş uyanmayı engelleyebilir'</strong></p>

<p>Stres, yoğun çalışma temposu ve zihinsel yorgunluğun uyku sürecini de etkileyebileceğini ifade eden Uzm. Dr. Demir, 'Zihinsel olarak yoğun ve stresli geçen günlerin ardından vücutta kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının seviyesi yüksek kalabilir. Bu durumda vücudun gece boyunca ihtiyaç duyduğu dinlenme ve onarım moduna geçmesi zorlaşabilir. Zihin ve beden sürekli tetikte olduğunda uykuya dalmak güçleşebilir, derin uyku ve REM evrelerinin süresi kısalabilir' dedi.</p>

<p><strong>'Gece geç saatlere kadar ekran kullanmak uyku kalitesini bozabilir'</strong></p>

<p>Gece geç saatlere kadar telefon ve bilgisayar kullanılmasının uyku kalitesini ve sabahki enerji düzeyini olumsuz etkileyebileceğini söyleyen Uzm. Dr. Demir, 'Ekranlardan yayılan mavi ışık, vücudun doğal biyolojik saatini bozarak uykuya geçişi sağlayan melatonin hormonunun üretimini baskılayabilir. Bunun yanı sıra ekran kullanımı zihni sürekli uyararak bedenin gevşemesini ve uykuyu başlatmasını zorlaştırabilir. Melatonin baskılanması ve zihinsel uyarılma sonucunda derin uykuya geçiş zorlaşabilir, uykunun yenileyici etkisi azalabilir. Bu durum, kişi gece boyunca yeterli süre yatakta kalsa bile sabahları düşük enerji ve dinlenememişlik hissine neden olabilir' dedi.</p>

<p><strong>'Geç saatte yemek, alkol ve fazla kafein tüketimine dikkat'</strong></p>

<p>Gece geç saatlerde yemek yemek, alkol ve fazla kafein tüketmenin de sabah yorgunluğuna yol açabileceğini dile getiren Uzm. Dr. Demir, şunları söyledi: 'Geç saatlerde yenen ağır yemekler sindirim sisteminin gece boyunca çalışmasına yol açarak vücudun dinlenme moduna geçmesini engelleyebilir. Kafein, vücutta uzun süre kalarak uykunun gelmesini ve derinleşmesini zorlaştırabilir. Alkol ise ilk etapta uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi görünse de uykunun kalitesini düşürür, en dinlendirici evrelere geçmeyi engeller ve gece boyunca kısa süreli uyanmalara yol açabilir.'</p>

<p><strong>'Baş ağrısı, nefes darlığı ve çarpıntı eşlik ediyorsa dikkat'</strong></p>

<p>Sabah yorgunluğuna baş ağrısı, baş dönmesi, nefes darlığı veya çarpıntı gibi şikâyetlerin eşlik etmesi durumunda dikkatli olunması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Demir, 'Sabah yorgunluğuna eşlik eden bu şikâyetler, durumun basit bir yorgunluktan ziyade tıbbi bir hastalığa işaret edebileceğini düşündürür. Uyku apnesi, demir eksikliği anemisi, tiroit bozuklukları, kardiyak hastalıklar veya yüksek tansiyon gibi sistemik hastalıklar bu belirtilerin altında yatabilir. Bu nedenle en kısa sürede bir hekime başvurulmalıdır' dedi.</p>

<p><strong>'2-3 haftadan uzun süren yorgunlukta doktora başvurulmalı'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sabahları yorgun uyanma halinin 2-3 haftadan uzun sürmesi durumunda doktora başvurulması gerektiğini kaydeden Uzm. Dr. Demir, 'Düzenli uyku saatleri, beslenme düzeni, stres yönetimi, aktif ve hareketli bir yaşam ile mavi ışıktan uzak durmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri uygulanmasına rağmen yorgunluk devam ediyorsa doktora başvurulmalıdır. Eğer yorgunluğa gündüz aşırı uyku hali, uykuda nefes kesilmesi, baş ağrısı, çarpıntı, nefes darlığı, istemsiz kilo kaybı, kas-eklem ağrıları veya belirgin odaklanma güçlüğü gibi şikâyetler eşlik ediyorsa en kısa sürede tetkik yapılması gerekir. Günlük yaşamı ve işleri aksatacak seviyeye ulaşan veya aniden başlayıp giderek artan yorgunluklarda da altta yatabilecek hastalıkların belirlenmesi önemlidir' dedi.</p>

<p><strong>'Daha dinç uyanmak için uyku düzenine dikkat edilmeli'</strong></p>

<p>Daha dinç uyanmak isteyen kişilerin uyku düzenine ve günlük yaşam alışkanlıklarına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Demir, 'Hafta sonları dahil her gün aynı saatte yatıp aynı saatte uyanmaya özen gösterilmeli. Sabahları ilk 30 dakika içinde doğal gün ışığına çıkılmalı ve yatmadan en az 1-2 saat önce ekran kullanımı azaltılmalı. Uykudan en az 3 saat önce beslenme ve kafein alımı sınırlandırılmalı, gün içerisinde düzenli fiziksel aktivite yapılmalı. Bu düzenlemeler uyku kalitesini artırarak güne daha enerjik başlamaya yardımcı olabilir' diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sabah-yorgunlugunun-nedeni-yalnizca-uykusuzluk-olmayabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/sabah-yorgunlugunun-nedeni-yalnizca-uykusuzluk-olmayabilir.jpg" type="image/jpeg" length="70988"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sıvı kaybı böbrek taşı riskini artırıyor']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekerek, 'Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en etkili adımı su içmektir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekerek, 'Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en etkili adımı su içmektir' dedi.</p>

<p>Yaz aylarında artan hava sıcaklıkları ve terlemeyle birlikte yaşanan sıvı kaybı, böbrek taşı oluşumu ve böbrek taşı ağrısı nedeniyle hastaneye başvuruların artmasına neden olabiliyor. Liv Hospital Vadi İstanbul Üroloji Uzmanı Doç. Dr. Eymen Gazel, sıcak havalarda yeterli su tüketiminin önemine dikkat çekerek, 'Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en etkili adımı su içmektir' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Sıcak havalarda idrar daha yoğun hale geliyor'</strong></p>

<p>Yaz aylarında böbrek taşı ve özellikle böbrek taşı ağrısı nedeniyle hastaneye başvurularda artış görüldüğünü belirten Doç. Dr. Eymen Gazel, bunun en önemli nedeninin sıcak havalarda terlemeyle birlikte vücudun daha fazla sıvı kaybetmesi ve yeterli su alınmadığında idrarın daha yoğun hale gelmesi olduğunu söyledi.</p>

<p>Doç. Dr. Eymen Gazel, 'Normalde idrarımızda taş oluşumuna neden olabilecek mineraller çözünmüş halde bulunur. Ancak idrar miktarı azalıp yoğunluğu arttığında bu maddelerin kristalleşmesi ve zaman içinde taş haline gelmesi kolaylaşır. Farklı ülkelerde yapılan geniş epidemiyolojik çalışmalar da sıcak havalarda böbrek taşı ataklarının arttığını gösteriyor. Dolayısıyla yaz aylarında sadece güneş yanığına veya sıcak çarpmasına değil, böbreklerin susuz kalmasına da dikkat etmek gerekiyor' dedi.</p>

<p><strong>Günde ne kadar su tüketilmeli?</strong></p>

<p>Günlük tüketilmesi gereken su miktarının kişinin kilosu, fiziksel aktivitesi, hava sıcaklığı ve terleme miktarına göre değişebileceğini belirten Gazel, şöyle devam etti: 'Burada tek bir rakam vermek biraz yanıltıcı olabilir. Çünkü kişinin kilosu, fiziksel aktivitesi, hava sıcaklığı ve terleme miktarı değişiyor. Güncel Avrupa Üroloji Birliği (EAU) kılavuzları, taş hastalarında genel olarak günde yaklaşık 2,5-3 litre sıvı alımını ve bunun sonucunda 24 saatte 2,5 litrenin üzerinde idrar çıkışını hedeflemeyi öneriyor. Su, tercih edilmesi gereken temel içecek. Sıcak havalarda terleme arttığı için alınması gereken sıvı miktarı da bunun üzerine çıkabilir. Bu nedenle benim hastalara pratik önerim şu: 'Sadece kaç litre su içtiğinize değil, idrarınızın rengine ve miktarına da dikkat edin.' Açık renkli ve yeterli miktarda idrar, genellikle iyi hidrasyonun pratik göstergelerinden biridir. Kalp veya böbrek yetmezliği gibi sıvı kısıtlaması gerektiren hastalıkları olan kişiler ise doktorlarının önerdiği miktarın dışına çıkmamalıdır.'</p>

<p><strong>'Daha önce taş düşürenler daha dikkatli olmalı'</strong></p>

<p>Daha önce taş düşürmüş olmanın tekrar taş oluşturma açısından daha yüksek riske işaret ettiğini söyleyen Gazel, yaz aylarında sıcaklık ve sıvı kaybının da eklenmesiyle riskin daha fazla önem kazandığını ifade etti. Gazel, 'Ancak 'bir kez taş düşüren mutlaka tekrar taş düşürür' demek de doğru değil. EAU verilerine göre ilk kez taş oluşturan kişilerde 5 yıllık nüks oranı yaklaşık yüzde 26 olarak bildiriliyor; tekrarlayan taş hastalarında risk belirgin şekilde daha yüksek. Genel olarak farklı çalışmalarda 5 yıllık tekrarlama riski yaklaşık üçte bir ile yüzde 50 arasında bildirilebiliyor. Bu nedenle daha önce taş düşürmüş bir kişinin özellikle yaz aylarında 'Ben bunu daha önce yaşadım, yine yaşayabilirim' diyerek su tüketimine ve beslenmesine daha fazla dikkat etmesi gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'Şiddetli ağrıya ateş ve titreme eşlik ediyorsa dikkat'</strong></p>

<p>Böbrek taşının en tipik belirtisinin genellikle belin yan tarafında başlayıp kasığa doğru yayılabilen, oldukça şiddetli ve dalgalar halinde gelen ağrı olduğunu söyleyen Gazel; buna bulantı, kusma ve idrarda kanın eşlik edebileceğini belirtti. Gazel, 'Ancak her taş ağrı yapmaz. Böbreğin içinde bulunan küçük taşlar bazen yıllarca hiçbir belirti vermeden kalabilir. Özellikle şiddetli ağrıya ateş veya titreme eşlik ediyorsa, idrar yapamama varsa, tek böbrekli bir hastada tıkanıklık düşünülüyorsa veya kişinin genel durumu hızla bozuluyorsa bu durum ciddiye alınmalıdır. Çünkü tıkalı bir böbrekte enfeksiyon gelişmesi ürolojik açıdan acil bir durumdur. Böyle bir hastada sadece ağrı kesici verip evine göndermek doğru değildir; böbreğin drenajının acilen sağlanması gerekebilir' dedi.</p>

<p><strong>'Her böbrek taşı ameliyat gerektirmiyor'</strong></p>

<p>Böbrek taşı tespit edilen her hastanın ameliyat olması gerekmediğinin altını çizen Gazel, tedavi süreciyle ilgili şu bilgileri paylaştı: 'Taşın boyutu, bulunduğu yer, idrar yolunu tıkayıp tıkamadığı, enfeksiyon olup olmadığı ve hastanın şikâyetleri tedavi kararını belirliyor. Özellikle küçük üreter taşlarının önemli bir bölümü herhangi bir cerrahi işlem gerektirmeden kendiliğinden düşebiliyor. Uygun hastalarda ağrı kontrolü ve gerektiğinde taşın düşmesine yardımcı olan ilaç tedavileri kullanılabiliyor. Taşın alınması gerektiğinde ise günümüzde oldukça gelişmiş, çoğunlukla kapalı yöntemler kullanıyoruz. ESWL, yani vücut dışından şok dalgalarıyla taşı kırma; üreteroskopi ve lazerle taş kırma; böbrekteki daha büyük taşlarda ise küçük bir kanaldan girilerek yapılan perkütan nefrolitotomi (PCNL) başlıca yöntemler. Yani bugün böbrek taşı tedavisi denildiğinde akla ilk olarak 'açık ameliyat' gelmemeli. Çoğu hastada çok daha küçük kesilerle, hatta doğal idrar kanalından girilerek tedavi yapılabiliyor.'</p>

<p><strong>'Susamayı beklemeyin'</strong></p>

<p>Yaz aylarında böbrek sağlığını korumak için vatandaşlara önemli önerilerde bulunan Doç. Dr. Eymen Gazel, sözlerini şöyle tamamladı: 'Ben bunu birkaç basit cümleyle özetleyebilirim: Birincisi, susamayı beklemeyin. Özellikle sıcak havalarda düzenli olarak su tüketin. İkincisi, terliyorsanız sadece su kaybettiğinizi düşünmeyin; idrarınızın da azaldığını unutmayın. Böbrek taşı açısından asıl problem, idrarın yoğunlaşmasıdır. Üçüncüsü, tuzu ve aşırı hayvansal proteini azaltın. Sağlıklı ve dengeli beslenin. Dördüncüsü, daha önce taş düşürdüyseniz bunu sıradan bir olay olarak görmeyin. Taş hastalığı tekrarlayabilen bir hastalıktır ve uygun önlemlerle tekrar riski ciddi ölçüde azaltılabilir. Yeterli sıvı alımının taş nüksünü azalttığını gösteren çalışmalar da mevcut. Son olarak: Şiddetli böğür ağrısı, idrarda kan, ateş-titreme veya idrar yapamama gibi belirtileri 'nasıl olsa taştır' diye geçiştirmeyin. Özellikle ağrıya ateş eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir. Yazın böbrek taşı riskini azaltmanın en ucuz, en kolay ve en etkili adımı hâlâ aynı; su içmek.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/sivi-kaybi-bobrek-tasi-riskini-artiriyor.jpg" type="image/jpeg" length="47453"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı Dr. Öğr. Demiroğlu'ndan 40 yaş üstü gebelik uyarısı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/uzmani-dr-ogr-demiroglundan-40-yas-ustu-gebelik-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/uzmani-dr-ogr-demiroglundan-40-yas-ustu-gebelik-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, ileri yaş gebeliklerinde anne ve bebeğin sağlığı açısından gebelik öncesi değerlendirme ve düzenli takiplerin önemine yönelik uyarılarda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, ileri yaş gebeliklerinde anne ve bebeğin sağlığı açısından gebelik öncesi değerlendirme ve düzenli takiplerin önemine yönelik uyarılarda bulundu.</p>

<p>Son yıllarda kadınların eğitim, kariyer ve sosyal yaşam gibi nedenlerle annelik planlarını daha ileri yaşlara ertelemesiyle birlikte 40 yaş ve üzerindeki gebelikler de daha fazla gündeme geliyor. Uzmanlar, ileri yaş gebeliklerinde anne ve bebeğin sağlığı açısından gebelik öncesi değerlendirme ve düzenli takiplerin önemine dikkat çekiyor. Medical Point Gaziantep Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 40 yaş ve üzerindeki gebeliklerin günümüzde daha sık görüldüğünü belirterek, ileri yaşta gebelik planlayan kadınların gebelik öncesinde doktor kontrolünden geçmesinin önemli olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>'40 yaş gebelik için kesin bir engel değildir'</strong></p>

<p>İleri yaşın tek başına gebeliğe engel olmadığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 'Günümüzde kadınlar çeşitli nedenlerle anne olmayı daha ileri yaşlara bırakabiliyor. 40 yaş ve üzerinde sağlıklı bir gebelik ve doğum mümkündür. Ancak yaş ilerledikçe bazı gebelik risklerinin artabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle gebelik planlayan kadınların önceden değerlendirilmesi ve gebelik sürecinin yakından takip edilmesi önem taşır' dedi.</p>

<p><strong>'Gebelik öncesi değerlendirme büyük önem taşıyor'</strong></p>

<p>40 yaş ve üzerindeki gebeliklerde anne adayının genel sağlık durumunun değerlendirilmesinin önemli olduğunu vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, gebelik öncesinde mevcut hastalıkların ve kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 'Gebelik öncesinde tansiyon, kan şekeri, tiroit fonksiyonları ve genel sağlık durumu değerlendirilmelidir. Anne adayının kullandığı ilaçlar varsa bunların gebelik açısından uygunluğu da doktor tarafından ele alınmalıdır. Ayrıca gebelik öncesi dönemde folik asit kullanımı konusunda da hekim önerisi alınmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'Riskler yaşla birlikte artabiliyor'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri anne yaşında gebelikte bazı risklerin daha sık görülebileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, özellikle gebelik şekeri, gebelikte yüksek tansiyon ve kromozomal anomaliler açısından değerlendirme ve taramaların önem kazandığını kaydetti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, '40 yaş ve üzerindeki gebeliklerde gebelik şekeri ve hipertansif gebelik hastalıkları açısından daha dikkatli olunması gerekebilir. Bunun yanı sıra bebeğin kromozomal özellikleriyle ilgili bazı riskler de anne yaşıyla birlikte artabilir. Bu nedenle uygun tarama testlerinin zamanında yapılması önemlidir' ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>'Düzenli takip sağlıklı gebelik için önemli'</strong></p>

<p>İleri yaş gebeliklerinde düzenli doktor kontrollerinin anne ve bebeğin sağlık durumunun takip edilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, anne adaylarının gebelik sürecinde kendilerine önerilen kontrolleri aksatmaması gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, '40 yaş ve üzerindeki anne adaylarının gebeliklerini daha bilinçli ve planlı şekilde sürdürmeleri gerekiyor. Yaş tek başına gebeliğin olumsuz sonuçlanacağı anlamına gelmez. Önemli olan gebelik öncesinde doğru değerlendirme yapılması ve gebelik boyunca anne ile bebeğin sağlık durumunun düzenli olarak takip edilmesidir' diye konuştu.</p>

<p>Dr. Öğr. Üyesi Çağdaş Demiroğlu, 40 yaş ve üzerinde gebelik planlayan kadınların herhangi bir endişe yaşamaları halinde gebelik öncesi dönemde kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalarının sağlıklı bir gebelik süreci açısından önemli olduğunu sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/uzmani-dr-ogr-demiroglundan-40-yas-ustu-gebelik-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 10:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2024/02/gebelik-5.jpg" type="image/jpeg" length="77444"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baş dönmesi ve mide bulantısı kadınlarda kalp krizi belirtisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadınlarda kalp krizi belirtilerinin erkeklerden farklı seyredebildiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Hatice Bütül Erer, baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk ve sırt veya çene ağrısının da kalp krizinin habercisi olabileceğini belirtti. Erer, özellikle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kalp-damar şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kadınlarda kalp krizi belirtilerinin erkeklerden farklı seyredebildiğine dikkat çeken Kardiyoloji Uzmanı Hatice Bütül Erer, baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk ve sırt veya çene ağrısının da kalp krizinin habercisi olabileceğini belirtti. Erer, özellikle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kalp-damar şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Kadınlarda kalp krizi her zaman göğsün ortasında hissedilen baskı veya ağrıyla ortaya çıkmayabiliyor. Baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk, sırt veya çene ağrısı gibi belirtiler de kalp krizinin habercisi olabiliyor. Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü'nden Hatice Bütül Erer, kadınlarda kalp hastalıklarının erkeklerden farklı belirtiler gösterebildiğine dikkat çekerek, özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıkların da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunduğunu kaydeden Erer, genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. 2011-2022 yılları verilerini inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranının 18-54 yaş grubundaki kadınlarda yüzde 3,1, erkeklerde ise yüzde 2,6 olduğu bildirildi.</p>

<p><strong>Duygusal stres kadınlarda kalp krizini tetikleyebilir</strong></p>

<p>Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalığın da görülebileceğini belirten Erer, özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonuna (SCAD) da dikkat çekti.</p>

<p>Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD'ın kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>Kalp krizi her zaman göğüs ağrısıyla gelmiyor</strong></p>

<p>Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtilerinin erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabileceğini belirten Erer, göğüs ağrısının yerinin ve niteliğinin değişebileceğini, yanma şeklinde bir ağrının da ortaya çıkabileceğini söyledi.</p>

<p>Erer, 'Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir' değerlendirmesinde bulundu.</p>

<p>Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesinin önem taşıdığını belirtti.</p>

<p><strong>Menopoz sonrası başlayan kalp-damar şikâyetleri önemsenmeli</strong></p>

<p>Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerektiğini aktaran Erer, yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.</p>

<p>Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetlerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Erer, belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolünün her zaman gerekli olmayabileceğini ifade etti.</p>

<p>Ancak 40'lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsünün birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler riskin ortaya konması gerektiğini kaydeden Erer, güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcılarının tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabileceğini söyledi.</p>

<p><strong>Erken doğum kalp-damar hastalığı riskini artırabilir</strong></p>

<p>Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonlarının ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşıdığını belirten Erer, preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesinin de önem taşıdığını belirtti.</p>

<p><strong>'Kırık kalp sendromu' kalbi gerçekten etkileyebiliyor</strong></p>

<p>Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından birinin de 'Kırık Kalp Sendromu' olduğunu belirten Erer, yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablonun özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi.</p>

<p>Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıkların da kırık kalp sendromunu tetikleyebildiğini ifade eden Erer, göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromunun başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebileceğini belirtti.</p>

<p>Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesinin tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturduğunu aktaran Erer, hastanın klinik durumuna göre tedavi planlandığını söyledi. Çoğu hastada kalp fonksiyonlarının haftalar içinde belirgin şekilde düzeldiğini belirten Erer, ancak kırık kalp sendromunun tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonların gelişebileceğini, nadiren ölümcül sonuçların da ortaya çıkabileceğini ifade eden Erer, kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiğini belirterek olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınmasının kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşıdığını vurguladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/bas-donmesi-ve-mide-bulantisi-kadinlarda-kalp-krizi-belirtisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/bulanti-bas-agrisi.webp" type="image/jpeg" length="49062"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her şişlik ödem değildir]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/her-sislik-odem-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/her-sislik-odem-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bacaklarda şişliğin, kalınlaşmanın veya şekil bozukluklarının toplumda sıklıkla genel bir 'ödem' problemi olarak değerlendirildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, her bacak şişliğinin aynı nedene dayanmadığını söyledi. Görünüşte benzerlik gösteren lipödem ve lenfödem; oluşum mekanizmalarının, klinik belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından birbirinden farklı iki hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Baysal, bacaklarda görülen şişlik, kalınlaşma ve şekil bozukluklarının doğru değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman hekim muayenesinin çok önemli olduğunu belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bacaklarda şişliğin, kalınlaşmanın veya şekil bozukluklarının toplumda sıklıkla genel bir 'ödem' problemi olarak değerlendirildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, her bacak şişliğinin aynı nedene dayanmadığını söyledi. Görünüşte benzerlik gösteren lipödem ve lenfödem; oluşum mekanizmalarının, klinik belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından birbirinden farklı iki hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Baysal, bacaklarda görülen şişlik, kalınlaşma ve şekil bozukluklarının doğru değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman hekim muayenesinin çok önemli olduğunu belirtti.</p>

<p>Lipödemde yağ dokusunun anormal ve simetrik birikimi ön plandayken, lenfödem lenf sıvısının dokularda birikmesiyle ortaya çıktığını, lipödemin genellikle iki bacağı benzer şekilde etkilediğini ve ayakların çoğunlukla korunurken, lenfödemde şişliğin ayaklara kadar ilerleyebildiğini ve zamanla ciltte kalınlaşma görülebildiğini söyleyen Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, bu iki hastalığın birbirinden ayrılmasının, uygulanacak tedavinin doğru belirlenmesinin de önemli olduğunun altını çizdi.</p>

<p><strong>Vücudun lipödem hakkında verdiği mesajlar</strong></p>

<p>Lipödemin yağ dokusunun anormal, orantısız ve çoğunlukla simetrik birikimiyle seyreden kronik bir hastalık olduğunu kaydeden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, çoğunlukla kadınlarda görüldüğünü, hastalığın genellikle ergenlik, gebelik, doğum sonrası dönem ve menopoz gibi hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkabildiğini veya ilerleyebildiğini ifade etti. Baysal, 'Lipödemde temel belirtiler çok önemlidir. Kalça, uyluk ve bacaklarda belirgin yağ birikimi olur. Bacaklar kalınlaşmasına rağmen ayak sırtı ve parmaklar genellikle normal görünür. Bu, lipödem açısından önemli bir klinik ipucudur. Etkilenen bölgelerdeki yağ dokusu, genel kilo kaybına göre dirençlidir. Bacaklarda ağrı, dokunmaya karşı hassasiyet, ağırlık hissi ve kolay morarma görülen diğer etkilerdir. Gün sonuna doğru dolgunluk ve rahatsızlık artabilir. Bu belirtilerin yaşanması ve sonrasındaki süreç yalnızca estetik bir kaygı değildir; hareket kabiliyetini, yaşam kalitesini ve psikolojik iyilik hâlini olumsuz etkileyebilen tıbbi bir durumdur. İleri evrelerde yağ dokusundaki artış ve lenfatik sistem üzerindeki yük nedeniyle ikincil lenfatik yetmezlik gelişebilir ve lipödem ile lenfödemin birlikte görüldüğü lipolenfödem tablosu da ortaya çıkabilir' dedi.</p>

<p><strong>Lenfödem, dolaşım sistemindeki taşıma kapasitesinin yetersiz olduğunu gösterir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Lenfödemde vücudun verdiği mesajların da erken dönemde fark edilmesi gereken önemli belirtiler içerdiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, lenfödemin, lenfatik dolaşım sisteminin taşıma kapasitesinin yetersiz kalması sonucu dokularda protein açısından zengin lenf sıvısının birikmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Doğuştan gelen lenfatik bozukluklara bağlı gelişebileceği gibi; kanser cerrahisi, lenf bezlerinin alınması, radyoterapi, enfeksiyon, travma veya bazı damar hastalıkları sonrasında ikincil olarak da gelişebileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, 'Lenfödemde temel belirtiler özellikle şişlik, gerginlik ve dokulardaki değişikliklerle kendini gösterebilir. Lenfödemde başlangıçta dinlenmekle azalabilen şişlik zamanla kalıcı hâle gelebilir. İlerleyen dönemlerde dokuda sertleşme (fibrozis) ve ciltte kalınlaşma gelişebilir. Lipödemden farklı olarak ayak sırtı ve ayak parmakları da sıklıkla etkilenir. Lenfödem çoğu zaman tek taraflı ve asimetrik görülebilmekle birlikte, her iki bacağı da etkileyebilir. Etkilenen bölgelerde ağırlık, gerginlik ve sertlik ön planda olabilir; ağrı da görülebilir. Lipödemdeki gibi anormal yağ dokusu birikiminden farklı olarak temel sorun dokularda lenf sıvısının birikmesidir ve etkilenen bölge diyetle doğrudan küçülmez. Uzun süreli ve tedavi edilmeyen lipödem ise lenfatik sisteme ek yük oluşturarak lipolenfödem adı verilen karma bir tabloya dönüşebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik, gerginlik, sertleşme ve özellikle ayak ile parmakların da etkilenmesi yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilmemeli; doğru tanı ve uygun tedavi açısından mutlaka dikkate alınmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Doğru tanı doğru tedavinin ilk adımıdır</strong></p>

<p>Bacaklarında şişlik veya kalınlaşma fark eden kişilerin bu durumu yalnızca kilo artışına bağlayarak ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, benzer şikayetlerin farklı hastalıklardan kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, 'Lipödem, lenfödem ve kronik venöz yetmezlik benzer şikâyetlere yol açabileceği gibi aynı hastada birlikte de görülebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik veya kalınlaşmanın nedeninin doğru şekilde belirlenmesi büyük önem taşır. Doğru değerlendirme; ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene ve gerekli görüldüğünde venöz ve lenfatik sistemin değerlendirilmesini içerir. Venöz Doppler ultrasonografi, özellikle eşlik eden toplardamar yetmezliğinin ortaya konulmasında önemli bir incelemedir. Klinik olarak gerekli görülen seçilmiş hastalarda lenfosintigrafi de lenfatik sistemin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Yıllardır devam eden, her iki bacakta simetrik kalınlaşma, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma şikâyetleri bulunan kişilerin lipödem açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayakları da kapsayan, zamanla sertleşen ve kalıcı hâle gelen şişliklerde ise lenfödem ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Bacak şişliği ve kalınlaşmasının altında lipödem, lenfödem, kronik venöz yetmezlik veya bunların bir kombinasyonu bulunabilir. Bu nedenle doğru tanı, doğru tedavinin ilk adımıdır' diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/her-sislik-odem-degildir</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/her-sislik-odem-degildir.jpg" type="image/jpeg" length="29785"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Sıcak hava, terleme ve nem mantar enfeksiyonlarına zemin hazırlıyor']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sicak-hava-terleme-ve-nem-mantar-enfeksiyonlarina-zemin-hazirliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sicak-hava-terleme-ve-nem-mantar-enfeksiyonlarina-zemin-hazirliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında sıcaklık ve nemin artmasıyla mantar enfeksiyonları daha sık görülebiliyor. Uzm. Dr. Esra Kaymaz, özellikle terleme, cildin uzun süre nemli kalması ve ortak kullanım alanlarının mantar riskini artırdığına dikkat çekerek korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz aylarında sıcaklık ve nemin artmasıyla mantar enfeksiyonları daha sık görülebiliyor. Uzm. Dr. Esra Kaymaz, özellikle terleme, cildin uzun süre nemli kalması ve ortak kullanım alanlarının mantar riskini artırdığına dikkat çekerek korunma yöntemleri hakkında bilgi verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaz aylarında artan sıcaklık, terleme ve nem, mantar enfeksiyonlarının daha sık görülmesine neden olabilir. Özellikle ayak parmak araları, kasık ve cilt kıvrımları gibi nemli kalmaya yatkın bölgeler risk altında bulunuyor. Havuz, ortak duş, soyunma odaları gibi alanlar da bulaş açısından dikkat edilmesi gereken yerler arasında bulunuyor.</p>

<p>Liv Hospital Vadistanbul Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Esra Kaymaz, yaz aylarında mantar enfeksiyonlarında artış görüldüğünü belirterek, 'Yaz aylarında mantar enfeksiyonlarını daha sık görüyoruz. Bunun en önemli nedeni sıcak hava, terleme ve nem. Mantarlar sıcak ve nemli ortamları seviyor' dedi.</p>

<p>Cildin uzun süre nemli ve havasız kalmasının mantarın çoğalmasını kolaylaştırdığını belirten Kaymaz, 'Cilt uzun süre nemli ve havasız kaldığında mantarın çoğalması kolaylaşıyor. Özellikle ayak parmak araları, kasık ve cilt kıvrımları bu açıdan daha riskli bölgeler' ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>'En sık ayak, kasık ve vücut mantarı görülüyor'</strong></p>

<p>Yaz aylarında karşılaşılan mantar türlerine değinen Uzm. Dr. Esra Kaymaz, 'En sık ayak mantarı, kasık mantarı ve vücut mantarıyla karşılaşıyoruz. Temel olarak aynı gruptaki mantarlardan kaynaklanıyorlar ama vücudun farklı bölgelerinde ortaya çıkıyorlar. Görünümleri de bölgeye göre değişebiliyor' dedi.</p>

<p>Özellikle ortak kullanım alanlarının bulaş açısından risk oluşturabileceğini vurgulayan Kaymaz, 'Ortak duşlar, soyunma odaları ve havuz kenarları riskli. Çünkü bu alanlarda hem nem fazla hem de birçok kişi aynı zemine basıyor. Bu nedenle ortak alanlarda terlik kullanmak önemli' şeklinde konuştu.</p>

<p>Islak mayo ve terli kıyafetlerle uzun süre kalmanın da mantar riskini artırabileceğine dikkat çeken Kaymaz, 'Islak mayo ve terli kıyafetler cildin uzun süre nemli kalmasına neden oluyor. Bu nedenle mümkün olduğunca kısa sürede kuru kıyafetlerle değiştirmek gerekiyor' dedi.</p>

<p><strong>'Her kaşıntı veya kızarıklık mantar olmayabilir'</strong></p>

<p>Mantar enfeksiyonlarında görülebilecek belirtileri anlatan Uzm. Dr. Kaymaz, 'En sık kaşıntı, kızarıklık, pullanma ve ciltte soyulma görülüyor. Bazı durumlarda çatlama, yanma ve özellikle vücutta halka şeklinde döküntüler de görülebiliyor' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Toplumda yapılan en önemli yanlışlardan birinin her kaşıntı ve kızarıklığın mantar olarak değerlendirilmesi olduğunu belirten Kaymaz, bilinçsiz krem kullanımına karşı da uyardı. Kaymaz, 'En büyük yanlışlardan biri, her kaşıntı veya kızarıklığı mantar zannetmek. Bir diğer önemli hata da doktora danışmadan özellikle kortizol içeren kremleri kullanmak. Bunlar mantarın görüntüsünü değiştirebilir ve enfeksiyonu kötüleştirebilir' dedi.</p>

<p>Mantar enfeksiyonlarının bulaşıcı olabileceğini belirten Kaymaz, 'Özellikle havlu, çorap, terlik, ayakkabı ve kıyafet gibi kişisel eşyaların ortak kullanılması bulaş riskini artırabilir' dedi.</p>

<p><strong>'Cildi kuru tutmak ve kişisel eşyaları paylaşmamak önemli'</strong></p>

<p>Yaz aylarında mantardan korunmak için günlük hayatta alınabilecek önlemlere değinen Kaymaz, 'Cildi mümkün olduğunca kuru tutmak, terli kıyafetleri değiştirmek, ayakları özellikle parmak aralarını iyi kurutmak ve ortak alanlarda terlik kullanmak önemli. Havlu, terlik ve ayakkabı gibi kişisel eşyaları da paylaşmamak gerekiyor' dedi.</p>

<p>Mantar enfeksiyonlarının tedavi edilmediğinde yayılabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Esra Kaymaz, 'Tedavi edilmezse yayılabilir ve özellikle ayak mantarı tırnaklara kadar ilerleyebilir. Tekrarlamaması için tedaviyi önerilen süre boyunca uygulamak, cildi kuru tutmak ve hijyen kurallarına dikkat etmek gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sicak-hava-terleme-ve-nem-mantar-enfeksiyonlarina-zemin-hazirliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/terleme-4.webp" type="image/jpeg" length="47480"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından 'Haşimato' uyarısı: 'Belirtiler göz ardı edilmemeli']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-hasimato-uyarisi-belirtiler-goz-ardi-edilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-hasimato-uyarisi-belirtiler-goz-ardi-edilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Çakır, toplumda sık görülen tiroid hastalıklarından biri olan Haşimato hastalığına ilişkin bilgiler verdi. Çakır, bağışıklık sisteminin tiroid bezine karşı geliştirdiği tepki sonucu ortaya çıkan hastalığın zaman içerisinde tiroid hormonlarının yetersiz üretilmesine neden olabileceğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Çakır, toplumda sık görülen tiroid hastalıklarından biri olan Haşimato hastalığına ilişkin bilgiler verdi. Çakır, bağışıklık sisteminin tiroid bezine karşı geliştirdiği tepki sonucu ortaya çıkan hastalığın zaman içerisinde tiroid hormonlarının yetersiz üretilmesine neden olabileceğini belirtti.</p>

<p>Haşimato hastalığının otoimmün bir hastalık olduğunu ifade eden Medical Point Gaziantep Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Çakır, hastalığın başlangıç döneminde herhangi bir belirti vermeyebileceğine dikkat çekti. Uzm. Dr. Mehmet Çakır, hastalık ilerledikçe halsizlik, yorgunluk, üşüme, kilo alma, cilt kuruluğu, kabızlık, saç dökülmesi ve konsantrasyon güçlüğü gibi şikayetlerin görülebileceğini kaydetti.</p>

<p><strong>'Halsizlik ve yorgunluk dikkate alınmalı'</strong></p>

<p>Haşimato hastalarında görülebilen belirtilerin farklı sağlık sorunlarıyla da karıştırılabildiğini belirten Uzm. Dr. Mehmet Çakır, özellikle uzun süren halsizlik ve yorgunluğun göz ardı edilmemesi gerektiğini söyledi. Uzm. Dr. Mehmet Çakır, 'Halsizlik ve yorgunluk yalnızca yoğun çalışma temposu, uykusuzluk veya stres kaynaklı olmayabilir. Tiroid hastalıkları da bu şikayetlerin önemli nedenleri arasında yer alabilir. Bu nedenle uzun süre devam eden ve günlük yaşamı etkileyen belirtilerin hekim tarafından değerlendirilmesi önemlidir' dedi.</p>

<p><strong>Tanı kan testleriyle destekleniyor</strong></p>

<p>Haşimato tanısında hastanın şikayetleri ve doktor muayenesinin yanı sıra kan testlerinden yararlanıldığını belirten Uzm. Dr. Mehmet Çakır, TSH ve serbest T4 gibi tiroid fonksiyon testlerinin değerlendirildiğini, gerekli durumlarda tiroid antikorlarının da incelendiğini ifade etti. Hastalığın her bireyde aynı şekilde seyretmediğini vurgulayan Uzm. Dr. Mehmet Çakır, tedavi kararının kişinin tiroid fonksiyonları ve genel sağlık durumuna göre verilmesi gerektiğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Kontroller ihmal edilmemeli'</strong></p>

<p>Haşimato hastalarının düzenli doktor kontrolünde olması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Mehmet Çakır, özellikle tedavi başlanan hastalarda tiroid hormon düzeylerinin takip edilmesinin önem taşıdığını kaydetti. Uzm. Dr. Mehmet Çakır, internet üzerinden önerilen bilinçsiz diyet ve takviyelerin kullanılmaması gerektiğini belirterek, 'Tiroid hastalığı bulunan kişilerin doktor önerisi olmadan ilaç veya takviye kullanmaması gerekir. Her hastanın tedavisi kendi klinik durumuna göre planlanmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Çakır, uzun süren halsizlik, üşüme, açıklanamayan kilo değişiklikleri, saç dökülmesi veya benzeri şikayetleri bulunan kişilerin bir sağlık kuruluşuna başvurarak değerlendirme yaptırmasının önemine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-hasimato-uyarisi-belirtiler-goz-ardi-edilmemeli</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 08:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/uzmanindan-hasimato-uyarisi-belirtiler-goz-ardi-edilmemeli.jpg" type="image/jpeg" length="49599"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyabet, vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalık]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/diyabet-vucuttaki-bircok-organi-etkileyebilen-multisistemik-bir-hastalik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/diyabet-vucuttaki-bircok-organi-etkileyebilen-multisistemik-bir-hastalik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı olmayan, vücudun farklı sistemlerini etkileyebilen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, diyabetin yalnızca kan şekeri yüksekliğiyle sınırlı olmayan, vücudun farklı sistemlerini etkileyebilen kronik bir hastalık olduğuna dikkat çekti.</p>

<p>Diyabet hastalığı, insülin kullanımı ve günümüzde uygulanan tedavi yöntemleri hakkında önemli bilgiler veren Medicana Bursa Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Cemal Ergin, 'Pankreasta insülin üretilmemesi ve insülin etkisinin yetersiz olması veya vücutta insülinin etkin şekilde kullanılamamasın kan şekeri seviyesinin yükselmesine ve diyabet hastalığına neden olabiliyor. İnsülin pankreasta üretilen ve başta şeker, yağ ve protein metabolizmaları olmak üzere vücudun enerji dengesinde önemli rol oynayan bir hormondur. Diyabet vücuttaki birçok organı etkileyebilen multisistemik bir hastalıktır. Diyabetin temel olarak Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki ana türde değerlendirilmektedir. Özellikle Tip 2 diyabette insülin üretimi devam etmesine rağmen dokularda insüline karşı direnç geliştiğini ve bunun sonucunda kan şekeri düzeylerinin yükselmektedir. Geçmişte Tip 2 diyabet hastalarında belirli durumlarda insülin tedavisine daha sık başvurulurdu. Günümüzde diyabet tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıylor. Günümüzde diyabet tedavisinde hastanın genel sağlık durumu, kan şekeri düzeyleri, insülin üretimi ve eşlik eden diğer durumlar değerlendirilerek farklı tedavi seçenekleri uygulanabiliyor. Uygun hastalarda insülin tedavisi yerine ağızdan kullanılan ilaçlar tedavi seçenekleri arasında ilk sırada tercih ediliyor. Burada önemli olan, her hasta için bireysel değerlendirme yapılarak en uygun tedavi yönteminin belirlenmesidir' dedi.</p>

<p>Diyabet yönetiminde yalnızca ilaç tedavisinin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Ergin, sağlıklı beslenme, düzenli fiziksel aktivite ve yaşam tarzı değişikliklerinin de tedavi sürecinin önemli bir parçası olduğunu belirtti. Dr. Ergin, 'Diyabet tedavisinde amaç yalnızca kan şekerini kontrol altında tutmak değil, aynı zamanda hastalığın uzun vadede oluşturabileceği komplikasyonların önüne geçebilmektir. Bu nedenle düzenli doktor kontrolü, kan şekeri takibi ve kişiye uygun tedavi planının uygulanması büyük önem taşımaktadır' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Diyabet farkındalığının artırılması gerektiğine dikkat çeken Dr. Ergin, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğini söyledi. Diyabetin erken dönemde fark edilmesinin ve uygun şekilde yönetilmesinin hastalığın ilerlemesi ve uzun vadeli komplikasyonların önlenmesi açısından önemli olduğunu belirten Dr. Ergin, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesinin de diyabet yönetimine katkı sağladığını ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/diyabet-vucuttaki-bircok-organi-etkileyebilen-multisistemik-bir-hastalik</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2023/05/tip-2-diyabet.jpg" type="image/jpeg" length="74295"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Memişoğlu: 'Son bir yılda 1 milyon anne adayımızın yanında olduk']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-1-milyon-anne-adayimizin-yaninda-olduk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-1-milyon-anne-adayimizin-yaninda-olduk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 'Son bir yılda bin 774 Gebe Okulumuzda 1 milyon anne adayımızın yanında olduk' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, 'Son bir yılda bin 774 Gebe Okulumuzda 1 milyon anne adayımızın yanında olduk' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Memişoğlu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, 'Gebe Okulu ziyaretimizden geriye bu samimi ve güzel anlar kaldı. Anne-baba olmak gerçekten tarif edilemez bir heyecan. Biz de 81 ilimizde, 62 bin ebemizle bu heyecana rehberlik ediyoruz. Son bir yılda bin 774 Gebe Okulumuzda 1 milyon anne adayımızın yanında olduk. 'Her Gebeye Ebe' uygulamamızla ilk gebeliğini yaşayan annelerimize birebir ebe desteği sağlarken, 3 bin 400 koordinatör ebemizle de 40 bini aşkın ev ziyareti gerçekleştirdik. Bu süreçte ebelerimiz başta olmak üzere emeği geçen hekimlerimize ve tüm sağlık çalışanlarımıza yürekten teşekkür ediyorum. Anne ve bebeklerimizin sağlığı için ailelerimizin yanında olmaya devam edeceğiz' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/bakan-memisoglu-son-bir-yilda-1-milyon-anne-adayimizin-yaninda-olduk</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/kemal-memisoglu-25.jpg" type="image/jpeg" length="59517"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından uyarı: 'Büyüme ağrısı sanılıyor, ancak kalp hastalığı olabilir']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının önemli bir kısmını doğuştan gelen tabloların oluşturduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Çocuk Kardiyolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. Bülent Oran, 'Çocuklarda çabuk yorulma veya eforla gelen nefes darlığı belirgin ve tekrarlayan bir durumsa tek başına bile değerlendirme nedenidir. Yaşıtlarından geride kalan, oyun oynarken çabuk yorulan veya beslenirken terleyen çocuklarda ortaya çıkan belirtiler 'yapısı böyle' denilerek geçiştirilmemeli, zamanında yapılacak uzman değerlendirmesiyle muhtemel risklerin önüne geçilmelidir' dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarda görülen kalp rahatsızlıklarının önemli bir kısmını doğuştan gelen tabloların oluşturduğunu vurgulayan Medicana Sağlık Grubu Çocuk Kardiyolojisi Bölümü'nden Prof. Dr. Bülent Oran, 'Çocuklarda çabuk yorulma veya eforla gelen nefes darlığı belirgin ve tekrarlayan bir durumsa tek başına bile değerlendirme nedenidir. Yaşıtlarından geride kalan, oyun oynarken çabuk yorulan veya beslenirken terleyen çocuklarda ortaya çıkan belirtiler 'yapısı böyle' denilerek geçiştirilmemeli, zamanında yapılacak uzman değerlendirmesiyle muhtemel risklerin önüne geçilmelidir' dedi.</p>

<p>Çocukluk çağında karşılaşılan kalp rahatsızlıkları, ebeveynler tarafından sıklıkla masum büyüme ağrıları, yorgunluk veya kondisyon eksikliği olarak yorumlanabiliyor. Doğuştan veya sonradan kazanılmış olarak gelişebilen bu klinik tablolar, erken evrede fark edilmediğinde çocukların büyüme ve gelişme süreçlerini olumsuz etkileyebiliyor. Konu hakkında ebeveynlere uyarılarda bulunan Medicana International İzmir Hastanesi Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Prof. Dr. Bülent Oran, çocuklarda kalp sağlığının takibi, sinsi belirtilerin tespiti ve erken tanının kritik rolü hakkında önemli bilgiler verdi. Dünya genelinde her yıl yaklaşık 1.35 milyon yenidoğanın doğuştan kalp hastalığı ile dünyaya geldiğini ve güncel verilerde her 100 canlı doğumun yaklaşık 1'inde bu tablonun bildirildiğini belirtilen Prof. Dr. Bülent Oran, bu rahatsızlıkların yalnızca doğuştan gelen durumlarla sınırlı olmadığını vurguladı.</p>

<p><strong>'Kalp sizi çocukken uyarmış olabilir'</strong></p>

<p>Sonradan tespit edilmiş kalp hastalıklarının da çocukluk çağında gözlemlenebildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Oran, 'Dünya Sağlık Örgütü, romatizmal kalp hastalığını 25 yaşın altındaki kişilerde en sık görülen kazanılmış kalp hastalığı olarak tanımlamaktadır. Bunun yanı sıra Kawasaki hastalığı, miyokardit, perikardit, kardiyomiyopatiler ve ritim bozuklukları da çocukluk çağında karşılaşılan önemli kalp hastalıkları arasında yer alıyor. Çocuklarda kalp hastalığının belirtileri her zaman belirgin olmayabilir. Özellikle yaşıtlarıyla aynı fiziksel aktiviteyi yapamama, oyun oynarken veya merdiven çıkarken belirgin şekilde daha çabuk yorulma, sık sık oturmak istemesi veya beslenirken aşırı terleme önemli bir klinik ipucu olarak değerlendirilmelidir' ifadelerine yer verdi.</p>

<p><strong>'Ağrının ortaya çıkış biçimi çok önemli'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ebeveynlerin sıklıkla endişelendiği göğüs ağrısı şikayetlerinin büyük çoğunluğunun kas, kemik veya sindirim sistemi kaynaklı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bülent Oran, riskli durumların ayırt edilmesi gerektiğini belirtti. Ağrının ortaya çıkış biçiminin belirleyici olduğunu aktaran Prof. Dr. Bülent Oran, sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>'Kas ve iskelet kaynaklı ağrılar genellikle çocuğun belirli bir hareketiyle veya ağrılı bölgeye bastırıldığında artar. Buna karşılık kalple ilişkili olabilecek durumlarda bizi endişelendiren temel unsur, ağrının özellikle koşma, spor yapma veya merdiven çıkma gibi efor sırasında ortaya çıkmasıdır. Eğer göğüs ağrısına veya çabuk yorulmaya nefes darlığı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma hissi eşlik ediyorsa durum mutlaka ciddiye alınmalıdır. Ailede genç yaşta ani ve açıklanamayan ölüm veya kalp kası hastalığı öyküsü bulunuyorsa uzman değerlendirmesi hayati önem taşır.'</p>

<p>Kalp hastalıklarının belirtilerinin yaş gruplarına göre farklılık gösterdiğini dile getiren Prof. Dr. Bülent Oran, bebeklik döneminde beslenme ve gelişme süreçlerinin titizlikle izlenmesi gerektiğini vurguladı. Bebeklerde emzirme sırasında alında görülen aşırı terlemenin, emmeyi yarıda bırakmanın ve kilo alamamanın kalbin fazla çalıştığına işaret olabileceğini belirten Prof. Dr. Bülent Oran, 'Soğukta sadece ellerin morarması çoğu zaman masum olsa da dudak ve dilde görülen morarmalar dikkatle incelenmelidir. Çocuk hekiminin düzenli muayenesi sırasında şüpheli bir bulgu saptanması veya risk faktörlerinin mevcudiyeti halinde çocuk kardiyolojisi değerlendirmesine başvurulmalıdır. Erken tanı ve zamanında gerçekleştirilen girişimsel ya da cerrahi müdahaleler, kalıcı organ hasarlarını önleyerek çocuğun yaşıtlarıyla benzer bir büyüme, gelişme ve fiziksel kapasiteye ulaşmasını sağlar' şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/uzmanindan-uyari-buyume-agrisi-saniliyor-ancak-kalp-hastaligi-olabilir.jpg" type="image/jpeg" length="84907"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışlardan biri bağımlılık korkusu]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/antidepresanlarla-ilgili-en-yaygin-yanlis-inanislardan-biri-bagimlilik-korkusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/antidepresanlarla-ilgili-en-yaygin-yanlis-inanislardan-biri-bagimlilik-korkusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Psikiyatrist Yunus Akkeçili, 'İlaçlara alışırım, bırakamam' düşüncesinin antidepresan kullanımıyla ilgili toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri olduğunu söyledi. Bu yanlış inanışların tedaviyi geciktirebildiğini belirten Uzm. Dr. Akkeçili, 'Antidepresanlar bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Bu ilaçlar hekim önerisi ve uygun şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz.' dedi, antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışları ve doğruları sıraladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Psikiyatrist Yunus Akkeçili, 'İlaçlara alışırım, bırakamam' düşüncesinin antidepresan kullanımıyla ilgili toplumda en sık karşılaşılan yanlış inanışlardan biri olduğunu söyledi. Bu yanlış inanışların tedaviyi geciktirebildiğini belirten Uzm. Dr. Akkeçili, 'Antidepresanlar bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Bu ilaçlar hekim önerisi ve uygun şekilde kullanıldığında bağımlılık yapmaz.' dedi, antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışları ve doğruları sıraladı.</p>

<p>Acıbadem Kent Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Yunus Akkeçili, ruhsal hastalıklarda önceliğin doğru tanı ve kişiye özel tedavi planı olduğunu belirtti, her üzüntü ve kaygının ilaç tedavisi gerektirmediğini vurguladı. Akkeçili, sosyal medya ve çevreden edinilen yanlış bilgilerin profesyonel destek arayışını geciktirebildiğine dikkat çekerken, bilinenin aksine antidepresanların bağımlılık yapmadığını belirtti, şu bilgileri verdi: 'Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre depresyon ve anksiyete bozuklukları, dünya genelinde en sık görülen ruhsal hastalıklar arasında yer alıyor. Depresyonun yaklaşık 280 milyon, anksiyete bozukluklarının ise 300 milyondan fazla kişiyi etkilediği bildiriliyor. Ruh sağlığına ilişkin farkındalığın artması ve damgalanmanın azalmasıyla birlikte daha fazla kişinin profesyonel destek araması, bu hastalıkların daha görünür hale gelmesini sağlıyor. Ancak antidepresan tedavileriyle ilgili yanlış bilgiler ve önyargılar, kişilerin tedaviye geç başvurmasına veya tedaviyi erken bırakmasına neden olabiliyor.'</p>

<p><strong>En yaygın yanlış inanış bağımlılık korkusu</strong></p>

<p>Psikiyatrist Akkeçili, anksiyete bozuklukları, depresyon ve obsesif kompulsif bozukluk (OKB) gibi ruhsal hastalıkların günümüzde etkili şekilde tedavi edilebildiğini söyledi. Antidepresanlarla ilgili en yaygın yanlış inanışlardan birinin bağımlılık korkusu olduğunu ifade eden Doç. Dr. Akkeçili, şöyle konuştu: 'En sık duyduğumuz cümlelerden biri 'İlaçlara alışırım, bırakamam.' oluyor. Oysa antidepresanlar bağımlılık yapan ilaçlar değildir. Bu ilaçlar kişinin kişiliğini değiştirmez, uyuşturmaz ya da zamanla sürekli daha yüksek doz gerektirmez. Tedavi süresi tamamlandığında hekim kontrolünde güvenli şekilde azaltılarak sonlandırılabilir.'</p>

<p><strong>'Ruhsal hastalıkların tek nedeni genetik değil'</strong></p>

<p>Depresyon ve anksiyete bozukluklarının tek bir nedene bağlı gelişmediğini belirten Akkeçili, biyolojik, psikolojik ve çevresel etkenlerin birlikte rol oynadığını vurguladı. Aile öyküsünün bazı kişilerde biyolojik yatkınlığı artırabileceğini, ancak hiçbir ruhsal hastalığın yalnızca genetik nedenlerle ortaya çıkmayacağını kaydeden Uzm. Dr. Akkeçili, 'Çocukluk yaşantıları, travmatik deneyimler, uzun süreli stres, sosyal destek eksikliği ve yaşam olayları da hastalığın gelişiminde önemli rol oynar. Bu nedenle her hastanın öyküsü kendine özgüdür ve tedavi planı da bu bütüncül değerlendirmeye göre oluşturulmalıdır.'</p>

<p><strong>Her üzüntü ve kaygı antidepresan gerektirmez</strong></p>

<p>Ruhsal yakınmaları olan her bireyin antidepresan kullanmasının gerekmediğini vurgulayan Akkeçili, tedavinin temelinin doğru tanı olduğunu söyledi. Üzüntü, kaygı, isteksizlik, uykusuzluk ya da stresin tek başına antidepresan başlanmasını gerektirmeyeceğini ifade eden Akkeçili, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>'Bu belirtiler yaşamın doğal bir parçası olabileceği gibi farklı ruhsal ya da bedensel hastalıkların da belirtisi olabilir. Bu nedenle öncelikle bir psikiyatri uzmanı tarafından ayrıntılı değerlendirme yapılması, yakınmaların bir ruhsal hastalık kapsamında olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Tedavi kararı yalnızca belirtilerin varlığına göre verilmemelidir. Yakınmaların süresi ve şiddetinin yanı sıra kişinin günlük yaşamının ne ölçüde etkilendiği ve eşlik eden diğer tıbbi durumların da değerlendirilmesi gerekir. Psikiyatride temel yaklaşım önce doğru tanıya ulaşmak, ardından kişiye en uygun tedavi planını oluşturmaktır. Bazı kişiler için psikoterapi yeterli olabilirken, bazı hastalarda ilaç tedavisi önemli bir gereklilik haline gelebilir. En doğru tedavi, kişiye özel planlanan tedavidir.'</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Antidepresanlar bilinçsiz kullanılmamalı'</strong></p>

<p>Öte yandan antidepresanların yalnızca gerekli durumlarda ve hekim değerlendirmesi sonrasında başlanması gerektiğini vurgulayan Akkeçili, bilinçsiz kullanımın bazı riskler taşıyabileceğine dikkat çekti. Antidepresanların doğru tanı konulduğunda oldukça güvenli ve etkili tedavi seçenekleri olduğunu kaydeden Akkeçili, 'Ancak uygun değerlendirme yapılmadan başlanmaları, altta yatan farklı bir ruhsal hastalığın seyrini olumsuz etkileyebilir. Örneğin bipolar bozukluk gibi bazı hastalıklarda yeterli değerlendirme yapılmadan antidepresan başlanması istenmeyen klinik sonuçlara yol açabilir. Ayrıca her ilaçta olduğu gibi antidepresanların da kişiye özgü yan etkileri ve diğer ilaçlarla etkileşimleri olabilir. Bu nedenle tedavi kararı mutlaka psikiyatri uzmanı tarafından verilmelidir.' dedi.</p>

<p><strong>'Kendinizi iyi hissetmeniz tedavinin bittiği anlamına gelmez'</strong></p>

<p>Ruhsal hastalıklarda tedavinin yalnızca belirtilerin azalmasıyla sınırlı olmadığını belirten Akkeçili, kişinin kendisini iyi hissetmeye başlamasının ilacın hekim önerisi olmadan bırakılması anlamına gelmediğini söyledi. Pek çok hastanın kendisini iyi hissetmeye başladıktan sonra ilacı kendi kararıyla bırakabildiğini belirten Akkeçili, belirtilerin düzelmesinin, tedavinin tamamlandığı anlamına gelmeyeceğini ifade etti. Akkeçili, tedavinin ne kadar süreceğinin kişiye göre değiştiğini ve bu kararın mutlaka psikiyatri uzmanıyla birlikte verilmesi gerektiğinin altını çizdi.</p>

<p>'Bazı ruhsal hastalıklarda psikoterapi ön plandayken, bazı durumlarda ilaç tedavisi önemli bir gereklilik haline gelebilir. Çoğu zaman ise bu iki yaklaşım birbirini tamamlar. Tedavi planı; hastalığın özellikleri, kişinin yaşam öyküsü, beklentileri ve bilimsel tedavi rehberleri birlikte değerlendirilerek oluşturulur.'</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/antidepresanlarla-ilgili-en-yaygin-yanlis-inanislardan-biri-bagimlilik-korkusu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/antidepresanlarla-ilgili-en-yaygin-yanlis-inanislardan-biri-bagimlilik-korkusu.jpg" type="image/jpeg" length="80366"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kurtalan Devlet Hastanesinde ilk kez endoskopik timpanoplasti ameliyatı yapıldı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/kurtalan-devlet-hastanesinde-ilk-kez-endoskopik-timpanoplasti-ameliyati-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/kurtalan-devlet-hastanesinde-ilk-kez-endoskopik-timpanoplasti-ameliyati-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Siirt'in Kurtalan ilçesinde sağlık hizmetleri açısından önemli bir uygulama hayata geçirildi. Kurtalan Devlet Hastanesinde ilk kez endoskopik timpanoplasti ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Siirt'in Kurtalan ilçesinde sağlık hizmetleri açısından önemli bir uygulama hayata geçirildi. Kurtalan Devlet Hastanesinde ilk kez endoskopik timpanoplasti ameliyatı başarıyla gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kulak burun boğaz uzmanı Dr. Gazi Zeydoğlu öncülüğünde gerçekleştirilen operasyonda, Kemal Bilim isimli hastanın hasarlı kulak zarı endoskopik yöntemle onarıldı. Kurtalan Devlet Hastanesinde ilk kez gerçekleştirilen operasyonun, ilçede KBB alanında sunulan sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir adım olduğu belirtildi. Kulak zarındaki hasarların onarılması amacıyla uygulanan endoskopik timpanoplasti yöntemiyle gerçekleştirilen operasyonun, hastaların ileri düzey KBB cerrahileri için farklı merkezlere başvurma ihtiyacının azaltılması açısından da önem taşıdığı kaydedildi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/kurtalan-devlet-hastanesinde-ilk-kez-endoskopik-timpanoplasti-ameliyati-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/endoskopik-timpanoplasti-ameliyati.webp" type="image/jpeg" length="16788"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Laparoskopik cerrahiler için özel işaretleme kalemi geliştirildi]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/laparoskopik-cerrahiler-icin-ozel-isaretleme-kalemi-gelistirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/laparoskopik-cerrahiler-icin-ozel-isaretleme-kalemi-gelistirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Samsun Şehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Mehmet Özen, laparoskopik ameliyatlarda cerrahi alanın daha hassas ve görünür şekilde işaretlenmesini sağlayacak ergonomik ve biyouyumlu işaretleme kalemi geliştirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Samsun Şehir Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Mehmet Özen, laparoskopik ameliyatlarda cerrahi alanın daha hassas ve görünür şekilde işaretlenmesini sağlayacak ergonomik ve biyouyumlu işaretleme kalemi geliştirdi.</p>

<p>Uzm. Dr. Mehmet Özen tarafından hazırlanan 'Laparoskopik Cerrahi için Ergonomik ve Biyouyumlu İşaretleme Kalemi (LAPAMARKER)' projesi, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı (TÜSEB) tarafından desteklenmeye hak kazandı. Laparoskopik ameliyatlarda cerrahi uygulanacak alanın hassas ve güvenilir şekilde işaretlenmesinin büyük önem taşıdığını</p>

<p>belirten Uzm. Dr. Mehmet Özen, cihaz hakkında bilgi vererek, 'Laparaskopik ameliyatlarda cerrahi uygulanacak alanın hassas ve güvenilir bir şekilde işaretlenmesi, cerrahi işlemin istenen sonuçlara ulaşması ve tedavi sürecinin sağlıkla tamamlanması için büyük önem arz etmektedir. Üroloji ameliyatlarında kullanılan mevcut cerrahi işaretleme araçları, açık cerrahiye yönelik tasarımları nedeniyle laparoskopik ortamın kısıtlılıklarına uyum sağlayamamaktadır. Bu kısıtlılıkları aşmak için laparoskopik cerrahiye özel olarak tasarlanmış, ergonomik, biyouyumlu, steril ve yüksek görünürlüğe sahip bir cerrahi işaretleme kalemini geliştirip, proje olarak TÜSEB yetkililerimize sunduk. Projemiz kabul edildi, çalışmalar için istediğimiz kaynak da TÜSEB tarafından karşılanacak. Umarız cihazımız üretim sürecini de tamamlar ve üroloji ameliyatlarının tüm hekimlerimiz tarafından daha nitelikli bir şekilde yapılmasının kapısını aralamış oluruz' dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Projenin kabul süreci ve detayları hakkında bilgi vermek üzere Samsun İl Sağlık Müdürü Uzm. Dr. Mustafa Uras'ı ziyaret eden Uzm. Dr. Mehmet Özen, geliştirdikleri tıbbi cihaz ve çalışma süreci hakkında bilgi verdi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/laparoskopik-cerrahiler-icin-ozel-isaretleme-kalemi-gelistirildi</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 08:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/laparoskopik-cerrahiler-icin-ozel-isaretleme-kalemi-gelistirildi.jpg" type="image/jpeg" length="64235"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Klima ile serinlerken sağlığınızdan olmayın']]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/klima-ile-serinlerken-sagliginizdan-olmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/klima-ile-serinlerken-sagliginizdan-olmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gaziantep Özel Anka Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Derya Deniz, yaz aylarında artan sıcaklıkların yanı sıra klima kullanımı, hava kirliliği ve ani ısı değişimlerinin solunum sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dr, Deniz, özellikle astım ve KOAH hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Gaziantep Özel Anka Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Derya Deniz, yaz aylarında artan sıcaklıkların yanı sıra klima kullanımı, hava kirliliği ve ani ısı değişimlerinin solunum sistemi üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Dr, Deniz, özellikle astım ve KOAH hastalarının sıcak havalarda daha dikkatli olması gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dr. Deniz, 'Yaz aylarında sıcaklıkların yükselmesiyle birlikte klima kullanımı da artıyor. Ancak klimanın yanlış kullanılması; boğaz kuruluğu, öksürük, burun tıkanıklığı ve solunum yollarında hassasiyete neden olabiliyor. Klima filtrelerinin düzenli temizlenmemesi ise ortamda biriken toz ve partiküllerin solunum şikayetlerini artırmasına yol açabiliyor' dedi.</p>

<p>Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Derya Deniz, özellikle kronik akciğer hastalığı bulunan kişilerin yaz aylarında daha dikkatli olması gerektiğini belirterek, 'Aşırı sıcak, nem ve ani sıcaklık değişimleri bazı hastalarımızda nefes darlığı ve öksürük gibi şikayetleri artırabilir. Bu nedenle klima doğrudan vücuda gelecek şekilde kullanılmamalı ve filtrelerinin bakımına dikkat edilmelidir' dedi.</p>

<p><strong>'Nefes darlığını sıcaklara bağlamayın'</strong></p>

<p>Sıcak havalarda yeterli sıvı tüketiminin de önemli olduğunu vurgulayan Dr. Deniz, günün en sıcak saatlerinde mümkün olduğunca dışarıda uzun süre kalınmamasını önerdi. Özellikle hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemlerde astım ve KOAH hastalarının daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Dr. Deniz, yeni başlayan veya giderek artan nefes darlığı, hırıltılı solunum, göğüste sıkışma ve uzun süren öksürüğün yalnızca sıcak havaya bağlanmaması gerektiğini belirterek, bu şikâyetlerde mutlaka göğüs hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğini ifade etti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/klima-ile-serinlerken-sagliginizdan-olmayin</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 07:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2024/06/klima-4.webp" type="image/jpeg" length="72503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaşlılıkta kalça kırığı riskini azaltmanın yolları]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/yaslilikta-kalca-kirigi-riskini-azaltmanin-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/yaslilikta-kalca-kirigi-riskini-azaltmanin-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp ve Prof. Dr. Erden Ertürer, kalça kırığını yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak görmemek gerektiğini vurguladılar.</p>

<p>İleri yaşlarda basit bir düşme, kişinin hayatını aniden değiştirebiliyor. Kalça kırığı yalnızca kemiğin kırılması anlamına gelmezken; hareketliliği, bağımsızlığı ve yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebiliyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olmadığını, kemik ve kas sağlığının korunması, düşmelerin önlenmesi ve osteoporozun erken dönemde fark edilmesiyle kırık riskinin azaltılabileceğine dikkat çekiyor.</p>

<p>Liv Hospital Ulus İç Hastalıkları ve Geriatri Uzmanı Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kalça kırığı riskinin değerlendirilmesinde yalnızca kemik yoğunluğuna odaklanılmaması gerektiğini belirterek, 'Kalça kırığı riskini değerlendirirken kişinin kemik yapısının yanı sıra kas gücü, denge durumu, beslenmesi, kullandığı ilaçlar, görme sorunları ve yaşam alanındaki düşme riskleri de birlikte değerlendirilmelidir. Yaşlanma kaçınılmaz olsa da kırık riskini azaltmak için atılabilecek önemli adımlar vardır' dedi.</p>

<p>Liv Hospital Ulus Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının meydana gelmesi halinde hızlı değerlendirme ve uygun tedavinin önem taşıdığını belirterek, 'Kalça kırığı, özellikle ileri yaşta hastanın hareketliliğini ve bağımsızlığını doğrudan etkileyebilen ciddi bir durumdur. Tedavide yalnızca kemiğin iyileşmesini değil, hastanın mümkün olduğunca kısa sürede yeniden ayağa kalkmasını ve günlük yaşamına dönebilmesini hedefliyoruz' ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>'Kemiklerinizi kontrol ettirmeyi ertelemeyin'</strong></p>

<p>Osteoporozun uzun süre hiçbir belirti vermeden ilerleyebildiğini belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, kişinin kendisini sağlıklı hissetmesine rağmen kemik yoğunluğunun azalmış olabileceğini söyledi. Osteoporozun bazen ilk kez basit bir düşme sonrasında meydana gelen kırıkla fark edildiğini belirten Özalp, özellikle ileri yaşta kemik sağlığının ve toplam kırık riskinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını vurguladı.</p>

<p>Daha önce kırık geçirmiş olmak, düşme öyküsü, ailede kalça kırığı bulunması, düşük vücut ağırlığı, sigara kullanımı veya uzun süreli kortizon tedavisi gibi faktörlerin kırık riskini artırabileceğini belirten Özalp, risk taşıyan kişilerin değerlendirmeyi geciktirmemesi gerektiğini söyledi.</p>

<p><strong>''Küçük bir düşmeydi' deyip geçmeyin'</strong></p>

<p>Ayakta durma yüksekliğinden veya daha düşük enerjili bir travmayla oluşan kırıkların, özellikle ileri yaşta, kemik kırılganlığının önemli bir göstergesi olabileceğini belirten Uzm. Dr. Özalp, 'İleri yaşta basit bir düşme sonrasında kırık oluşması, kemiklerin kırılgan hale geldiğinin bir göstergesi olabilir. Bu nedenle kırığın tedavisinin ardından 'Bu kemik neden kırıldı?' sorusunun da yanıtı aranmalı ve yeni kırıkları önlemeye yönelik bir plan oluşturulmalıdır' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer de özellikle düşük enerjili travma ile meydana gelen kalça kırıklarının önemsenmesi gerektiğini belirterek, 'Bazen hastalar basit bir düşme sonrasında oluşan kırığı yalnızca o an yaşanan travmaya bağlayabiliyor. Oysa ileri yaşta düşük enerjili bir travmayla meydana gelen kalça kırığı, kemik kalitesinin de değerlendirilmesi gerektiğini gösteren önemli bir bulgudur' diye konuştu.</p>

<p><strong>'Düşmeleri önleyin'</strong></p>

<p>Kalça kırığının oluşmasında çoğu zaman iki önemli faktörün bir araya geldiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, bunların zayıf kemik ve düşme olduğunu söyledi. Özellikle daha önce düşmüş yaşlılarda denge ve yürümenin değerlendirilmesi, görme sorunlarının düzeltilmesi, kullanılan ilaçların gözden geçirilmesi ve ayağa kalkınca tansiyon düşmesi gibi durumların araştırılması gerektiğini belirten Özalp, ev ortamının da düşme riskine karşı düzenlenmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Özalp, kaygan halı ve yerdeki kabloların kaldırılması, banyoda kaymayı önleyici düzenlemeler yapılması, gece kullanılan alanlarda yeterli aydınlatmanın sağlanması ve uygun ayakkabıların tercih edilmesinin düşme riskini azaltabileceğini belirtti.</p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer ise düşmelerin yalnızca kırık açısından değil, kişinin genel hareket kapasitesi açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, 'Düşme sonrası hastanın yeniden güvenli şekilde yürüyebilmesi çok önemli. Bu nedenle kırık riskini azaltırken aynı zamanda kas gücünü ve dengeyi korumaya yönelik yaklaşım da tedavinin bir parçası olmalı' dedi.</p>

<p><strong>'Kaslarınızı güçlü tutun'</strong></p>

<p>Kalça kırığından korunmanın yalnızca kemiklere bakmaktan geçmediğini belirten Uzm. Dr. Özalp, güçlü bacak kasları ve iyi dengenin düşme riskinin azaltılmasında kritik öneme sahip olduğunu söyledi. Yaş ilerledikçe kas kütlesi ve kas gücünün azalabileceğini belirten Özalp, kişinin sağlık durumuna uygun direnç egzersizleri, denge çalışmaları ve düzenli fiziksel aktivitenin yaşamın bir parçası haline getirilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>'Bir sandalyeden ellerinizi kullanmadan kalkıp oturmakta zorlanıyorsanız kas gücünüzün ve fiziksel performansınızın değerlendirilmesi gerekebilir' diyen Özalp, hedefin yalnızca daha uzun yaşamak değil, ilerleyen yaşlarda da ayağa kalkabilmek, yürüyebilmek ve bağımsız kalabilmek olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>'Protein ve yeterli beslenmeyi ihmal etmeyin'</strong></p>

<p>Kemik sağlığından söz edildiğinde çoğunlukla kalsiyum ve D vitamininin akla geldiğini ancak yaşlı bireylerde kasların korunmasının da en az kemiklerin korunması kadar önemli olduğunu belirten Uzm. Dr. Özalp, yetersiz protein alımının kas kaybını hızlandırabileceğini söyledi.</p>

<p>İştah azalması, çiğneme ve yutma problemleri veya kronik hastalıklar nedeniyle yaşlı bireylerde yeterli beslenmenin zorlaşabileceğini ifade eden Özalp, beslenme durumunun gerektiğinde sağlık profesyonelleri tarafından değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>'D vitamini ve kalsiyumu bilinçli kullanın'</strong></p>

<p>D vitamini ve kalsiyumun kemik sağlığı açısından önemli olduğunu ancak takviyelerin gelişigüzel kullanılmaması gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, kişinin beslenmesi, güneş maruziyeti, mevcut hastalıkları, kullandığı ilaçlar ve gerekli durumlarda tetkik sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.</p>

<p>Özalp, 'Yüksek kırık riski bulunan bir kişide yalnızca vitamin kullanmak, osteoporoz tedavisi açısından yeterli olmayabilir. Kişinin toplam kırık riski değerlendirilerek gerekli durumlarda uygun osteoporoz tedavisi planlanmalıdır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer de kalça kırığı sonrasında ortopedik tedavinin yanı sıra yeni kırıkların önlenmesinin de önemli olduğunu belirterek, 'Mevcut kırığı tedavi etmek kadar, hastanın bundan sonraki yaşamında yeni bir kırık yaşamaması için gerekli önlemlerin alınması da önemlidir. Bu noktada ortopedi ile geriatri başta olmak üzere ilgili branşların birlikte çalışması hastanın uzun dönem sonuçları açısından değerlidir' dedi.</p>

<p><strong>''Bir kez düştüm ama bir şey olmadı' demeyin'</strong></p>

<p>Özellikle ileri yaşta yaşanan düşmenin vücudun verdiği önemli bir uyarı olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Özalp, tekrarlayan düşmelerin 'yaşlılıktan kaynaklanıyor' şeklinde değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Düşmenin nedeninin araştırılması gerektiğini ifade eden Özalp; denge, kas gücü, görme, tansiyon değişiklikleri, kullanılan ilaçlar, beslenme durumu ve kemik sağlığının birlikte değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.</p>

<p><strong>'Kalça kırığı sonrasında amaç hastayı yeniden hayata kazandırmak'</strong></p>

<p>Kalça kırığı oluştuğunda tedavinin geciktirilmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erden Ertürer, özellikle ileri yaştaki hastalarda uzun süre hareketsiz kalmanın kas kaybını artırabileceğine ve hastanın yeniden yürümesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.</p>

<p>Prof. Dr. Ertürer, 'Kalça kırığında tedavinin amacı yalnızca kırığın iyileşmesini sağlamak değildir. Hastanın genel sağlık durumu elverdiği ölçüde mümkün olduğunca erken dönemde hareketlendirilmesi ve rehabilitasyon sürecinin başlatılması önemlidir. Hastanın yeniden ayağa kalkabilmesi, yürüyebilmesi ve günlük yaşam aktivitelerini mümkün olduğunca bağımsız sürdürebilmesi tedavinin önemli hedeflerindendir' dedi.</p>

<p>Kırık sonrasında ortopedi, geriatri ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekiplerinin birlikte çalışmasının hastanın toparlanmasına katkı sağlayabileceğini belirten Ertürer, tedavi sürecinin hastanın genel sağlık durumu ve ihtiyaçlarına göre planlanması gerektiğini ifade etti.</p>

<p><strong>'Kalça kırığını önlemek, tedavi etmekten önce geliyor'</strong></p>

<p>Kalça kırığından korunmanın tek bir yöntemle mümkün olmadığını belirten Uzm. Dr. Fatma Gülçin Özalp, 'Güçlü kas, sağlıklı kemik, iyi denge, güvenli bir yaşam alanı ve düzenli kırık riski değerlendirmesi birlikte ele alınmalıdır. Bir kişinin kemik yoğunluğu kadar günlük yaşamda ne kadar hareket ettiği, ne kadar güçlü olduğu, düşüp düşmediği, nasıl beslendiği ve kullandığı ilaçlar da önemlidir' dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Erden Ertürer ise kalça kırığının tedavi edilebilir olmakla birlikte ileri yaşta ciddi sonuçlara yol açabileceğini belirterek, 'Kalça kırığı yaşlılığın doğal ve kaçınılmaz bir sonucu değildir. Kırık oluşmadan önce alınabilecek önlemler, kırık sonrasında uygulanacak tedavi kadar değerlidir. Amaç hastanın hareketliliğini, bağımsızlığını ve yaşam kalitesini mümkün olduğunca uzun süre korumaktır' ifadelerini kullandı.</p>

<p>Uzmanlar; sağlıklı kemikler, güçlü kaslar, iyi denge, güvenli yaşam alanı ve düzenli sağlık kontrollerinin kalça kırığı riskini azaltmada birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Uzmanlar, kalça kırığının yaşlılığın kaderi olmadığını belirterek; kemiklerin, kasların, dengenin ve yaşam alanının korunarak kırık riskinin azaltılabileceğini vurguluyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/yaslilikta-kalca-kirigi-riskini-azaltmanin-yollari</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 07:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/08/agency/iha/yaslilikta-kalca-kirigi-riskini-azaltmanin-yollari.jpg" type="image/jpeg" length="25436"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Göz tansiyonu sessiz ilerliyor: Uzmanından düzenli kontrol uyarısı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/goz-tansiyonu-sessiz-ilerliyor-uzmanindan-duzenli-kontrol-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/goz-tansiyonu-sessiz-ilerliyor-uzmanindan-duzenli-kontrol-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, halk arasında 'göz tansiyonu' olarak bilinen glokomun özellikle açık açılı türünde yıllarca belirti vermeden ilerleyebildiğini belirterek, risk grubundaki kişilerin düzenli göz muayenesi yaptırması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Opr. Dr. Candan Karaca, halk arasında 'göz tansiyonu' olarak bilinen glokomun özellikle açık açılı türünde yıllarca belirti vermeden ilerleyebildiğini belirterek, risk grubundaki kişilerin düzenli göz muayenesi yaptırması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Göz sağlığı açısından en sık karşılaşılan ancak fark edilmesi güç hastalıkların başında gelen glokom, erken dönemde tespit edilmediğinde kalıcı görme kayıplarına neden olabiliyor. Hastalığın türüne göre belirtilerin farklılık gösterdiğini belirten Opr. Dr. Candan Karaca, açık açılı glokomun uzun yıllar sessiz ilerleyebildiğini, kapalı açılı glokomun ise daha belirgin ve ani şikâyetlerle ortaya çıkabildiğini ifade etti.</p>

<p><strong>'Açık açılı glokom yıllarca sessiz ilerleyebilir'</strong></p>

<p>Glokom hakkında bilgi veren Opr. Dr. Candan Karaca, 'Halk arasında 'göz tansiyonu' olarak bilinen glokom, çoğu zaman sinsi bir şekilde ilerleyen ve kalıcı görme kaybına yol açabilen oldukça ciddi bir hastalıktır. Açık açılı glokom en sık karşılaşılan türdür. Yıllarca hiçbir belirti vermeden, tamamen sessiz bir şekilde ilerleyebilir' dedi.</p>

<p><strong>'Kapalı açılı glokomda belirtiler daha belirgin'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kapalı açılı glokomun ise aniden ortaya çıkabileceğini belirten Karaca, 'Şiddetli göz ve baş ağrısı, mide bulantısı, kusma, gözde kızarıklık ve ışıkların etrafında haleler görme gibi belirgin şikâyetlerle seyredebilir' diye konuştu.</p>

<p><strong>'Risk grubundakilere düzenli kontrol uyarısı'</strong></p>

<p>Glokom açısından bazı kişilerin daha yüksek risk taşıdığını ifade eden Karaca, 'Ailesinde göz tansiyonu öyküsü bulunan, yüksek miyop veya hipermetrop olan ve uzun süreli steroid (kortizon) kullanan kişilerin, herhangi bir şikâyetleri olmasa dahi düzenli göz muayenesi yaptırmaları büyük önem taşıyor' şeklinde konuştu.</p>

<p>Karaca, görme kaybının önüne geçilebilmesi için erken tanının önemine dikkat çekerek, 'Görme yetinizi korumak ve muhtemel hasarların önüne geçebilmek adına, hiçbir şikâyetiniz olmasa dahi rutin göz kontrollerinizi aksatmamanız hayati önem taşır' ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/goz-tansiyonu-sessiz-ilerliyor-uzmanindan-duzenli-kontrol-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 10:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/05/goz-muayene-7.jpg" type="image/jpeg" length="12389"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
