<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Batman Çağdaş Gazetesi</title>
    <link>https://www.batmancagdas.com</link>
    <description>Batman son dakika haberleri anında Batman Çağdaş'ta. Batman'dan güncel haberler, siyaset, spor, Batman Petrolspor, hava durumu ve namaz vakitleri için güvenilir ve doğru tek adres.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.batmancagdas.com/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2026 Batman Çağdaş. Tüm hakları saklıdır. İçerikler kaynak gösterilmeden kullanılamaz.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Jul 2026 00:49:34 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Akciğer kanserinde küresel adım]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/akciger-kanserinde-kuresel-adim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/akciger-kanserinde-kuresel-adim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İEÜ Medical Point Hastanesi Faz 1 Klinik Araştırma Merkezi küçük hücreli akciğer kanseri hastalarına umut olabilecek uluslararası çalışmada öncülük ederek büyük bir başarıya imza attı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanlığı onaylı Türkiye'nin ilk özel faz 1 merkezi olan İEÜ Medical Point Hastanesi Faz 1 Klinik Araştırma Merkezi, küçük hücreli akciğer kanseri hastalarına yönelik geliştirilen, küresel ölçekte öneme sahip olan DeLLphi- 313 çalışmasında ilk doz uygulamasını gerçekleştirdi.<br />
Uygulamayı gerçekleştiren İEÜ Medical Point Hastanesi Faz 1 Klinik Araştırma Merkezinden Doç. Dr. Gürkan Güner, küçük hücreli akciğer kanseri konusunda uluslararası ölçekte öneme sahip olan DeLLphi- 313 araştırmasının hasta alımına Nisan ayında ABD'de başlandığını söyledi. Erken faz klinik araştırmaların çok katı uluslararası kurallarla yürütüldüğünü dile getiren Doç. Dr. Güner, "Bu tür yenilikçi tedaviler doğru hasta, ileri teknolojik altyapı ve özverili çalışma bir araya geldiğinde başarıya ulaşır. Çünkü bu süreç sadece ilaç vermekten ibaret değildir. Başarıda hastanın genel sağlık durumunun, organik fonksiyonlarının ve hastalık geçmişinin tedavi ile birebir uyumlu olması kadar uygulamanın yapıldığı merkezin teknoloji kapasitesi, ekibin bilgi birikimi ve yetkinliği de büyük rol oynar. İEÜ Medical Point Hastanesi Faz 1 Klinik Araştırma Merkezi olarak, küresel tıbba katkı sağlama ve hastalarımızı en yenilikçi tedavi seçenekleriyle buluşturma misyonumuzu sürdürmeye devam edeceğiz" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/akciger-kanserinde-kuresel-adim</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Jul 2026 09:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/ieu-medical-point.jpg" type="image/jpeg" length="36926"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Menopoz dönemindeki karın ağrısını hafife almayın"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/menopoz-donemindeki-karin-agrisini-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/menopoz-donemindeki-karin-agrisini-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Östrojen düzeylerindeki değişim, yaş alma ve kilo artışının safra taşı oluşumunu etkileyebileceğini belirten Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, özellikle sağ üst karın bölgesinde hissedilen ağrı, hazımsızlık ve şişkinliğin safra kesesi hastalıklarının habercisi olabileceğine dikkati çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Menopozla birlikte kadınların vücudunda önemli hormonal ve metabolik değişiklikler yaşandığını belirten Medicana International Ankara Hastanesi Menopoz Wellness Komitesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. İsmail Hakkı Özerhan, bu süreçte ortaya çıkan bazı yakınmaların doğal menopoz belirtileri olarak değerlendirilmesinin altta yatan cerrahi hastalıkların tanısında gecikmeye neden olabileceğini ifade etti. Menopoz döneminde metabolizmanın yavaşlaması, kilo alımı ve hormonal değişikliklerin safra kesesi fonksiyonlarını etkileyebildiğini belirten Özerhan, "Safra kesesinde taş oluşumu kadınlarda daha sık görülmektedir. Menopoz döneminde yaşın ilerlemesi, kilo artışı ve metabolik değişikliklerin de eklenmesiyle birlikte risk daha da artabilmektedir. Bu nedenle özellikle yemeklerden sonra ortaya çıkan karın ağrıları, mide rahatsızlığı ya da şişkinlik gibi şikâyetler sadece menopozun bir parçası olarak değerlendirilmemelidir" dedi.<br />
<br />
<strong>Safra taşı sessiz ilerleyebilir</strong><br />
Safra taşlarının uzun süre belirti vermeden ilerleyebileceğini ifade eden Özerhan, belirtiler ortaya çıktığında erken değerlendirme yapılmasının önem taşıdığını vurgulayarak, "Göğüs altına veya sağ kürek kemiğine vuran ağrı, bulantı, kusma, hazımsızlık ve özellikle yağlı yemeklerden sonra gelişen şikayetler safra kesesi hastalıklarını düşündürebilir. Erken dönemde yapılacak muayene ve ultrasonografi gibi basit görüntüleme yöntemleri sayesinde tanı kolaylıkla konulabilmektedir. Gecikmiş vakalarda ise safra kesesi iltihabı, safra yollarında tıkanıklık ya da pankreatit gibi daha ciddi tablolar gelişebilir" ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
<strong>Her karın ağrısı hormonal değişikliklere bağlanmamalı</strong><br />
Menopozun yalnızca hormonal değil, genel sağlık açısından da dikkatle takip edilmesi gereken bir dönem olduğunu aktaran Özerhan, bu süreçte kadınların düzenli sağlık kontrollerini ihmal etmemesi gerektiğinin altını çizdi. Özerhan, sözlerini şöyle sürdürdü:<br />
"Menopoz döneminde ortaya çıkan her karın ağrısını hormonal değişikliklere bağlamak doğru değildir. Ağrının yeri, süresi ve eşlik eden belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Erken tanı sayesinde birçok safra kesesi hastalığı, cerrahi yöntemlerle başarılı ve konforlu bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle uzun süren veya tekrarlayan karın ağrılarında genel cerrahi değerlendirmesi ihmal edilmemelidir."<br />
<br />
<strong>Vücudun sinyalleri doğru değerlendirilmeli</strong><br />
Sağlıklı beslenme ve ideal kilonun korunmasının safra kesesi hastalıkları açısından koruyucu etkiye sahip olduğunu belirten Özerhan, şu ifadeleri kullandı:<br />
"Menopoz döneminde dengeli beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal vücut ağırlığını korumak ve rutin sağlık kontrollerini aksatmamak hem safra kesesi hastalıkları hem de birçok kronik hastalığın önlenmesine katkı sağlar. Vücudun verdiği sinyalleri doğru değerlendirmek ve gerekli durumlarda uzman görüşü almak, sağlıklı bir menopoz süreci geçirmenin en önemli adımlarından biridir."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/menopoz-donemindeki-karin-agrisini-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/ismail-hakki-ozerhan.jpg" type="image/jpeg" length="55051"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Yaz sıcakları varis şikâyetlerini artırabiliyor"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/yaz-sicaklari-varis-sikayetlerini-artirabiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/yaz-sicaklari-varis-sikayetlerini-artirabiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaz aylarında artan sıcaklıkların varis ve venöz yetmezlik şikâyetlerini belirgin şekilde artırabileceğini belirten Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözütok, "Vücut sıcaklığını dengelemek amacıyla deri altındaki damarlar genişler.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu durum toplardamarlardaki kapakçıkların tam olarak kapanmasını zorlaştırabilir ve kanın bacaklarda daha fazla göllenmesine neden olabilir. Bunun sonucunda özellikle akşam saatlerine doğru bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik, ağrı ve karıncalanma gibi yakınmalar belirginleşebilir. Uzun süre güneş altında kalmak, sıcak duş almak ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlar da bu şikâyetleri artırabilir" dedi.<br />
Bacaklarda günün ilerleyen saatlerinde artan şişlik, ağrı ve ağırlık hissi çoğu zaman yorgunluğa bağlansa da, bu belirtilerin altında toplardamar yetmezliği yani venöz yetmezlik yatabiliyor. Özellikle yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının damarları genişlettiğini belirten Medical Park Seyhan Hastanesi Girişimsel Radyoloji Uzmanı Doç. Dr. Sinan Sözütok, sıcak havaların varis şikâyetlerini belirgin şekilde artırabildiğini söyledi. Venöz yetmezliğin zamanında değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Sözütok, günümüzde birçok varis hastasının ameliyatsız girişimsel yöntemlerle tedavi edilebildiğini anlattı.</p>

<p><strong>"Venöz yetmezlik ile varis aynı şey değildir"</strong><br />
Venöz yetmezlik ile varisin sıkça karıştırıldığını ifade eden Doç. Dr. Sözütok, "Toplardamarlardaki kan normalde kalbe doğru tek yönlü olarak ilerler. Bacak toplardamarlarında bulunan kapakçıklar da kanın geri kaçmasını önleyerek bu dolaşımın sağlıklı şekilde devam etmesini sağlar. Ancak çeşitli nedenlerle bu kapakçıklar görevini yapamaz hale geldiğinde kan bacaklarda göllenmeye başlar. Bu duruma venöz yetmezlik diyoruz. Varis ise kalbe dönemeyen kanı içinde tutmaya çalışan genişlemiş, kıvrımlı ve cilt üzerinde belirgin hale gelen hasta toplardamarlardır. Yani venöz yetmezlik bir hastalık süreci, varis ise bunun ortaya çıkan sonuçlarından biridir" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Sıcak hava şikâyetleri artırabiliyor"</strong><br />
Yaz aylarında sıcak havanın damarları genişlettiğini belirten Doç. Dr. Sözütok, bunun toplardamarlardaki kapakçıkların çalışma düzenini olumsuz etkileyebildiğini söyledi.<br />
Doç. Dr. Sözütok, şu bilgileri paylaştı: "Vücut sıcaklığını dengelemek amacıyla deri altındaki damarlar genişler. Bu durum toplardamarlardaki kapakçıkların tam olarak kapanmasını zorlaştırabilir ve kanın bacaklarda daha fazla göllenmesine neden olabilir. Bunun sonucunda özellikle akşam saatlerine doğru bacaklarda şişlik, ağırlık hissi, gerginlik, ağrı ve karıncalanma gibi yakınmalar belirginleşebilir. Uzun süre güneş altında kalmak, sıcak duş almak ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlar da bu şikâyetleri artırabilir."</p>

<p><strong>"Şişlik ve ağrı her zaman yorgunluk belirtisi olmayabilir"</strong><br />
Bacaklarda gün içerisinde giderek artan ve dinlenmeyle azalan şişlik ile ağrıların toplardamar yetmezliğinin habercisi olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Sözütok, "Özellikle gün sonunda ayakkabıların dar gelmesi, çorap izlerinin belirginleşmesi, baldırlarda dolgunluk hissi, yanma, gece krampları ve kaşıntı gibi belirtiler toplardamar hastalıklarını düşündürebilir. Hastalık ilerlediğinde ayak bileği çevresinde cilt renginde koyulaşma, ciltte sertleşme ve iyileşmeyen yaralar da görülebilir" dedi.<br />
Ani gelişen şiddetli ağrı, kızarıklık ve sıcaklık artışının ise farklı ve daha acil değerlendirilmesi gereken bir tabloya işaret edebileceğini vurgulayan Doç. Dr. Sözütok, bu durumda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurguladı.</p>

<p><strong>"Varis yalnızca estetik bir sorun değildir"</strong><br />
Toplumda varisin çoğu zaman yalnızca kozmetik bir problem olarak görüldüğünü belirten Doç. Dr. Sözütok, her varisin aynı özellikte olmadığını söyledi.<br />
Doç. Dr. Sözütok, "İnce örümcek ağı şeklindeki yüzeyel damarlar daha çok estetik kaygı oluşturabilir. Ancak altta toplardamar yetmezliği bulunuyorsa, olay yalnızca görüntü bozukluğu olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle bacaklarda şişlik, ağrı, cilt renginde değişiklik veya uzun süredir devam eden yakınmalar varsa mutlaka damar sistemi değerlendirilmelidir. Erken tanı, ileride gelişebilecek daha ciddi sorunların önüne geçilmesini sağlayabilir" açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>"Bazı kişilerde risk daha yüksek"</strong><br />
Venöz yetmezlik gelişiminde hem genetik hem de yaşam tarzına bağlı faktörlerin etkili olduğunu belirten Doç. Dr. Sözütok, "Ailesinde varis bulunan kişilerde risk daha yüksektir. Kadınlarda hormonal nedenlerle hastalık daha sık görülebilir. Hamilelik geçirenler, ileri yaş grubundaki bireyler, fazla kilolu kişiler ile uzun süre ayakta ya da masa başında çalışanlarda da risk artmaktadır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Uzun süre hareketsiz kalmak damar dolaşımını olumsuz etkiliyor"</strong><br />
Uzun süre ayakta durmanın veya hareketsiz oturmanın toplardamar dolaşımını olumsuz etkilediğini belirten Doç. Dr. Sözütok, "Baldır kaslarımız adeta ikinci bir kalp gibi çalışarak kanın yukarı doğru pompalanmasına yardımcı olur. Uzun süre hareketsiz kalındığında bu mekanizma yeterince çalışamaz ve bacaklarda kan göllenmesi artabilir. Bu nedenle masa başında çalışanlar ya da uzun yolculuk yapan kişiler belirli aralıklarla hareket etmeye özen göstermelidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Yüzme ve yürüyüş faydalı, uzun süre güneş altında kalmak zararlı"</strong><br />
Yaz aylarında yapılan bazı aktivitelerin damar sağlığı açısından faydalı olabileceğini belirten Doç. Dr. Sözütok, "Yüzme ve suda yürüyüş hem baldır kaslarını çalıştırır hem de suyun doğal basıncı sayesinde toplardamar dolaşımını destekler. Düzenli yürüyüş de damar dolaşımına olumlu katkı sağlar. Buna karşılık uzun süre güneş altında hareketsiz uzanmak, sıcak kum üzerinde beklemek ya da sauna gibi yüksek sıcaklığa maruz kalınan ortamlarda uzun süre kalmak damarların daha fazla genişlemesine neden olarak şikâyetleri artırabilir" dedi.</p>

<p><strong>"Varis çorabı yazın da kullanılmalı"</strong><br />
Varis çorabının yalnızca kış aylarında değil yaz döneminde de önemli olduğunu ifade eden Doç. Dr. Sözütok, "Sıcak havalarda bacaklarda kan göllenmesi daha fazla olabileceği için varis çorabı kullanımının önemi artıyor. Günümüzde yaz aylarına uygun, ince ve nefes alabilen modeller bulunuyor. Özellikle uzun süre ayakta kalınacak günlerde veya uzun yolculuklarda düzenli kullanılması fayda sağlayabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>"Ameliyatsız tedavi seçenekleri ön planda"</strong><br />
Varis tedavisinde teknolojinin önemli gelişmeler sağladığını belirten Doç. Dr. Sinan Sözütok, "Günümüzde birçok hasta açık ameliyata ihtiyaç duymadan tedavi edilebiliyor. Endovenöz lazer, radyofrekans, köpük tedavisi, tıbbi yapıştırıcı uygulamaları ve mikroskleroterapi gibi girişimsel radyoloji yöntemleri sayesinde işlemler lokal anestezi altında gerçekleştirilebiliyor. Hastalar çoğu zaman aynı gün ayağa kalkabiliyor ve günlük yaşamlarına kısa sürede dönebiliyor. Ancak hangi yöntemin uygulanacağına mutlaka hastanın damar yapısı ve hastalığın derecesi değerlendirilerek karar verilmelidir" diyerek açıklamalarını sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/yaz-sicaklari-varis-sikayetlerini-artirabiliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Jul 2026 11:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/varis-4.webp" type="image/jpeg" length="77270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diş Hekimliği Fakültesi açılış için gün sayıyor]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/dis-hekimligi-fakultesi-acilis-icin-gun-sayiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/dis-hekimligi-fakultesi-acilis-icin-gun-sayiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güney Petrolkent Mahallesi ile Güney Çevre Yolu arasındaki alanda yapımı süren Batman Üniversitesi’ne bağlı Diş Hekimliği Fakültesi binasında çalışmaların büyük bölümü tamamlandı. Diş Hekimliği Fakültesi’nin en geç iki ay içinde tamamlanacağını belirten Batman Üniversitesi yetkilileri, fakültenin yeni stadyuma komşu alanda hizmet vereceğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3>DİŞ HEKİMLİĞİ FAKÜLTESİ YENİ BİNASINA TAŞINACAK</h3>

<p>Halen Batman Üniversitesi eski rektörlük binasının bir bölümünde hizmet veren Diş Hekimliği Fakültesi, yeni binasına kavuşuyor. Diş Hekimliği Fakültesi binasında çalışmaların büyük bölümü tamamlandı. 2024 Yılının Kasım ayında temeli atılan fakülte binasının yüzde 92 seviyesinde olduğunu belirten Batman Üniversitesi yetkilileri; “Eylül ayında yeni binamız tamamlanmış olacak. Şu anda binanın yüzde 92’si tamamlandı. Batman Üniversitesi eski yerleşkesindeki Diş Hekimliği Fakültesi yeni binaya taşınacak. En geç Eylül ayında yeni binanın hizmete açılması planlanıyor” dediler. Yetkililer ayrıca ileride üniversiteye bağlı sağlık bilimleri birimlerinin de bu alana taşınmasının programda yer aldığını, ancak ilk etapta yalnızca Diş Hekimliği Fakültesi’nin burada hizmet vereceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>NEZAHAT SUMBÜL</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/dis-hekimligi-fakultesi-acilis-icin-gun-sayiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/dis-hekimligi-9.webp" type="image/jpeg" length="10190"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser hastalarına ‘Bitkisel ürün’ uyarısı: "Doktora danışmadan asla kullanmamalı"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanser tedavisi sırasında hekim kontrolü olmadan bitkisel veya takviye gibi çeşitli ürünlerin kullanılmaması gerektiğine dikkat çeken uzmanlar, "Maalesef yaşıyoruz, alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var. Hastaların bitkisel şeylerle tedavi edilmesi mümkün değil, keşke olsa. Kemoterapi ile bazıları çok etkileşebilen bitkiler. Bitkisel tedaviler, çok ciddi karaciğer bozukluklarına hatta siroza kadar gidebilen etkilere neden olabilir. Kendi başlarına asla kullanmamalılar" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Her yıl milyonlarca insanın hayatını etkileyen kanserlere karşı tarama ve kontrollerin önemine dikkat çeken uzmanlar uyarıyor. Teşhis sonrası ise hekim önerilerine kulak verilmesini isteyen İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi’nden Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Burak Şakar ve Türk Jinekolojik Onkoloji Derneği Başkanı, TAJEV (Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Faruk Köse, tedavi sürecinde kimi zaman vatandaşlarda alternatif ve tamamlayıcı yöntemlere yönelme eğilimi olabildiğini belirtti. Geçtiğimiz günlerde Resmi Gazete’de yayımlanan yönetmelikle tıbbi bitki çaylarının üretimi, ruhsatlandırılması ve satışına ilişkin yeni düzenleme yürürlüğe konurken Sağlık Bakanlığı onaylı tıbbi bitki çaylarının da yalnızca eczanelerde satılacağı açıklandı. Market ve aktarlardaki gıda amaçlı bitki çaylarının satışının ise süreceği belirtildi. Uzmanlar da onkoloji hastalarının tedavileri süresince doktorlarına danışmadan herhangi bir bitkisel ürün ya da takviye gibi çeşitli ürün kullanımlarına yönelmemesi gerektiğine dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>"Bazıları kemoterapi ile çok etkileşebilen bitkiler"</strong><br />
Hekim önerisi olmadan herhangi bir ürün kullanılmaması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Burak Şakar, "Kanser epitel dediğimiz dokudan çıkan bir hastalık. Normal özelliğini kaybedip kontrolsüzce çoğalmaya ve normalde yapması gerekli görevleri yapmayan, değişik bir dokuya dönüşmeye başlıyor, buna da kanser diyoruz. Erkeklerde en sık prostat kanseri, 2’nci akciğer, 3’üncü sırada gastrointestinal (sindirim sisteminin ağızdan anüse kadar uzanan bölümü) sistem kanserleri. Prostatla akciğer yer de değiştirebilir. Kadında 1’nci sırada meme kanseri. Gençlerde de belli kanser türlerini klasik görülme yaşından daha erken yaşlarda gördüğümüz oluyor. Rektum, kolon kanserleri gibi düşünürsek obezite, kötü beslenmeye, sigaraya, hareketsiz yaşam tarzına bağlı diyebiliriz. Beslenmemize dikkat etmemiz lazım. Sigara çok önemli bir faktör. Hastaların bitkisel şeylerle tedavi edilmesi mümkün değil, keşke olsa. Zararlı olmayan türden karışımları kullanmalarına izin veriyoruz ama çok önemli bir nokta; bazıları kemoterapi ile çok etkileşebilen bitkiler. Bitkisel tedaviler, çok ciddi karaciğer bozukluklarına, yetmezliklerine hatta siroza kadar gidebilen etkilere neden olabilir. Kendi başlarına asla kullanmamaları lazım" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"Tarama testlerinden korkmasınlar, değişiklikler belirti olabilir"</strong><br />
Erken teşhisin tedavideki önemine dikkat çeken Şakar, "Dünya Sağlık Örgütü'nün ‘Kesin olarak tarama yapın’ dediği kanserler var. Meme kanseri, 40 yaşından itibaren yıllık mamografi taramasıyla başlanabilir. Kolon kanserinde 45 yaşından itibaren kolonoskopi yapılması, 3’ncü kanser rahim ağzı (serviks) kanseri. Ailede bu kanserlerden biri görülmüşse o kanserin görülme yaşından 10 yıl geriden başlanmalı. Meme kanserleri için regl dönemleri dışında, elle muayene yapılmasını öneriyoruz. Tuvalete gitme alışkanlığında öncesine göre belirgin değişiklik olması, kabızlık başlaması, devamlı olması, dışkı çapının hep ince şekilde olması bu da bir belirti olabilir. Bir belirti olmadan da belirli kanserler için tarama yapmamız gerekiyor. Kanser tipine hatta kişinin genetik özelliklerine göre artık tedavi düzenlemeleri yapabiliyoruz. En önemlileri; immünöterapi dediğimiz vücudun bağışıklık sistemini kullanarak yaptığımız bazı tedaviler. Tarama testlerinden korkmasınlar, insanın canını acıtacak testler değil. Geç kaldıkları, yanlış bir şey uyguladıkları zaman onun geri dönüşü çok zor oluyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"En korktuğumuz; yumurtalık kanseri"</strong><br />
‘Kadınların hiçbir problemi yoksa bile yılda bir jinekolojik muayenelerini yaptırmaları lazım’ diyerek sözlerine başlayan Prof. Dr. Mehmet Faruk Köse, "Bütün dünyada olduğu gibi meme kanseri kadın hastalıkları açısından en önemli kanser türü. Rahim içi zarı kanserini görüyoruz, yumurtalık kanseri. Rahim ağzı kanseri açısından baktığımızda erken dönemde hiçbir belirti vermez. Ne zaman belirti verir; çok ciddi ilerlediği zaman. Kişinin akıntısı, bacak ağrısı, kanaması olur, bunlar rahim ağzı kanserinin ilerlemiş dönemki şikayetleri. Halbuki kadın düzensiz adet görüyorsa ve adet kanamaları çok şiddetli ise muhakkak doktora başvurmalı. Menopoza girdi, 1 yılı geçti, kanaması oldu, muhakkak doktora başvurmalı. En korktuğumuz; yumurtalık kanseridir. 6 ay önce hiçbir problemi olmayan kadın 6 ay sonra karın içerisinde yayılmış yumurtalık kanseriyle maalesef gelebilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var"</strong><br />
Kadınların rutin jinekolojik muayenelerine ilişkin konuşan Köse, "Türkiye’de maalesef yüzde 10 civarında, 10 kadından sadece biri düzgün muayenesini yaptırıyor. Bunların da sadece yarısı taramalarını düzgün yaptırıyor. Kanserde kanıta dayalı olmayan hiçbir şeyden medet umulamaz. Biz bunu maalesef yaşıyoruz, kanserin teşhisini koymuşuz, ameliyatını yapmışız. Demişiz ki; kemoterapi veya radyoterapi almanız lazım. Bunları yaptırmamış, alternatif tedaviler peşinde gezen insanlar var" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/kanser-hastalarina-bitkisel-urun-uyarisi-doktora-danismadan-asla-kullanmamali</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/burak-sakar.jpg" type="image/jpeg" length="34706"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kireçlenmede 60 yaş üzeri ve kadınlarda risk artıyor]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/kireclenmede-60-yas-uzeri-ve-kadinlarda-risk-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/kireclenmede-60-yas-uzeri-ve-kadinlarda-risk-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İleri yaşla birlikte sık görülen kıkırdak aşınması, diz ve kalça ağrılarının birçok kişinin günlük yaşamını olumsuz etkilediğini belirten Op. Dr. Mustafa Kunt, kireçlenmede 60 yaş üzeri ve kadınlarda riskin arttığını söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Halk arasında "kireçlenme" veya "sıvı tükenmesi" olarak bilinen kıkırdak aşınması, bir noktadan sonra hayatı çekilmez hale getirebiliyor. Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü'nden Op. Dr. Mustafa Kunt, diz ve kalça protezi cerrahisi hakkında bilgi verdi. Protez ameliyatlarının en çok diz ve kalça kireçlenmelerinde uygulandığını söyleyen Op. Dr. Kunt, "Protez ameliyatları, aslında bir 'yüzey yenileme' veya 'yüzey değiştirme' işlemidir. Dizde veya kalçada aşınan eklem yüzeyleri uygun protez malzemelerle değiştirilir. Her iki ameliyatın da başarı oranları, yani hasta memnuniyet oranları çok yüksektir" dedi.<br />
<br />
<strong>60 yaş üzeri ve kadınlarda risk artıyor</strong><br />
Kireçlenmede 60 yaş üzeri ve kadınlarda riskin arttığını ifade eden Op. Dr. Mustafa Kunt, "Kireçlenme genellikle 60 yaş ve üzeri bireylerde görülse de aşırı kilo, eski spor yaralanmaları, kalça çıkığı öyküsü, romatizmal hastalıklar veya genetik yatkınlık nedeniyle daha genç yaşlarda da karşımıza çıkabiliyor. Özellikle kadınlarda menopoz sonrası dönemde kemik ve kıkırdak yapısındaki değişimlerle birlikte bu sorunlara daha sık rastlanıyor. Ameliyat kararında ağrının derecesi ve hastanın sosyal hayatını kısıtlama düzeyi dikkatle değerlendirilir. Bunun yanında röntgen, gerekirse MR ve kan tetkikleriyle ameliyat kararı verilir. Protez cerrahisi, yaşam kalitesini yükselten tıbbın çok başarılı işlemlerinden biridir" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>Cerrahinin altın kuralları</strong><br />
Protezin hastanın kemik yapısına uygun olması gerektiğini söyleyen Op. Dr. Kunt, "Bu sebeple malzeme seçimi önemlidir. Bunun yanında steril şartların sağlandığı, güvenli bir ameliyathanede tecrübeli bir cerrahi ekiple yapılacak ameliyat başarıyı artırıcı bir faktördür. Diz ve kalça protezi ameliyatları, modern tıbbın insan konforunu artırıcı en başarılı işlemlerindendir. Protez cerrahisi konusunda tecrübeli bir cerrahın hastayla ameliyat öncesi ve sonrası iyi iletişim kurarak maksimum ameliyat güvenliği sağlanmış hastanelerde yapacağı işlemlerin hasta memnuniyeti tartışmasız yüksek olacaktır" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/kireclenmede-60-yas-uzeri-ve-kadinlarda-risk-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/mustafa-kunt.jpg" type="image/jpeg" length="74028"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Karaciğer yağlanması artık çocuklarda da yaygın"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karaciğer yağlanmasının artık sadece yetişkinlerin değil çocukların ve gençlerin de önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer yağlanmasının artık sadece yetişkinlerin değil çocukların ve gençlerin de önemli sağlık sorunlarından biri haline geldiğini belirten Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor" dedi.<br />
Günümüzde obezite, diyabet ve hareketsiz yaşam tarzının yaygınlaşmasıyla birlikte karaciğer yağlanması vakalarında ciddi artış yaşanıyor. Özellikle yanlış beslenme alışkanlıkları ve fiziksel aktivite eksikliği, karaciğer sağlığını tehdit eden en önemli etkenler arasında yer alıyor. VM Medical Park Maltepe Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Önder Ekmen, karaciğer yağlanmasının nedenleri, riskleri ve korunma yolları hakkında bilgiler verdi.</p>

<p><strong>"Yanlış beslenme en büyük risklerden biri"</strong><br />
Karaciğer yağlanmasının karaciğer hücrelerinde normalden fazla yağ birikmesiyle ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Ekmen, "Karaciğer ağırlığının yüzde 5'inden fazlasının yağdan oluşması bu hastalık olarak değerlendirilir. Günümüzde en sık obezite, insülin direnci, tip 2 diyabet ve yüksek kolesterol ile birlikte görülmektedir. Özellikle fast-food ağırlıklı beslenme, aşırı kalori alımı ve işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi riski ciddi şekilde artırmaktadır" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Erken dönemde belirti vermeyebilir"</strong><br />
Karaciğer yağlanmasının çoğu zaman sessiz ilerlediğine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Erken evrede hastaların büyük bölümünde belirgin bir şikâyet oluşmaz. Bu nedenle çoğu zaman rutin kontroller sırasında tesadüfen saptanır. Bazı kişilerde halsizlik, çabuk yorulma ve karın sağ üst kısmında dolgunluk hissi görülebilir. Ancak bunlar çoğu zaman göz ardı edilir" dedi.</p>

<p><strong>"Çocuklarda da görülüyor"</strong><br />
Son yıllarda çocukluk çağı karaciğer yağlanmasının arttığını vurgulayan Doç. Dr. Ekmen, "Yüksek kalorili beslenme, şekerli içeceklerin fazla tüketilmesi, ekran başında geçirilen sürenin artması ve fiziksel aktivitenin azalması çocuklarda da karaciğer yağlanmasını artırıyor. Çocukluk çağında başlayan bu süreç ilerleyen yaşlarda ciddi karaciğer hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Siroz ve kanser riski oluşturabilir"</strong><br />
Karaciğer yağlanmasının basit bir yağ birikimi olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Doç. Dr. Ekmen, "Bazı hastalarda bu süreç karaciğerde iltihaplanmaya, ardından fibrozise yani sertleşmeye yol açabiliyor. Tedavi edilmediğinde siroza kadar ilerleyebilir. İleri evrelerde ise karaciğer kanseri riski de artmaktadır" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Metabolik hastalıklarla yakın ilişkili"</strong><br />
Obezite, diyabet ve insülin direncinin karaciğer yağlanmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu belirten Doç. Dr. Ekmen, "İnsülin direnci geliştiğinde vücutta yağ depolanması artıyor ve bu yağ karaciğere taşınıyor. Özellikle bel çevresi yağlanması bu açıdan önemli bir risk faktörüdür. Karaciğer yağlanması çoğu zaman metabolik sendromun bir parçası olarak değerlendirilmelidir" dedi.</p>

<p><strong>"Tanıda ultrason öne çıkıyor"</strong><br />
Tanı süreci hakkında bilgi veren Doç. Dr. Ekmen, "Öncelikle hastanın risk faktörleri değerlendirilir. Kan testlerinde karaciğer enzimleri incelenir ancak normal olması hastalığı dışlamaz. En sık kullanılan yöntem ultrasonografidir. Gerektiğinde elastografi ile karaciğer sertliği ve yağ oranı değerlendirilebilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Yaşam tarzı değişikliği tedavinin temelidir"</strong><br />
Karaciğer yağlanmasının erken dönemde geri döndürülebilir olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "Tedavinin temelini kilo kaybı, sağlıklı beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Özellikle vücut ağırlığının yüzde 7 ila 10 oranında azaltılması karaciğerdeki yağlanmayı ve iltihabı belirgin şekilde azaltabilir. İlaç tedavileri bazı özel gruplarda uygulanabilir ancak asıl etkili olan yaşam tarzı değişikliğidir" dedi.</p>

<p><strong>"Akdeniz tipi beslenme öneriliyor"</strong><br />
Beslenme önerilerine de değinen Doç. Dr. Ekmen, "Sebze, meyve, tam tahıllar, baklagiller, balık ve zeytinyağı ağırlıklı Akdeniz tipi beslenme modelini öneriyoruz. Şekerli içecekler, rafine karbonhidratlar, aşırı tatlı tüketimi ve işlenmiş gıdalardan uzak durulmalı. Porsiyon kontrolü ve fiziksel aktivite de ihmal edilmemelidir" açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>"Erken tanı ile önlenebilir"</strong><br />
Karaciğer sağlığını korumak için düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Ekmen, "İdeal kilonun korunması, düzenli egzersiz yapılması ve metabolik hastalıkların kontrol altında tutulması büyük önem taşıyor. Karaciğer yağlanması erken dönemde fark edildiğinde büyük ölçüde önlenebilir ve geri döndürülebilir bir hastalıktır" diyerek sözlerini noktaladı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/karaciger-yaglanmasi-artik-cocuklarda-da-yaygin</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/mehmet-onder-ekmen.jpg" type="image/jpeg" length="37270"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yaz aylarında sıvı tüketimine özen gösterin]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/yaz-aylarinda-sivi-tuketimine-ozen-gosterin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/yaz-aylarinda-sivi-tuketimine-ozen-gosterin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özellikle 40 derecenin üzerine çıkan sıcaklıklarla beraber, vücut ısısını 36-37 derece arası fizyolojik değerlerde tutmak için bazı mekanizmaların devreye girdiğini dile getiren Prof. Dr. Ağca, "Temel olarak iki yolla biz aslında vücut ısımızı dengede tutmaya çalışıyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bunlardan biri terleme ile yani cilt yoluyla. İkincisi de solunum sıklığını arttırarak akciğerden sıvıyı buharlaştırarak vücut ısımızı düşürmeye çalışıyoruz. Tabi bu durum kalbimizin iş yükünü arttırıyor, kalp hızımızı arttırıyor, tansiyon değerlerimizde yükselmelere yol açabiliyor." dedi<br />
Bazı durumlarda ise aşırı sıvı kaybına bağlı olarak tansiyon düşmesinin görüldüğünü vurgulayan Ağca, "Dehidratasyon dediğimiz bu sıvı kaybı nedeniyle oluşan tansiyon düşmeleri, bazen aşırı seviyelere ulaşırsa kan pıhtılaşması, kan damarlarında kanın koyulaşması ve yine kalbin iş yükünün artmasına bağlı olarak kalp krizleri ve ani ölümlere kadar süreci götürebiliyor." şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Güneş altında uzun süre kalmayın</strong><br />
Özellikle 65 yaş üstü bireylerle birlikte hipertansiyon, diyabet, kalp-damar hastalığı, beyin-damar hastalığı, kalp yetmezliği, kronik akciğer hastalığı veya böbrek yetmezliği olan hastaların da risk altında olduğunu belirten Ağca, güneş ışınlarının dik geldiği öğle vakitlerinde yarım saatten fazla güneş altında kalınmaması gerektiğinin altını çizdi. Ağca, "Sıvı alımını arttırmaları gerekiyor ki sıcaklığın bu zararlı etkilerinden korunabilsinler. Yaz aylarında günlük olarak 2.5-3 litreye kadar sıvı alımımızı, sıvı tüketimimizi arttırmamız gerekiyor. Dolayısıyla bir şapka kullanmak, şemsiye kullanmak, sıvı alımımızı arttırmak, üzerimize beyaz, ince pamuklu kıyafetler giyinmek bizim için koruyucu tedbirler olarak uygulanması gereken dikkat etmemiz gereken faktörler arasında." diye konuştu.<br />
Ağca, kalp yetmezliği ile tansiyon hastalarının kullandıkları idrar söktürücü ilaçlar nedeniyle dehidrasyon durumuna daha elverişli olmalarına dikkat çekerek, "Bu hastalarımızın yaz aylarında hekimleriyle görüşerek idrar söktürücü ilaçlarının doz azaltımının yapılması ve yine sıvı alımlarını arttırmaları çok büyük önem arz ediyor." ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu önerilere dikkat Edin</strong><br />
Güneşin etkilerinden korunmak için yapılması gerekenleri sıralayan Ağca, sözlerini şu şekilde sürdürdü:<br />
"Doğrudan tedbir olarak doğrudan güneşin altında kalmayalım. İlla kalmamız gerekiyorsa yarım saatten uzun süre kalmayalım. Vücut sıcaklığımız arttıysa, vücudumuzda kızarıklık, ısı artışı, baş ağrısı, bulantı, halsizlik, tansiyon düşmesi gibi belirtiler hissediyorsak, hemen serin bir alana, klimalı bir ortama geçmeliyiz veya bir şemsiye kullanmamız, gölgeliğin altına geçmemiz, hemen sıvı alımını arttırmamız, gerekirse uzanıp ayağımızı yükseltmemiz, üzerimizdeki kıyafetleri biraz inceltmemiz tedbir olarak önemli. Bunlarla rahatlamadıysak özellikle konuşma bozukluğu, bilinç bozukluğu, göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı, bir yerimizde vücudumuzun herhangi bir yerinde güçsüzlük gibi belirtiler ortaya çıktıysa mutlaka 112 aracılığıyla acil servislere başvurmamız önem arz ediyor. Bu konuda Sağlık Bakanlığı ve İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yapılan uyarılar da yakından takip edilmeli"</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/yaz-aylarinda-sivi-tuketimine-ozen-gosterin</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Jul 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/06/suzusluk-sicaklik.webp" type="image/jpeg" length="67140"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sünnet için en uygun dönem, okulların tatil olduğu yaz dönemi]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sunnet-icin-en-uygun-donem-okullarin-tatil-oldugu-yaz-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sunnet-icin-en-uygun-donem-okullarin-tatil-oldugu-yaz-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, çocuklar için en uygun sünnet döneminin okulların tatil olduğu yaz dönemi olduğunu söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Okulların tatile girmesi ile birlikte sünnet sayılarında artış yaşanmaya başladı. Medicana International Samsun Hastanesi doktorlarından Çocuk Cerrahisi Uzmanı Dr. Ahmet Levent Üstün, sünnet için en uygun dönemin yaz ayları olduğunu belirterek, "Yaz mevsiminde okulların tatil olması çocuklarımız için çok büyük bir avantaj oluyor. Sünnet kararında deniz ve havuz yönünden tereddütler yaşanıyor ama sünnet sonrasında denize girmek için 7-10 günlük bir süre bizim için yeterli oluyor. Havuz için ise hem kimyasallar hem de mikrobik durum söz konusu olduğu için bu süre 14 güne kadar çıkabiliyor. Sünnetin yapılması gereken bir işlem olduğunu da düşünürsek, yaz dönemi bunun için en uygun dönem. Okulların tatil olması sünnet olacak çocuklar için çok iyi oluyor. 1 hafta-10 günlük aranın ardından çocuklarımız normal aktivitelerine devam ediyorlar" dedi.<br />
<br />
<strong>"3-6 yaş arası çocuklar fallik dönem nedeniyle sünnet edilmiyor"</strong><br />
Çocukların bedenini ve cinsiyetini fark etmeye başladığı 3-6 yaşları arasında psikolojik sebeplerle sünnetin tercih edilmediğini, bunun dışında kalan yaşlarda ise uygun şartlarda yapılabileceğini belirten Uzm. Dr. Üstün, "Sünnetin yapılmasında kesin bir yaş olmamakla birlikte yapılmama yaşı var. Bu da 3-6 yaş yani fallik dönem dediğimiz dönem. Bu dönem çocukların cinsel ve psikolojik gelişim çağı. Bu dönemin dışında her yaşta yapılabilir. Fakat bizim tavsiye ettiğimiz belli yaş grupları var. Çok erken dönemde yaptırmayı çok tavsiye etmiyorum. Toplum arasında da '40'ı çıksın' denir. Bu süre içerisinde çocuğun hayata, annenin çocuğa alışması, çocuğun beslenmeye olan uyumunun oluşması gerekir. Bunları düşünmemiz gerekir. Onun için doğumdan 40 gün geçtikten sonra sünnet fallik döneme kadar yapılabilir. Bazen sünnet derisinin organ etrafını sarmasına bağlı fimozis dediğimiz durum oluyor. Giderek zamanla açılma gösterebiliyor bu sünnet derisi. Onun için ilk 2 aylık dönem geçtikten sonra sünnetin 3 yaşına kadar yapılması daha uygundur. 3-6 yaş arasındaki çocuklara ise fallik dönem nedeniyle psikolojik sebeplerle yapılmıyor" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sunnet-icin-en-uygun-donem-okullarin-tatil-oldugu-yaz-donemi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/ahmet-levent-ustun-1.jpg" type="image/jpeg" length="89618"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu yaz ya sıcak çarpacak ya da klima: Uzmanından hayati uyarılar]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/bu-yaz-ya-sicak-carpacak-ya-da-klima-uzmanindan-hayati-uyarilar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/bu-yaz-ya-sicak-carpacak-ya-da-klima-uzmanindan-hayati-uyarilar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Şevket Özkaya, yaz aylarında aşırı sıcakların yanı sıra bilinçsiz klima kullanımının da ciddi sağlık sorunlarına yol açtığını belirterek, "Bu yaz vatandaşlar ya sıcak çarpmasıyla ya da yanlış klima kullanımına bağlı sağlık problemleriyle karşı karşıya kalabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkmasıyla birlikte acil servislere sıcak çarpması ve klima kaynaklı rahatsızlıklarla başvuranların sayısında artış yaşandığını ifade eden Prof. Dr. Şevket Özkaya, özellikle yaşlılar, çocuklar, kronik hastalığı bulunanlar ve açık alanda çalışanların yüksek risk altında olduğuna dikkat çekti.<br />
<br />
<strong>"Sıcak çarpması dakikalar içinde hayati tehlikeye dönüşebilir"</strong><br />
Sıcak çarpmasının tıbbi bir acil durum olduğunu vurgulayan Özkaya, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının yetersiz kalması sonucu vücut sıcaklığının 10-15 dakika içinde 41 derece ve üzerine çıkabileceğini söyledi. Özkaya, "Kişide baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, bayılma, nöbet ve kalp ritim bozuklukları görülebilir. Müdahale edilmezse ölümcül sonuçlar doğurabilir. Daha hafif evrede ise aşırı terleme, mide bulantısı, halsizlik, baş ağrısı ve soğuk-nemli cilt gibi ısı bitkinliği belirtileri ortaya çıkar" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>En büyük risk altındaki 3 grup</strong><br />
Prof. Dr. Şevket Özkaya, aşırı sıcaklardan en fazla küçük çocuklar ve yaşlıların etkilendiğini belirterek, bu grupların vücut ısılarını düzenlemekte daha fazla zorlandığını belirtti. Kronik hastalığı bulunan ve düzenli ilaç kullanan kişilerin de risk altında olduğunu ifade eden Özkaya, açık alanda çalışanlar ile serin ortamlara erişim imkanı bulunmayan vatandaşların sıcak çarpmasına karşı daha dikkatli olması gerektiğini vurguladı.<br />
<br />
<strong>"Klima çarpması yazın zatürreyi artırıyor"</strong><br />
Yaz aylarında yalnızca aşırı sıcakların değil, bilinçsiz klima kullanımının da önemli bir sağlık tehdidi oluşturduğunu belirten Özkaya, son yıllarda "klima zatürresi" vakalarında belirgin artış yaşandığının altını çizdi. Kapalı alanlarda kullanılan klimaların düzenli bakımının yapılmaması halinde lejyonella bakterisinin üreyebildiğini ifade eden Özkaya, "Klima sistemlerinden yayılan bakteriler akciğerlere ulaşarak ciddi zatürre tablosuna neden olabiliyor. Öksürük, yüksek ateş, halsizlik, eklem ağrıları, boğaz tahrişi, geçmeyen öksürük ve baş ağrısı gibi şikayetlerle hastanelere başvurular artıyor" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>Klima kullanırken dikkat</strong><br />
Klimaların doğrudan vücuda üfleyecek şekilde kullanılmaması gerektiğini belirten Özkaya, iç ve dış ortam sıcaklığı arasında aşırı fark oluşturulmamasını tavsiye etti. Klima kullanılacaksa ortam sıcaklığının 22 derecenin altına düşürülmemesi gerektiğini dile getiren Özkaya, cihazların düzenli bakım ve filtre temizliğinin de ihmal edilmemesi gerektiğini kaydetti.<br />
<br />
<strong>Klima olmadan da serinlemek mümkün</strong><br />
Aşırı sıcaklardan korunmak için vatandaşlara çeşitli önerilerde bulunan Özkaya, gün boyunca bol su tüketilmesi, mümkünse soğuk duş alınması, boyun ve bileklere soğuk kompres uygulanması, gündüz saatlerinde perde ve panjurların kapalı tutulması, pamuklu ve nefes alabilen kıyafetlerin tercih edilmesi, vantilatörle hava sirkülasyonunun sağlanması, gereksiz ısı yayan elektrikli cihazların çalıştırılmaması ve özellikle öğle saatlerinde uzun süre güneş altında kalınmaması gerektiğini ifade etti. Özkaya, yaz aylarında hem aşırı sıcaklara hem de bilinçsiz klima kullanımına karşı dikkatli olunmasının ciddi sağlık sorunlarının önüne geçeceğini sözlerine ekledi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/bu-yaz-ya-sicak-carpacak-ya-da-klima-uzmanindan-hayati-uyarilar</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 12:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/sevket-ozkaya-11.jpg" type="image/jpeg" length="79376"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Aşırı sıcaklar anne adaylarını daha fazla zorluyor"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, "Yüksek sıcaklıklar erken doğum riskini artırabilir" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa, bu yaz tarihinin en sıcak dönemlerinden birini yaşarken, birçok ülkede termometreler rekor seviyeleri gösteriyor. Aşırı sıcaklara bağlı sağlık sorunları her geçen gün artarken, uzmanlar sıcak hava dalgalarının yalnızca yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan bireyler için değil, anne adayları için de önemli riskler oluşturduğuna dikkat çekiyor. Türkiye'de de temmuz ayıyla birlikte etkisini artırması beklenen sıcak hava nedeniyle gebelerin daha dikkatli olması gerektiğini belirten Liv Hospital Ulus Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Selin Çetinkal, alınacak basit önlemlerle hem anne hem de bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"Gebelikte vücut ısısı doğal olarak artıyor"</strong><br />
Gebeliğin kadın vücudunun fizyolojik olarak en yoğun çalıştığı dönemlerden biri olduğunun altını çizen Op. Dr. Selin Çetinkal, "Bebeğin büyümesiyle birlikte annenin metabolizması hızlanır, dolaşım sistemi daha fazla çalışır ve kalp daha fazla kan pompalar. Bu süreçte vücut ısısı da doğal olarak yükselir. Bu nedenle anne adayları, sıcak havalarda vücut sıcaklığını dengelemekte gebe olmayan kadınlara göre daha fazla zorlanır. Özellikle yüksek nemle birlikte seyreden sıcaklıklar, vücudun serinleme mekanizmalarını zorlayarak sağlık sorunlarının görülme riskini artırabilir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"Bilimsel çalışmalar erken doğum riskine dikkat çekiyor"</strong><br />
Son yıllarda iklim değişikliği ile gebelik sağlığı arasındaki ilişkiyi inceleyen bilimsel çalışmaların dikkat çekici sonuçlar ortaya koyduğunu hatırlatan Op. Dr. Çetinkal, "2025 yılında Nature Medicine dergisinde yayımlanan kapsamlı bir sistematik derleme, sıcak hava maruziyetinin gebelik üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Araştırmaya göre ortam sıcaklığındaki her 1 santigrat derecelik artış erken doğum riskini yaklaşık yüzde 4 artırırken, sıcak hava dalgaları sırasında bu risk yüzde 26'ya kadar yükselebiliyor. Ayrıca düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, gebelik hipertansiyonu, gestasyonel diyabet ve bazı doğumsal anomaliler açısından da risk artışı bildiriliyor" açıklamalarında bulundu.</p>

<p><strong>Sıcak hava erken doğumu nasıl tetikliyor?</strong><br />
"Yüksek sıcaklıklar öncelikle anne adayında sıvı kaybına neden oluyor" diyen Op. Dr. Çetinkal, "Dehidratasyon, rahim kasılmalarını tetikleyebilen hormonların salgılanmasını artırabiliyor. Bunun yanında sıcaklık, plasentaya giden kan akımını olumsuz etkileyebiliyor ve vücutta inflamasyonu artırabiliyor. Gece boyunca devam eden yüksek sıcaklık ise uyku kalitesini bozarak hem anne hem de bebek üzerinde ek stres oluşturuyor. Tüm bu mekanizmalar özellikle gebeliğin son aylarında erken doğum riskini artırabiliyor" dedi.</p>

<p><strong>"Sadece erken doğum değil, anne sağlığı da risk altında"</strong><br />
Aşırı sıcakların yalnızca erken doğum riskini artırmakla kalmadığını vurgulayan Op. Dr. Çetinkal, "Yaz aylarında anne adaylarında tansiyon düşüklüğü, bayılma, çarpıntı, baş ağrısı ve ciddi sıvı kaybı daha sık görülebiliyor. Uzun süre güneş altında kalmak veya yeterince sıvı tüketmemek hem annenin hem de bebeğin sağlığını olumsuz etkileyebiliyor" diye konuştu.</p>

<p><strong>"Gebeler yaz aylarında bu önlemleri almalı"</strong><br />
Anne adaylarının sıcak havalarda bazı basit ancak etkili önlemleri ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, şöyle devam etti: "Günün en sıcak saatleri olan 11.00-16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalı. Susamayı beklemeden gün boyunca düzenli olarak bol su tüketilmeli. Açık renkli, bol ve pamuklu kıyafetler tercih edilmeli. Fiziksel aktiviteler sabah erken veya akşam serin saatlerde yapılmalı. Ev ortamı serin tutulmalı; gerektiğinde klima veya vantilatörden yararlanılmalı. Dengeli ve yeterli beslenmeye özen gösterilmeli."</p>

<p><strong>"Yüksek riskli gebeler daha dikkatli olmalı"</strong><br />
Özellikle çoğul gebelik taşıyanlar, hipertansiyon veya diyabeti bulunanlar, obezitesi olanlar ve daha önce erken doğum öyküsü yaşayan kadınların sıcak hava dönemlerinde doktorlarının önerilerine daha titizlikle uyması gerektiğini belirten Op. Dr. Çetinkal, "Bu gruptaki gebelerde sıcak hava nedeniyle gelişebilecek komplikasyonların yakından takip edilmesi büyük önem taşıyor" dedi.</p>

<p><strong>"İklim değişikliği gebelik sağlığını da etkiliyor"</strong><br />
İklim değişikliği artık yalnızca çevresel değil, aynı zamanda önemli bir halk sağlığı sorunu olarak değerlendiriliyor. Önümüzdeki yıllarda sıcak hava dalgalarının daha sık ve daha uzun süre etkili olmasının beklendiğini belirten Op. Dr. Selin Çetinkal, gebelerin korunmasının hem bireysel önlemler hem de sağlık sistemlerinin alacağı tedbirlerle desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Op. Dr. Çetinkal, "Gebelik doğal bir süreçtir; ancak aşırı sıcaklar bu süreci gereksiz yere zorlaştırabilir. Basit ama etkili önlemlerle hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını korumak mümkündür. Özellikle yaz aylarında sıvı tüketimine dikkat edilmesi, güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarı çıkılmaması ve herhangi bir şikâyet geliştiğinde vakit kaybetmeden kadın doğum uzmanına başvurulması büyük önem taşımaktadır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/asiri-sicaklar-anne-adaylarini-daha-fazla-zorluyor</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/selin-cetinkal.jpg" type="image/jpeg" length="94025"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlardan artan sıcaklarla birlikte besin zehirlenmesi uyarısı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/uzmanlardan-artan-sicaklarla-birlikte-besin-zehirlenmesi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/uzmanlardan-artan-sicaklarla-birlikte-besin-zehirlenmesi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Artan sıcak havalarda kontrolsüz gıda ve su tüketiminin riskleri artırdığını belirten uzmanlar besin zehirlenmelerinin sadece taze sebze ve meyvelerle değil, uygun şartlarda hazırlanmayan konserveler ve kaynak kontrolü yapılmamış sularla da ortaya çıkabileceğini vurgulandı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Konuyla ilgili uyarılarda bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Doç. Dr. Firdevs Aksoy, besin zehirlenmesinin yalnızca tüketilen gıdaya bağlı gelişmediğine dikkat çekerek gıdaların saklandığı kaplar, pişirme sırasında kullanılan malzemeler ve bu materyallerde bulunabilecek kimyasalların da zehirlenmeye neden olabileceğini kaydetti.<br />
Aksoy, uygun saklama şartlarına uyulmayan tüm gıdaların risk taşıdığına dikkat çekerek özellikle taze meyve ve sebzelerin nasıl yıkandığı, nasıl saklandığı, yeterince temizlenip temizlenmediği ve toprak bulaşı olup olmadığı gibi unsurların büyük önem taşıdığını belirtti. Az pişmiş gıdalar, bozulmuş besinler, uygun şartlarda hazırlanmamış konserveler ile son kullanma tarihi geçmiş ürünlerin de besin zehirlenmesine yol açabileceğine dikkat çeken Aksoy, "Besin zehirlenmeleri yalnızca yaz aylarında değil, her mevsimde görülebilir. Yazın havaların sıcak olması nedeniyle besin ve su tüketimi biraz daha kontrolsüz olabiliyor. Besin zehirlenmelerini daha çok taze sebze ve meyvelerle ilişkilendiriyoruz ama bazen konservelerle de ortaya çıkabiliyor. Kaynak kontrolü yapılmamış sular da aynı şekilde besin zehirlenmeleri arasında değerlendirilebilir. Besin zehirlenmeleri sadece yediğimiz gıdalarla değil, ayrıca o besinleri sakladığımız kaplar ve pişirme için kullandığımız malzemeler aracılığıyla da meydana gelebiliyor. Besinlerin saklandığı ya da pişirildiği materyallerde bulunan kimyasallar da buna neden olabiliyor. Dolayısıyla besin zehirlenmesinin oluşma şekli; yenilen gıdaya, saklanma şartlarına ve tüketilme biçimine göre değişebiliyor. Toplu zehirlenmelerde genellikle aynı gıdanın tüketilip tüketilmediğine bakıyoruz. Ancak bu durum herkesi aynı şekilde etkilemeyebiliyor. Bir gıdadan on kişi yiyebilir, sadece bir kişi besin zehirlenmesiyle karşımıza çıkabilir. Besin zehirlenmesinde özellikle hastaların şikâyetlerine ve tüketilen gıdalar arasında ortak bir besin olup olmadığına dikkat etmeye çalışıyoruz. Hastaları şikâyetlerine göre değerlendiriyoruz. Bu şikâyetlere göre hangi besinin tüketildiğini sorguluyoruz. Tüketilen besine göre mikroorganizmalar değişebiliyor. Hastaların şikâyetlerine göre mikroorganizmaları tahmin edebiliyor, tedavilerini de buna göre düzenliyoruz. O yüzden, zehirlenme diyebilmemiz için tüketilen gıdanın ne olduğu bizim için önemli. Saklama şartlarına uygun olmayan tüm gıdalar ya da taze meyve-sebzeler tüketilmişse; bunların yıkanma ve saklanma şekilleri, uygun temizlenip temizlenmedikleri, toprak bulaşı olup olmadığı gibi unsurlar önem taşıyor. Tüketilen her gıda besin zehirlenmesine neden olabilir. Saklama şartları uygun değilse olabilir, pişirilme şekli uygun değilse olabilir. Bazen az pişmiş gıdalar besin zehirlenmesine yol açabiliyor. Bazen bozulmuş gıdalar da buna neden olabiliyor. Hatta konserveler bile uygun şartlarda yapılmamışsa veya saklanmamışsa besin zehirlenmesi nedeni olabilir. Dolayısıyla yenilen her gıda; uygun saklanmamışsa, uygun pişirilmemişse, son kullanma tarihi geçmişse ya da uygun şartlarda muhafaza edilmemişse besin zehirlenmesi olarak karşımıza çıkabilir. Özellikle sıcak havalarda görülen besin zehirlenmelerinin yanı sıra su ile olan bulaşmalar da önemlidir. Örneğin denize girme ya da deniz ürünlerini tüketme de etkili olabilir" dedi.<br />
<br />
<strong>"İki ya da daha fazla bitkisel gıdanın aynı anda tüketilmemesini öneriyoruz"</strong><br />
Doğadan toplanan otların tüketilmesi risk oluşturabileceğini kaydeden Aksoy, "Bilmediğimiz ya da bilsek bile özellikle bitkisel olan birçok madde karaciğer ve böbrek üzerinde zararlı olabiliyor. Bunları fazla tüketmek her türlü zarara neden olabilir. Özellikle iki ya da daha fazla bitkisel gıdanın aynı anda tüketilmemesini öneriyoruz. Çünkü karaciğere ve böbreğe zarar verebilir. Faydalı olacağını düşündüğümüz şeyleri fazla tükettiğimizde zararını daha fazla görebiliyoruz. Özellikle mantar zehirlenmeleri açısından da her mantarın faydalı ve tüketilebilir olduğuna dair bir bilgi yok. Bu nedenle zehirli mantarların tüketilmesi ölümcül sonuçlara yol açabilir. Besin zehirlenmelerinde, özellikle hastalarda ishal gelişmişse ya da çok şiddetli bulantı ve kusma varsa; hasta yaşlıysa, çocuksa ya da altta yatan bir hastalığı bulunuyorsa, aşırı sıvı kaybına bağlı olarak böbrek ve karaciğer yetmezliğine neden olabilir. Bu yüzden tüketilen her gıdada 'azı karar, çoğu zarar' diye düşünmek gerekir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/uzmanlardan-artan-sicaklarla-birlikte-besin-zehirlenmesi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/03/gida-zehirlenmesi.webp" type="image/jpeg" length="86909"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Güneş kremleri cildi tam olarak korumayabilir"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/gunes-kremleri-cildi-tam-olarak-korumayabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/gunes-kremleri-cildi-tam-olarak-korumayabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güneşten korunmanın en etkili yönteminin, güneş koruyucularını fiziksel korunma önlemleriyle birlikte kullanmak olduğunu belirten Dermatoloji Uzmanı Dr. Ümit Bostancı, yapılması gereken fiziksel önlemleri anlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı korunmanın önemi bir kez daha gündeme gelirken, uzmanlar özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde uzun süre güneşe maruz kalmanın ve ciddi güneş yanıkları geçirmenin ilerleyen yıllarda deri kanseri riskini artırdığına dikkat çekti. Medicana Bursa Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Ümit Bostancı, güneşten korunmada yalnızca güneş kremi kullanımının yeterli olmadığını da vurguladı. Deri kanserlerini önlemenin en etkili yollarından birinin güneşin zararlı ultraviyole ışınlarından korunmak olduğunu belirten Dr. Bostancı, "Son yüzyılda güneşlenme alışkanlığının yaygınlaşmasıyla birlikte tüm dünyada deri kanseri görülme sıklığının arttı. Güneş ışınları; ciltte kırışıklık, erken yaşlanma, leke oluşumu ve deri kanserinin en önemli nedenleri arasında yer alıyor. Dermatologlar uzun yıllardır güneşten korunmanın önemini vurguluyor. Toplumdaki farkındalık artmasına rağmen deri kanseri görülme sıklığı her geçen yıl yükselmeye devam ediyor" dedi.<br />
<br />
<strong>Güneş koruyucular doğru seçilmeli ve doğru kullanılmalı</strong><br />
Güneşten Korunma Faktörü (SPF) değerinin, ürünün güneş ışınlarının neden olduğu cilt kızarıklığına karşı sağladığı koruma düzeyini ifade ettiğini belirten Dr. Bostancı, suya dayanıklı ürünlerin 40 dakika suyla temas sonrasında da koruma etkisini sürdürmesi gerektiğini söyledi. Güneş koruyucu ürünlerin içeriğinde bulunan bazı kimyasal maddelerin hassas kişilerde tahriş ve alerjik temas egzamasına neden olabileceğini belirten Dr. Bostancı, "Cilt tipine uygun ürün tercih edilmesine dikkat edilmeli. Yağlı ciltlerde losyon formundaki ürünler, kuru ciltlerde ise krem formundaki güneş koruyucular tercih edilmelidir. Düzenli kullanılan güneş koruyucuların D vitamini sentezini engellediğine veya kansere neden olduğuna dair bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır" şeklinde uyardı.<br />
<br />
<strong>Güneşten korunmada tek başına güneş kremi yeterli değil</strong><br />
Güneş koruyucularının yaklaşık 3-4 saat etkili olduğunu ve gerektiğinde yeniden uygulanması gerektiğini belirten Dr. Bostancı, etkili korunmanın ancak birden fazla önlemin birlikte uygulanmasıyla mümkün olduğunu söyledi. Bostancı, "Güneşten korunmak için yalnızca güneş koruyucu kullanmak yeterli değildir. Pamuklu ve koruyucu giysiler tercih edilmeli, geniş kenarlı şapkalar kullanılmalı ve özellikle güneş ışınlarının en yoğun olduğu öğle saatlerinde doğrudan güneş altında kalınmamalıdır. Açık tenli ve sarışın bireylerin en az SPF 50 koruma faktörüne sahip ürünleri tercih etmeleri önerilmektedir" diye konuştu.<br />
Dr. Bostancı, hiçbir güneş koruyucu ürünün cildi güneş ışınlarına karşı yüzde 100 koruyamayacağını vurgulayarak, "Güneş koruyucular doğru kullanıldığında cilt sağlığını korumada önemli bir destek sağlar. Ancak en etkili korunma; güneş koruyucu kullanımını gölgede kalma, koruyucu kıyafet giyme, şapka kullanma ve güneşin yoğun olduğu saatlerde dışarıda bulunmama gibi fiziksel korunma yöntemleriyle birlikte uygulamaktır" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/gunes-kremleri-cildi-tam-olarak-korumayabilir</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/06/gunes-kremi-2.webp" type="image/jpeg" length="97716"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Sağlığımızı kaybetmeden kıymetini bilmek çok önemli"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sagligimizi-kaybetmeden-kiymetini-bilmek-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sagligimizi-kaybetmeden-kiymetini-bilmek-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu, "Sağlığımızı kaybetmeden sağlığımızın kıymetini bilmek çok önemli. Onun için toplumun hareket, kilo ve bağımlılıklar konusunda hassasiyet göstermesi, bizlere yardım etmesini bekliyoruz. Sağlık Bakanlığımızın tesislerine sadece hasta olduğunuz için gitmeyin. Sağlık Bakanlığımıza sağlıklı kalmak için de lütfen başvurun" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu bir dizi ziyaret ve incelemelerde bulunmak üzere Aksaray'a geldi. İlk olarak Aksaray Valiliği'ni ziyaret ederek çalışmalar hakkında bilgi alan Bakan Memişoğlu, toplantının ardından basın açıklaması yaptı. Türkiye Yüzyılı çerçevesinde Türkiye'yi dolaştıklarını belirten Bakan Memişoğlu, "Bugün medeniyetimizin kadim şehri Aksaray'dayız. Bilginin odağı, birçok ilim insanı yetiştirmiş bir şehirdeyiz. Burada sağlık hizmetlerini değerlendireceğiz. Malum biliyorsunuz dün, Dünya Sağlık Örgütü'nün İstanbul Bildirgesi'ni 40 ülkeyle beraber İstanbul'da imzaladık. Bu gerçekten çok değerli bir şey. Çünkü depremle ilgili Türkiye, dünyanın geçmişte maalesef acı yaşamış ama aynı zamanda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde depremi çok iyi yönetmiş, çok iyi sağlık altyapısı olan bir ülkesi. Gerçekten 6 Şubat depremlerinde büyük özveriyle hizmet etmiş, dünyaya örnek olmuş bir sağlık hizmeti sundu. Bunun neticesinde de dün İstanbul Bildirgesi, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 40 ülkenin imzaladığı bildirge yayınlandı. Bu konuda emeği geçen herkese huzurunuzda teşekkür ediyorum" dedi.<br />
<br />
<strong>Aksaray'a 300 yataklı hastane müjdesi</strong><br />
Aksaray'la ilgili burada 800 yataklı bir eğitim araştırma hastanesi olduğunu belirten Bakan Memişoğlu, "Sağlık hizmetleri özellikle son 20 senede çok iyi yerlere gelmiş durumda. 30'un üzerine yatırım yapmışız. İnşallah daha iyi daha da iyi yapacağız. Özellikle merkezde 300 yataklı hastane planlamamız var, projesini bitirmek üzereyiz. Sene sonuna kadar inşaatına başlamak için çok yoğun çalışıyoruz. 300 yataklı hastanenin inşaatı en geç 6 ay içinde inşallah başlayacak, ihalesi bitmiş olacak. 2027'nin başında da Aksaraylılar inşaatını görmek için beklesinler. Onun haricinde Eskil'de bir hastane yapıyoruz. Onun da projesi bitti. İnşallah onu da en yakın zamanda ihaleye çıkacağız. Ortaköy'de de bir hastane planlamamız var. O da yakın zamanda inşallah projesine başlayacağız. Böylece esasında Aksaray'da sağlık hizmetlerini bir üst seviyeye çıkartmış olacağız" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>"Toplumumuzun maalesef yüzde 65'i kilolu"</strong><br />
Hastanelere sadece hasta olunduğunda değil, sağlıklı kalmak için de gidilmesi gerektiğine vurgu yapan Bakan Memişoğlu, "Ama ben özellikle toplumumuzdan şunu istiyorum, sağlıklı kalmak çok önemli. Sağlığımızı kaybetmeden sağlığımızın kıymetini bilmek çok önemli. Onun için toplumun hareket, kilo ve bağımlılıklar konusunda hassasiyet göstermesi, bizlere yardım etmesini bekliyoruz. Sağlık Bakanlığımızın tesislerine sadece hasta olduğunuz için gitmeyin. Sağlık Bakanlığımıza sağlıklı kalmak için de lütfen başvurun. Onun için aile sağlığı merkezlerimiz, sağlıklı hayat merkezlerimiz, birinci basamak temel sağlık hizmetlerimiz sizin emrinizde. Toplum sağlığı merkezlerimiz de dahil Türkiye'de sağlıklı yaşamı, sağlıklı kalmayı önemsememiz gerekir. Çünkü toplumumuzun maalesef yüzde 65'i kilolu. Hareketsiz yaşam ve kilo, beslenme sorunlarımız risk altında. O nedenle bizler biliyorsunuz bir kampanya başlattık. 'Hareket yaşını öğren, sağlıklı yaşa' diye. Şu ana kadar 1 milyon 200 bin kişiyi hareket konusunda, kas kuvveti konusunda, yaşı konusunda fizyoterapistlerimize yönlendiriyoruz. Lütfen sağlıklı hayat merkezlerine, aile hekimliklerinize gidin, diyetisyen, psikolog, fizyoterapistlerin, aynı zamanda koruyucu dişin, kanser taramalarının ücretsiz yapıldığı hizmetlerimizden yararlanın. Biz sizin öncelikli olarak sağlıklı kalmanızı istiyoruz. Onun haricinde işte bugün Aksaray'da gördüğünüz gibi Türkiye, sağlık hizmetleri kapsamında dünyanın en iyi sağlık hizmetlerini sunuyor. Bunun için de gece gündüz çalışmaya devam ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın liderliğinde Türkiye, sağlıkta dünyanın en iyi sağlık hizmetini sunduğunun yanında, sağlıklı bir Türkiye için de hep beraber çaba harcıyoruz" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sagligimizi-kaybetmeden-kiymetini-bilmek-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/kemal-memisoglu-25.jpg" type="image/jpeg" length="36175"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Yaz tatili tedaviye engel olmamalı, serebral palsili çocuklarda ortopedik takip aksamamalı"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/yaz-tatili-tedaviye-engel-olmamali-serebral-palsili-cocuklarda-ortopedik-takip-aksamamali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/yaz-tatili-tedaviye-engel-olmamali-serebral-palsili-cocuklarda-ortopedik-takip-aksamamali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Medical Point Gaziantep Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Mahmut Bilir, serebral palsili çocuklarda yaz aylarının hem fırsatlar hem de dikkat edilmesi gereken bazı riskler barındırdığını belirterek, ailelerin tedavi sürecini tatil döneminde de aynı özenle sürdürmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Op. Dr. Bilir, "Yaz aylarıyla birlikte değişen günlük rutinler ve tatil planları, serebral palsili çocukların tedavi süreçlerinin de aksamasına neden olabiliyor. Oysa uzmanlar, bu dönemde düzenli ortopedik takip, egzersiz programları ve yardımcı cihaz kullanımının sürdürülmesinin çocukların hareket kabiliyetinin korunması açısından büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor" dedi.</p>

<p>Op. Dr. Bilir, düzenli ortopedik kontrollerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak, "Yaz aylarında çocukların hareket etme isteği artarken sıcak hava nedeniyle kas yorgunluğu ve sıvı kaybı daha belirgin hale gelebiliyor. Bu nedenle egzersizlerin günün serin saatlerinde yapılması, yeterli sıvı tüketiminin sağlanması ve çocukların genel durumunun yakından takip edilmesi önemlidir" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Tedavi sürekliliği hareket kabiliyetini destekliyor</strong><br />
Serebral palside kas sertliği, eklem hareketlerinde kısıtlılık ve zamanla gelişebilen kemik-eklem deformitelerinin erken dönemde takip edilmesinin yaşam kalitesi açısından önemli olduğunu ifade eden Op. Dr. Bilir, "Yaz tatili nedeniyle fizik tedavi programlarına ara verilmesi veya ev egzersizlerinin aksatılması, tedaviyle elde edilen kazanımların gerilemesine yol açabilir. Düzenli egzersiz ve ortopedik takip, çocuğun mevcut fonksiyonlarının korunmasına önemli katkı sağlar" dedi.</p>

<p><strong>Ortez kullanımı yazın da devam etmeli</strong><br />
Yaz aylarında artan sıcaklık nedeniyle ailelerin zaman zaman ortez kullanımını bırakabildiğini belirten Op. Dr. Bilir, bunun doğru bir yaklaşım olmadığını söyledi. Ortezlerin hekimin önerdiği süre boyunca kullanılmasının deformite gelişimini önlemede ve hareketin desteklenmesinde önemli rol oynadığını ifade eden Dr. Bilir, sıcak havalarda cilt sağlığının da yakından izlenmesi gerektiğini kaydetti. Dr. Bilir, "Ciltte kızarıklık, tahriş veya yara oluşumu fark edildiğinde mutlaka sağlık profesyonellerine danışılmalıdır. Düzenli cilt bakımı ve hijyen, yaz döneminde ortez kullanımının güvenli şekilde sürdürülmesine yardımcı olur" ifadelerine yer verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Güvenli fiziksel aktivite önemli</strong><br />
Yaz aylarının serebral palsili çocukların fiziksel aktiviteye katılımı açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Op. Dr. Bilir, özellikle hekimin ve fizyoterapistin önerdiği egzersizlerin yanı sıra yüzme gibi uygun aktivitelerin kas kuvveti, eklem hareketliliği ve genel kondisyonun desteklenmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti. Op. Dr. Bilir, "Her çocuğun fonksiyonel durumu farklıdır. Bu nedenle yapılacak aktiviteler mutlaka bireysel değerlendirmeye göre planlanmalıdır. Aileler çocuklarını diğer bireylerle kıyaslamak yerine kendi gelişim sürecine odaklanmalı ve tedavi ekibiyle iletişimlerini sürdürmelidir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/yaz-tatili-tedaviye-engel-olmamali-serebral-palsili-cocuklarda-ortopedik-takip-aksamamali</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 09:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/serebral-palsili.webp" type="image/jpeg" length="54732"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Dikkat eksikliği yetişkinlikte de devam edebilir"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/dikkat-eksikligi-yetiskinlikte-de-devam-edebilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/dikkat-eksikligi-yetiskinlikte-de-devam-edebilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Liv Hospital Gaziantep Psikiyatri Uzmanı Uzm. Dr. Mustafa Çelik, çocuklukta fark edilmeyen ya da tedavisi yarım kalan DEHB'nin yetişkinlerin iş, eğitim ve sosyal yaşamını önemli ölçüde etkileyebileceğine dikkat çekti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Yetişkinlerde DEHB'nin en belirgin özelliğinin dikkat dağınıklığı olduğunu belirten Uzm. Dr. Mustafa Çelik, ilgi çekici aktivitelerde odaklanmanın kolay olmasına rağmen toplantılar, eğitimler veya uzun süre dikkat gerektiren görevlerde ciddi güçlük yaşanabildiğini söyledi.<br />
Dr. Çelik, "Bu bireylerde unutkanlık, eşyaları sık kaybetme, randevu ve önemli tarihleri unutma, zamanı planlayamama ve işleri zamanında tamamlayamama gibi sorunlar oldukça yaygındır. Ayrıca dürtüsel davranışlar nedeniyle ani kararlar alınabilir ve sonrasında pişmanlık duyulabilir" dedi.<br />
<br />
<strong>"İş ve ilişkilerde sorunlara yol açabiliyor"</strong><br />
DEHB'nin yalnızca dikkat sorunlarıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Uzm. Dr. Mustafa Çelik, sürekli sıkılma hissinin de önemli belirtilerden biri olduğunu ifade etti.<br />
Dr. Çelik, "Yetişkin DEHB'li bireyler uzun süre aynı işte çalışmakta zorlanabilir, sık iş değiştirebilir veya kariyerlerini istedikleri noktaya taşıyamayabilirler. Benzer şekilde uzun süreli ilişkileri sürdürmekte güçlük yaşayabilir, evlilik ve aile yaşamında çeşitli sorunlarla karşılaşabilirler" şeklinde konuştu.<br />
<br />
<strong>"Depresyon ve kaygı bozuklukları eşlik edebiliyor"</strong><br />
DEHB'nin zamanında tanınmaması halinde bireyin gerçek potansiyelinin altında kalabileceğini belirten Uzm. Dr. Mustafa Çelik, bunun motivasyon kaybına ve farklı psikiyatrik sorunlara zemin hazırlayabileceğini söyledi.<br />
Dr. Çelik, "Başarısızlık hissi ve sürekli sıkılma duygusu depresyon, kaygı bozuklukları ve madde kullanım riskini artırabilir. Bu nedenle dikkat eksikliği belirtileri gösteren yetişkinlerin mutlaka psikiyatri değerlendirmesinden geçmesi önemlidir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Erken tanı ve doğru tedavi yaşam kalitesini artırıyor"</strong><br />
Yetişkin DEHB'nin tedavi edilebilen bir nörogelişimsel bozukluk olduğunun altını çizen Uzm. Dr. Mustafa Çelik, tedavi sürecinin kişiye özel planlandığını belirtti.<br />
Dr. Çelik, "İlaç tedavisi, psikoterapi ve yaşam tarzı düzenlemeleri birlikte uygulandığında dikkat eksikliğinin neden olduğu sorunlar büyük ölçüde kontrol altına alınabilmektedir. Aynı zamanda eşlik eden depresyon, kaygı bozuklukları ve ilişkisel sorunlar da tedavi planına dahil edilir. Doğru tanı ve uygun tedavi sayesinde hastaların yaşam kalitesinde belirgin artış sağlanırken, bireylerin gerçek potansiyellerine ulaşmaları mümkün olabilmektedir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/dikkat-eksikligi-yetiskinlikte-de-devam-edebilir</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/dikkat-eksikligi.webp" type="image/jpeg" length="32182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hafife aldığınız çarpıntı kalp ritim bozukluğunun haberci olabilir]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/hafife-aldiginiz-carpinti-kalp-ritim-bozuklugunun-haberci-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/hafife-aldiginiz-carpinti-kalp-ritim-bozuklugunun-haberci-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Dönmez, toplumda sık görülen çarpıntı şikayetinin bazı durumlarda ciddi kalp ritim bozukluklarının habercisi olabileceğini belirterek, hastaların mutlaka uzman hekime başvurması gerektiğini söyledi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle herhangi bir şikayeti yokken aniden başlayan çarpıntı atakları yaşayan hastalarımızın mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurması ve bu durumun ileri tetkiklerle değerlendirilmesi önemli olduğunu belirten Medicana Bursa Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. İbrahim Dönmez, toplumda sık görülen çarpıntı şikayetlerinin bazı durumlarda ciddi kalp ritim bozukluklarının habercisi olabileceği ve mutlaka kısa sürede uzman bir hekime başvurulması gerektiği konusunda uyarıda bulundu. Çarpıntının, normalden farklı olarak kalp atışlarının hissedildiği bir durum olduğunu söyleyen Dönmez, "Bu durum, zaman zaman aniden başlayan ve göğsümüzde kuş çırpınması gibi çok hızlı hissettiğimiz ataklar şeklinde olabileceği gibi, bazen tekleme şeklinde, bazen de birkaç saniye süren ataklar halinde karşımıza çıkabilmektedir. Kalp ritim bozuklukları ise kalbin ileti sisteminde ortaya çıkan ve normalde olmaması gereken ekstra atımlar ya da ritim düzensizlikleriyle seyreden durumlara verdiğimiz isimdir. Bu ritim bozuklukları zaman zaman ani başlayıp ani sonlanabileceği gibi, bazen de tekleme şeklinde kendini gösterebilmektedir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hastanın herhangi bir şikayeti yokken aniden başlayan çarpıntı atakları yaşadığında mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurması gerektiğini vurgulayan Doç. Dr. Dönmez, "Benzer şikayetler ile hekime başvuran hastanın ileri tetkiklerle değerlendirilmesi önemlidir. Çarpıntısı olan hastalarımızda kullandığımız önemli tanı ve tedavi yöntemlerinden biri elektrofizyolojik çalışma ve ablasyondur. Bu işlemde kasık damarından girerek kalbe ulaşır, hastanın kalp ileti sistemini detaylı olarak değerlendiririz. Eğer ritim bozukluğuna neden olan bir odak veya ileti yolu tespit edersek, birçok durumda aynı seansta ablasyon işlemi uygulayarak tedavi sağlayabiliriz" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ablasyon işlemi hakkında bilgi veren Kardiyoloji uzmanı Dönmez, "Yaklaşık bir saat süren ve çoğu zaman genel anestezi gerektirmeyen bu işlem sonrasında hastalarımızı aynı gün taburcu edebilmekteyiz. Başarı oranı ritim bozukluğunun türüne göre değişmekle birlikte yaklaşık yüzde 90 ila 95 seviyelerindedir. İşlem sonrasında hastalarımız genellikle ertesi gün normal günlük yaşamlarına dönebilmektedir. Günlük yaşamımızda ani başlayan çarpıntı ataklarımız varsa, bu ataklar yaşam kalitemizi ve konforumuzu belirgin şekilde etkiliyorsa ya da ailemizde 40 yaşın altında gerçekleşmiş ani kardiyak ölüm öyküsü bulunuyorsa, mutlaka bir kardiyoloji hekimine başvurulmasını ve ayrıntılı bir kardiyolojik değerlendirme yapılmasını öneriyoruz. Bu ve benzeri şikayetler hafife alınmamalıdır" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/hafife-aldiginiz-carpinti-kalp-ritim-bozuklugunun-haberci-olabilir</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/kalp-krizi-carpinti.webp" type="image/jpeg" length="96274"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından 'dopamin siteleri' uyarısı]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-dopamin-siteleri-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-dopamin-siteleri-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, Güney Kore'de ortaya çıktıktan sonra dünya genelinde hızla yayılan dopamin sitelerinin beyindeki ödül sistemini manipüle ettiğini belirterek, geçici haz sağlayan bu sanal platformların bağımlılığa ve ciddi psikolojik rahatsızlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Son dönemde internet dünyasında viral hale gelen 'dopamin siteleri', sahte alışveriş sepetleri ve gerçekte var olmayan bakiyelerle kullanıcılara anlık mutluluk hissi yaşatıyor. Uzmanlar, ekranda beliren sanal kurye takip mesajlarıyla heyecan oluşturan bu platformların, bireyleri ciddi bir psikolojik riskle karşı karşıya bıraktığını belirtti.<br />
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Beyin Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen, bu sitelerin beyindeki dopamin hormonunu yapay şekilde artırdığını belirterek, bunun sağlıklı bir davranış örneği olmadığını söyledi.<br />
<br />
<strong>"Ortada gerçek bir para veya ürün yok"</strong><br />
Dopaminin normal şartlarda motivasyonu ve haz duygusunu artıran önemli bir hormon olduğunu ifade eden Prof. Dr. Şen, "Dopamin siteleri, beyinde dopamin hormonu salınımını artırarak kişiye geçici bir haz, mutluluk ve motivasyon kazandırıyor. Normalde egzersiz yapmak, spor yapmak veya alışveriş gibi durumlarda beyin bunu ödüllendirme olarak algılar ve dopamin salınımı artar. Ancak Güney Kore'de ortaya çıkan bu sitelerde ortada gerçek bir para veya alınan bir ürün bulunmuyor. Ürünler sepete ekleniyor, olmayan bir kredi kartıyla sanki o ürünü alıyormuş gibi işlem yapılıyor. Ardından kuryenin yola çıktığına dair mesajlar geliyor ve kişi büyük bir heyecanla bu sanal kuryeyi bekliyor. Bu sağlıklı bir davranış örneği değildir" dedi.<br />
<br />
<strong>"Yapay dopamin fazlalığı haz alma duygusunu köreltir"</strong><br />
Sistemin en büyük tehlikesinin gereksiz uyaranlarla salgılanan dopamin olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Şen, "Dopamin bu şekilde yapay olarak fazla salgılatılırsa zamanla kişinin haz alma duygusu körelir. Kişi sanal dünyadan çıkıp gerçek hayata döndüğünde hayattan haz almaz hale gelir ve mutlu olamaz. Bu durum, bireyin mutluluğu başka alanlarda aramasına neden olur ve bağımlılıkla sonuçlanabilir. Gerçek dışı mutluluk, kişiyi kötü alışkanlıklara sürükleyebilir. Özellikle şizofreni veya bipolar bozukluk gibi psikiyatrik rahatsızlıkları olan kişilerde hastalığın mani ve aktif dönemleri, dopaminin fazla salınımına bağlı olarak tetiklenebilir" ifadelerini kullandı.<br />
<br />
<strong>"Gerçek mutluluk gerçek hayatta aranmalı"</strong><br />
Vatandaşlara sahte ortamlardan uzak durmaları çağrısında bulunan Prof. Dr. Şen, daha sonra şunları söyledi:<br />
"Vatandaşlarımızın sahte ortamlarda mutluluğu aramaması gerekiyor. Dopaminin gereksiz yere fazla salgılanmasından kaçınılmalı. Egzersiz yaparak, kaliteli uyuyarak, sağlıklı sosyal ilişkiler kurarak ve günlük yaşamda hareket kabiliyetini artırarak doğal dopamin salınımı sağlanmalı. Gerçek mutluluk, gerçek hayatta aranmalıdır."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/uzmanindan-dopamin-siteleri-uyarisi</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2025/07/orhan-sen-6.jpg" type="image/jpeg" length="76800"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Sigara, menopozu 1,5-2 yıl erkene çekmekte"]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/sigara-menopozu-15-2-yil-erkene-cekmekte</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/sigara-menopozu-15-2-yil-erkene-cekmekte" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Gebelik ve menopoz süreçlerine ilişkin bilgiler veren Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Üstün, "Geç evlilikler, geç doğumlara yol açıyor, çocuk sahibi olamamayla da karşı karşıya kalabiliyorlar.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>35 yaş üzerinde yumurtalık rezervinin azaldığını bilimsel olarak ortaya koymuş vaziyetteyiz. Sigara, menopozu 1,5-2 yıl erkene çekmekte. Gebelikte en büyük problemlerden bir tanesi; takiplere yeterli riayet edilmemesi. Dış gebelik dediğimiz hayatı riske edecek tanılarla da karşılaşabiliyoruz, giderebilmek için mutlaka takipte olmalı" dedi.<br />
Gebelikte öncesi planlama ve sonrasında takip süreçlerinin anne ile bebek sağlığı için hayati öneme sahip olduğunu söyleyen uzmanlar, önemli uyarılarda bulundu. Türk Alman Jinekoloji Eğitim, Araştırma ve Hizmet Vakfı (TAJEV) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Yusuf Üstün problemlerin erken tespitiyle kimi sorunların giderilebildiğini aktarırken menopoz süreçlerine ilişkin de bilgi verdi. Yıllık kadın doğum muayenesinin gerekliliği ve gebelikte dikkat edilmesi gerekenlere vurgu yapan Üstün, önemli tavsiyelerde bulundu.<br />
<br />
<strong>"35 yaş üzerinde yumurtalık rezervinin azaldığını ortaya koymuş vaziyetteyiz"</strong><br />
‘Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de doğurganlık hızı azalmış vaziyette' diyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Yusuf Üstün, "Geç evlilikler, geç doğumlara yol açıyor, çocuk sahibi olamamayla da karşı karşıya kalabiliyorlar. 35 yaş üzerinde yumurtalık rezervi dediğimiz, deposundaki o yumurtaların azaldığını bilimsel olarak ortaya koymuş vaziyetteyiz. Menopozda çevresel faktörler çok önemli. En önemli sıkıntılardan bir tanesi; sigara içimi. Sigara menopozu 1,5-2 yıl erkene çekmekte. Çevreden aldığımız radyasyon ya da otoimmün birtakım problemler erken menopozu ortaya çıkarabiliyor. Menopoza girdikten sonra süreci daha konforlu, yaşanabilir hale getirebiliriz. Bunun için tedaviler uygulanabilir. Kalsiyum, D vitamini destekleri alınabilir. Yaşam tarzı değişiklikleriyle özellikle obezitenin önüne geçmek çok önemli bir hedef olmalı. Obezite de olumsuz etkileyecek bir faktör" dedi.<br />
<br />
<strong>"Gebelikte mutlaka takipte olmak gerekiyor"</strong><br />
‘Gebelikte en büyük problemlerden bir tanesi; takiplere yeterli riayet edilmemesi' diyerek sözlerine devam eden Üstün, "Gebelik saptanmadan hekime başvurup herhangi bir problem olup olmadığı, önlem alınıp alınmayacağı belirlenmeli. Folik asit başlanması özellikle bebeğin sırtındaki açıklıkların önüne geçmek için verdiğimiz bir vitamin desteği, mutlaka gebelik öncesi başlıyoruz, ilk 12 hafta devam ediyoruz. Takiplerde tansiyon ölçümü, ultrasonografi ile bebeğin saptanması, gebeliğin rahmin içinde mi, dışında mı olduğunu belirlemek için mutlaka görmemiz gerekiyor. Dış gebelik dediğimiz hayatı riske edecek tanılarla da karşılaşabiliyoruz. Bunları giderebilmek için mutlaka takipte olmak gerekiyor" dedi.<br />
<br />
<strong>"Zayıflamak için yapacağımız işlemleri gebeyken yapmayacağız"</strong><br />
Sözlerini sürdüren Üstün, "Takip sırasında gebeliğin özellikle belirli haftalarında yapacağımız tetkikler de hem annenin hem de bebeğin sağlıklı ilerlemesi ve doğumun sağlıklı sonuçlanması için şart. 11-14'üncü haftalarda ense kalınlığına ultrasonografiyle bakıyoruz. Down sendromu taraması çok önemli, ense kalınlığına, burun kemiğine, olup olmamasına, kanda 2 hormon testine bakarak 2'li testi ekleyerek ultrasonla kombine testi yapmış oluyoruz. Bununla bebeğinin down sendromu olma ihtimalini belirliyoruz. Son yıllarda anne kanında bebek DNA'sı bakılabiliyor. Biz kombine test ile yüzde 90 oranında down sendromunu yakalarken anne kanında DNA değerlendirmesi yüzde 99,9 yakalama oranına sahip. Dengeli beslenmek çok önemli, gebelerin kalsiyum, protein ağırlıklı beslenmesi gerekiyor. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmeyi asla önermiyoruz. Kilo alımının optimal koşullarda olmasını öneriyoruz. Zayıflamak için yapacağımız işlemleri gebeyken yapmayacağız, onları doğurduktan sonra yapacağız" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/sigara-menopozu-15-2-yil-erkene-cekmekte</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2026/07/yusuf-ustun.jpg" type="image/jpeg" length="80009"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Klimalar hasta etmesin]]></title>
      <link>https://www.batmancagdas.com/klimalar-hasta-etmesin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.batmancagdas.com/klimalar-hasta-etmesin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Alev Gürgün özellikle ani ısı değişimlerinin ve bakımsız klimaların hastalık riskini artırdığına dikkat çekti. Klimalı ortam ile dış ortam arasındaki sıcaklık farkının iyi ayarlanması gerektiğini belirten Gürgün, "Dışarısı çok sıcak, iç ortam ise aşırı soğuk olduğunda vücut bu ani değişime uyum sağlayamaz. Klima kullanımında ideal iç ortam sıcaklığı 23-25 derece arasında olmalı. Klima doğrudan vücuda üflememeli ve ortam düzenli olarak havalandırılmalıdır" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kent Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Alev Gürgün, aşırı sıcak ve nem oranının evde, iş yerlerinde, ulaşım araçlarında, neredeyse tüm kapalı mekanlarda klima kullanımını artırdığını söyledi. Ancak yaz aylarında serinlemek için tercih edilen klimaların, yanlış kullanımda ciddi solunum sistemi hastalıklarına yol açabildiğini belirten Gürgün, "En sık üst solunum yolu irritasyonu ve enfeksiyonlarına neden olmaktadır. Soğuk ve kuru hava burun, boğaz ve gırtlakta kuruluk, yanma ve öksürüğe neden olabilir, sinüzitleri de arttırabilir. Temizlenmeyen filtreler söz konusu ise biriken toz, polen, küf mantarı ve akarlar alerjik yakınmaları, alerjik astım ve saman nezlesinin tetiklenmesine yol açabilirler" diye konuştu.<br />
<br />
<strong>Düzenli bakım, doğru sıcaklık ayarı, dengeli kullanım</strong><br />
Düzenli bakım, doğru sıcaklık ayarı ve dengeli kullanımın önemine dikkat çeken Prof. Dr. Gürgün, şunları söyledi:<br />
"Klimaların düzenli temizlenmemesi, bakımının yapılmaması halinde bakteri ve mantar üremesi için uygun ortam oluşur. Klimalar, hava sirkülasyonu sağlarken havada bulunan bakteri ve virüsleri yayabilir. Yaz öncesi gerekli bakımların yapılmaması durumunda Lejyoner hastalığı dahi olabilir. Lejyoner hastalığı, ‘Legionella Pneumophila' adı verilen bir bakterinin nemli ortamlarda yerleşmesi ve bunun kişi tarafından solunması sonucu ortaya çıkan ciddi ve ölümcül bir zatürreye neden olur. Nadir ancak ciddi bir solunum sistemi enfeksiyonudur. Temizlenmemiş klimalar en önemli rezervuarlardır. Nefes darlığı, öksürük, yüksek ateş, halsizlik, baş ve kas ağrıları, ishal en temel yakınmalardır. Astım, KOAH hastaları, allerjik bünyeye sahip kişiler, yaşlılar, bağışıklık sistemi zayıflamış kişiler bu hastalıklara yakalanabilecek riskli gruplardır."<br />
<br />
<strong>En sık yapılan yanlışlar</strong><br />
Prof. Dr. Gürgün, klima kullanımında sık yapılan hataları, "Klimayı çok düşük derecede çalıştırmak, klimanın önünde uzun süre kalmak, filtre temizliğini ihmal etmek, terliyken direkt klimaya maruz kalmak, ortamı dış ortam havası ile havalandırmamak" olarak sıraladı.<br />
<br />
<strong>Korunmak mümkün</strong><br />
Öte yandan basit önlemlerle klima kaynaklı hastalıkların önüne geçilebileceğini vurgulayan Prof. Dr. Gürgün, düzenli bakım, doğru sıcaklık ayarı ve dengeli kullanımın önemine dikkat çekti. Gürgün, yaz mevsiminde de ciddi akciğer enfeksiyonları ve hastalıklarının olabileceğini kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.batmancagdas.com/klimalar-hasta-etmesin</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 08:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://batmancagdascom.teimg.com/crop/1280x720/batmancagdas-com/uploads/2024/06/klima-4.webp" type="image/jpeg" length="61332"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
