PETROLCÜLERDEN KALAN ANILAR…

Abone Ol

*Batman’ı var eden Türkiye’nin ilk petrol rafinerisinde görev yapan ilk petrolcülerin hikayeleri öksüz kalmasın diye okurlarımızla arada sırada paylaşıyoruz. İşte bu hafta sonu da Batman Rafinerisi’nde yaşanan bir kesit anıyı siz okurlarımızın beğenisine sunuyoruz.  İlk petrolcülerin maaşları dolgundu. Yıllar öncesi, Vali ve Milletvekillerinden daha çok ücret alan ilk petrolcüler bu şehirde görev yapmış…

*ABD’li mühendisler üretime geçirdikleri Batman Rafinerisi’nin işletmeciliğini devralmaya hazırlanan ilk petrolcüler için “3 Yıldan önce teslim alamazsınız” diye mesaj vermiş. İlk Rafineri Müdürü Hasan Göker ise; “O sıralarda ABD’de de işsizlik vardı. ABD’liler Batman Rafinerisi’ndeki işi bırakmak istemiyorlardı. Sanat Okulu mezunları ile tersanelerden en iyi ustaları ve deneyimli elemanları Batman’a getirdik” diyor…

“İLK PETROLCÜLERİN MAAŞLARI DOLGUNDU”
“Kısa adı ‘MTA’ olan Makine Teknik Arama, 1955 yılında TPAO’nun kurulmasıyla telsizleri hariç battaniyeden bardağa kadar ne malzeme varsa TPAO’ya devretmiş. Nedense telsizleri vermeye kıyamamışlardı.”

Bu sözlerin sahibi Türkiye’nin ilk petrolcülerinden İlhan İrepoğlu’na ait.

Dönemin İşletme Bakanı Sıtkı Yırcalı, 65 yıl önce oluşan TPAO için ‘özel maaş’ ödemesini kabul etmiş. TPAO’da çalışanların ücreti o dönemler en az 800 liraydı. Bu rakam da o zamana göre çok iyi paraydı. Vali gibi 1’nci derecede devlet görevlileri 650, Milletvekilleri ise 600 lira aylık maaş alıyordu.

Bir zamanlar TPAO ve Rafinerisi’nde çalışmak ayrıcalıktı.

 “ABD’LİLER İŞİ BIRAKMAK İSTEMİYORDU”

Tüpraş Batman Rafinerisi’nin ilk Müdürü Hasan Göker ise Rafineride üretim çalışmalarına başlayan dönemin ABD’li mühendislerle yaşadıkları anıları ve bazı gerçekleri de güzel özetlemiş:

“ABD Parsons ekibinde, bizim tahsilimiz seviyesinde adam yoktu. Onların hepsi alaylıydı. İçlerinde bir tek Bob vardı, o iyiydi ama içkiyi fazla severdi. Hepimizi karşısına alıp ders verirdi. Onu çabuk gönderdiler. ABD’lilerin çoğu mühendis değildi, alaylıydı, deneyimleri vardı ama tahsilleri yoktu. O sıralarda Amerikalılarda modaydı bu. Diplomadan ziyade deneyimli olmak tercih edilirdi. Rafineri Müdürü Linkey bile böyleydi. Hepimizin müdürü ve yetkili ünite şefleri ABD’liydi. Onlarla birlikte yönetiyorduk rafineride tecrübe çalışmalarını. TCC ünitesine bir ABD’li mühendis ile ben vardım. 3-5 ay beraber çalıştık. TCC’de Amerikalı bir şef vardı, ‘Siz burayı 3 seneden önce teslim alamazsınız’ dedi. Yabancı mühendisler yüksek ücret alıyorlardı, seviyeleri de vasatın altındaydı. O sırada Amerika’da işsizlik vardı. Batman’daki işlerini kaybetmek istemiyorlardı. Fakat o dönemlerde burada çalışanlar rafineri nedir? Vana, motor, pompa, tribün nedir bilmiyordu. Biz de hep Sanat Okulu mezunları seçtik. Bu ekip çok kısa zamanda yetişti. Biz de bir Ahmet vardı, değme mühendise ders verirdi. Control Board’da şefin bilmediği şeyleri bilir, verdiğimiz manueli okur ve uygulardı. Bunların yanı sıra Gölcük’teki tersanelerden en iyi ustaları ve deneyimli elemanları Batman’a getirdik.”

“BİZ GİDERSEK BU ATEŞ SÖNER…”
1955 Yılında üretime başladıktan 6 ay sonra Rafineriyi teslim almaya hazır olduklarında Amerikalı mühendislerle karşılaştıkları bazı sıkıntılara dikkat çekenlerden biri de eski petrolcülerinden Nevzat Yıldırım. Hem TPAO Batman Bölge Müdürlüğü hem de TPAO Genel Müdürlüğü’nün diretmesiyle ABD’lilerin ikna olduğunu dile getiren Yıldırım, bakın neler anlatıyor:
“İşi teslim almayı anlayınca ABD’liler telaşlandılar. ‘Hiç olmazsa birkaç sene daha Batman’da kalsak’ demeye başladılar. 6 Ay sonunda yerli personelimiz rafineri işletme sorumluluğunu devraldı. İki ABD’li mühendis kaldı, diğerleri gitti. ABD’liler giderken rafinerinin sembolü olan flare meşalesini gösterip ‘Biz gidersek, bu ateş söner’ dediler. Eğer hayatta iseler onlara sesleniyorum; ‘O ateş hala yanıyor ve yenileri katıldı.’ Biz kendi aramızda karar kaldık, Batman’da kalan iki ABD’liye hiçbir şey sormayacaktık. Ve öyle yaptık, 6 ay sonra onlar da gittiler.”

“BU ALEV DEVAMLI OLACAK…”
1955 Yılında Batman’ın küçük bir nahiye olduğuna dikkat çeken eski petrol mühendislerinden Necdet Aksan, yaşanan gerçek bir hikayeyi de anı defterinde toplamış.

Dönemin tecrübeli petrolcülerden Necdet Aksan, tanık olduğu hikayeyi şöyle özetlemiş:

“Batman’da yolun ucunda tek bir lokanta vardı. Arkadaşlarla yemek yerken birden rafinerinin alev aldığını gördük. O anda hemen dışarı çıkarak yangını söndürmek üzere rafineri kapısına doğru koşarken, elinde kovalar, kürekler telaş içindeki insanların da bizimle beraber hareket ettiğini gördük. Kapıya geldik, karşılaştığımız görevli hiçbir şey olmamış gibi duruyordu. ‘Ne oluyor’ diye sorduğumuzda; “Hiçbir şey yok. Deneme çalışmaları başladı. Artık bu alev devamlı olacak.”

KIZILDERELİ ‘FLARE’ ATEŞİNİ YAKTI
Tam 65 Yıldır hiç ateşin sönmediği TÜPRAŞ Batman Rafinesi’nde ‘Flare’ ateşinin öyküsü de ilginç.

ABD Parsons şirketinin kurduğu Batman Rafinerisi’nin figürü konumundaki ‘Flare’ ateşinin Kızıldereli’nin okuyla alev aldığını anlatıyor Rafineri eski uzmanlarından Nevzat Yıldırım:

“Parsons Şirketi uzak ateşleme sistemi yapmıştı ama bu sistem hiç çalışmadı. Çok ilkel bir yapımdı. Şirketin adamları çok uğraştılar ama ateşlemeyi başaramadılar. Gaz kokusu her tarafta hissedilmeye başladı. Parsons’ta çalışan Kızıldereli asıllı bir ABD’li Batman’a gelirken beraberinde bir kaç ok ve yay getirmişti. Okun ucuna bez sarıp motorine batırdı ve yaktı. Gazın çıktığı noktaya nişan alıp ateşli oku attı. Birkaç atıştan sonra gaz ateşlenebildi. Daha sonra bir makaralı halat sistemi yapıldı. Halata bağlı ufak bir kapta bulunan üstüpüyü ateşleyip meşaleye doğru hareket ettirince ateşleme olabiliyordu. Böylece, biz de ok ve yay kullanmayı öğrenmek zorunda kaldık.”

“TÜM LOJMANLAR BİR BİRİNE BENZİYORDU”
Yılları Batman Rafinerisi’nde geçen eski petrolcülerden Nevzat Yıldırım, bir dönemler Rafineri’de ‘Vardiya Sistemi’nin güçlüğüne de dikkat çekiyor ve bir arkadaşının başından geçen ilginç bir anıyı da şöyle anlatıyor: “Rafineride ABD’lilerle çalıştığım 6 ay ve sonrasındaki dönemde iş konumunda zorlanmadık. Bir çok problemi çözdük ama günlük yaşamımızda epeyce zorlandık. Herkes çalışıyorken biz uyuyor, onlar uyurken biz çalışıyorduk. Bu nedenle sosyal yaşamımızla ilgili problemlerimiz oluyordu. Bütün lojmanlar birbirine benziyordu. İçindeki eşyalar da şirket tarafından verildiği için içi de aynıydı. Arkadaşlarımızdan biri, gece vardiyasından çıkıp çok yorgun eve gitmiş. Kapı açıkmış, uyku sersemi, içeri girmiş, salonda tanımadığı hanımların oturduğunu görmüş, misafir olduğunu düşünerek ‘rahatsız olmayın’ deyip yatak odasına gitmiş. Ancak o zaman başka bir lojmana girdiğini fark edip ‘özür’ dileyerek çıkmış...”

Bu hafta sonu da Batman Çağdaş okurlarına eski petrolcülerin bize geride kalan anıları paylaştık.

Kalın sağlıcakla…