OVADA ESKİ ZENGİNLİK YOK!

Abone Ol


Beşiri ilçesinin uçsuz ve bucaksız Reşkotan ovasında eskiden zengin bir kültür mozaği vardı. Batman ve Siirt yol güzergahındaki Ezidi topluluğuna ait köylerde hareketlilik şimdilerde yerini sessizliğe bıraktı…

Sayıları gittikçe azalan azınlık konumundaki Ezidiler, tek-tük oturdukları evleri ne kadar yenileseler de modern yapılara dönüştürseler de içi boş. Tatilden tatile gelen o zengin topluluk şimdilerde Avrupa’da...

ŞEN KÖYLER ÇOK SESSİZ
Batman’ın Beşiri ovasında Uğurca’dan Oğuz’a kadar çok sayıda Ezidi’lere ait köy ve mezra son yılların belki de en ‘sessiz’ dönemini yaşıyor.

30-40 Yıl öncesinde Beşiri ovası, diğer adıyla Reşkotan bölgesi çok zengindi, renkliydi.

Çünkü ovada zengin bir topluluk vardı.

O eski yerleşim birimlerindeki hareketlilik görülmeye değerdi.

Nereden nereye geldik.

Avrupa’dan halen büyüklerinin vasiyeti gereği cenazelerini 300 yıllık Hıcre mezarlığında toprağa veren o azınlık topluluk; gelenek ve göreneklerine sıkı sıkıya bağlı.

O kadar saygılı bir toplum ki…

Cenazelerini buraya getirdiklerinde kimseye rahatsızlık vermeden üç gün süreyle ‘yas’ tuttukları burada dar gelirlilere hayırlarını ulaştırır, acılarını paylaşanlara teşekkür etmeden Avrupa’ya dönmezler.

ARTIK YOKLAR…
Eskiden Beşiri karayoluna yolumuz düşünce; Yolkonak köyünün hemen dibinde Ezidi’lerin ermiş simalarından ‘Reşo Dayı’ tanıdıklarını evine davet ederek; ayran, çay ve kahve ikramı yapmadan bırakmazdı.

Yaz mevsiminde ‘Yolkonak’ın etrafındaki bostanlardan karpuz-kavun toplayıp konuklarına ikram eden Reşo Dayı’nın son vasiyeti Almanya’ya gitmekti.

Yolkonak’ın dibindeki o konak, herkese açıktı.

Reşo Dayı da gurbette hayata veda etmişti ama cenazesi vasiyeti üzerine Hıcre mezarlığında toprağa verilmişti.

Yolkonak’ın hemen karşısındaki Reşo Dayı’nın eski evinde kimler ağırlanmadı ki…

Beşiri’de dönemin ilçe yöneticileri ve çevredeki köylüler, Yolkonak’taki o konağın ‘konuğu’ olmuştu. Sadece Yolkonak mı elbette değil?

Şimdilerde Beşiri ile birleşen Taharri’de Orhan Onat’ın, eski Tekel bitişiğindeki iki katlı kerpiç yapılı konağı da çevresindeki köy ve mezra sakinlerinin bir durağı gibiydi.

Geceleri o konaktaki şevberkler bir başka olurdu.

Uğurca köyü ise Ezidi’lerin kooperatifçilik ile buluştukları ilk köydü.

Avrupa’daki birimlerini topraklarında değerlendirmek isteyen gurbetteki Ezidi’lerin düşü nedense bir başka ‘bahar’a kalmıştı.

NEREDE O ŞEN KÖYLER…
Ezidi’lerin o kadar güzel köyleri vardı ki…

Oğuz, Onbaşı, Hamduna, Fakira-Üçkuyular, Yolveren gibi farklı köyler bir başka güzeldi.

Şimdilerde etrafları fıstık bahçeleriyle dolu Beşiri-Oğuz çevresindeki köylüleri bu ürünle buluşmalarını sağlayan Ezidilerdi…

Bir zamanlar birçok kesimin ‘bu topraklarda fıstık yetişmez’ dedikleri ürün adeta ovanın can simidi gibi…

‘Yeşil altın’ olarak bilinen fıstığı markalaştıran bu renkli topluluğun; en şen köyü bir zamanlar Oğuz’du…

30-40 Yıl önce yapılan modern yapılar şimdilerde viraneye dönüşmüş.

Onlarca yapı boş, sahiplerinin çoğu Avrupa’da…

Keşke o zengin topluluğun bir ayağı Batman’da da olsaydı.

Onlar Avrupa’nın yolunu tutunca bu coğrafya yalnızlaştı, sanki öksüz kaldı.

Bugünkü yazımı da İstanbul’daki bir dostumuzun önceki gün kaleme aldığım ‘Sığınmacıların izi kaldı’ yazıma gönderdiğimi mesajla sonlandırmak istiyorum;

“Batman Çağdaş’taki yazınız ile ‘Kampta son Ezidiler’ haberinizi okudum. Yorum ve haberiniz aynı zamanda bir kaybın da ilanı gibidir. Zira Ezidiler, Batmanımızın zenginliğiydi. Maalesef bu yüzden Batman biraz fakirleşti…”