ORTADOĞU BATAKLIĞINDAKİ KÜRTLERİN ÇIKIŞ MÜCADELELERİ

Abone Ol


Ortadoğu doğrayası yeni yüzyılın kaynayan kazanı oldu. Arap baharı ile başlayan sözüm ona demokratikleşme mücadelesi ve diktatörlerden kurtulma çabası ne yazık ki halkların savaş bataklığına sürüklenmesi ile bir ölüm ve göçertme politikasına dönüştü.

Demokrasi ve özgürlük rüzgârının estiği her Ortadoğu ülkesi ne yazık ki bu aralar kan gölüne dönüşmüş durumdu. İnsanlar canlarını kurtarma umutları ile denizlere dalmakta ve binlerce Ortadoğulu insan denizlerin derin sularında insan tacirlerinin elinde boğulup yaşamını yitirmektedir.

Diktatörlerden kurtulup rahata ereceklerini hesaplayan insanlar ne yazık ki şu anda ölümün pençesinden nasıl kurtulacaklarını düşünüyorlar.

Bu durun sürerken elbette yüzyılın değişiminden etkilenen halklar da var. Bu halkların başında da Kürtler gelmektedir.

Birinci dünya savaşı ve sonrasında coğrafyaları parçalanarak, kamplara bölünerek oluşan yeni devletlerin egemenliklerine sokulan Kürtler yeni yüzyılın değişimi içerisinde kendilerine bir yer edinmek istiyorlar.

Bu değişim çabaları bulundukları her ülkede değişik bir şekilde ortaya çıkıyor. Türkiye’de özerklik, Suriye’de son olarak federasyon yapısı, Irak’ta bağımsızlık, İran’da özerk bölge talepli çıkışlar söz konusu.

Bakış açısı ve istek ne olursa olsun Kürtlerin bu taleplerinin egemen ülkeleri tarafından tanınmak istenmediğini belirtelim. Lakin fiili yapı ile taleplerin durumunu da ayrıca analiz etmek gerekiyor. Irak haricindeki diğer ülkelerde durumun yasal bir çerçeveye oturtulmadığını belirtmek gerekiyor. Bu yasal çerçeve de bağımsızlık değil federal yapıdır.

Kürtlerin taleplerine erişme noktasında amaca en yakın olan bölge Irak federe Kürdistan bölgesidir. Çünkü bu alanda yıllardır uygulanan bir model var. Parlamento ve askeri yapılanması var. Uluslararası ilişkileri gelişmiş bir durumda. Her ne kadar diğer siyasi partiler tarafından itirazlar olsa da bu alanda etkin olan Barzani yönetimindeki Kürdistan Demokrat Partisi bağımsızlık isteğini gizlemiyor. Konu ile ilgili olarak konuşan Başkan Barzani: “Ne İran’a konuşmaya giderim, ne de Ankara’ya gidip onların istediği gibi konuşurum. Amerikalı yetkililere de söyledim, biz Kürtler kendi davamızın sahibiyiz. Bağımsızlık için ya hep birlikte yok olacağız ya da kanımızı bu kez bağımsızlık için dökeceğiz.

Daha önce de belirtmiştim, bu kez kanımız dökülecekse  bağımsızlık için dökülecektir. Bu yüzden dökülen kanların heba olmasına izin vermeyeceğiz.”

Bağımsızlığın Kürt halkının hakkı olduğunu, onun için çalıştıklarını ve asla bu davadan vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Barzani, “Bağımsızlığı kimin ilan ettiği önemli değil, bir çocuk dahi ilan etse tebrik edeceğiz ki, ‘Oğlumun kanı niçin döküldü?’ diye soran bir şehit annesine cevap verebilelim.” Şeklinde konuştu.

Kürdistan’da bağımsızlık karşısında haset duyan birilerinin olmasını “ilginç” bulduğunu dile getirdi.

Bununla birlikte başka Kürt partilerinin “bağımsızlık isteğinin Kürtlerin büyük çıkarlarını engelleyici bir çıkış olduğu” iddiasında bulunuyor.

Suriye’deki durum ise federal yapıyı dönüşüm çabaları ile daha güçlü bir altyapıya doğru gittiği izlenimi veriyor. Çünkü özerk kantonlar yerine federal bir yapıyı Irak Kürt bölgesel yönetimi de destekliyor.Konuya ilişkin olarak Güney Kürdistan’ın medya grubu Rûdaw’ın internet sitesinde yer alan haberde Kerküki, partisinin her yönüyle Batı Kürdistan’ı desteklediğini söyledi.   Batı Kürdistan bölgesinde kurulan Rojava ve Kuzey Suriye Demokratik Federal Sistemi konusunda ise Kemal Kerkuki, “En az federasyon statüsü olmalı” dedi.

  KDP yetkilisi, bağımsız devlet kurmanın, Rojava Kürtleri’nin de hakkı olduğunu belirtti.   Haberde, Kemal Kerküki’nin, federasyon konusunda Batı Kürdistan bölgesini desteklemeye devam edeceklerini de ifade ediyor.   Kerküki, Halen Peşmerge Güçleri Kerkük Batı Cephesi Sorumlusu olarak da görev yapıyor.

Peki, dünya egemenliğine oynayan diğer devletler ne düşünüyor? 

İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond gelen izlenim şöyle;

Suriye’deki siyasi geçiş sürecinin sağlanmasının önemine de dikkati çeken Hammond, “Suriye’de ayrıca uzun süreli siyasi çözüm olmalıdır. Biz ve Türkiye, Esad’ın Suriye’nin geleceğini parçası olamayacağı konusunda netiz. Esad kalmaya devam ederse, 'IŞİD’e katılımları arttıran çavuş' görevini sürdürecektir ve Suriye’deki kriz devam edecektir. Dolayısıyla Suriye halkının yararı için Esad gitmelidir” diye konuştu.

Suriye’de varılacak olası anlaşmayla Türkiye gibi komşu ülkelerin çıkarlarına da saygı duyulması gerektiğini kaydeden Hammond, “NATO müttefiki ve stratejik ortak olarak Türkiye’nin güvenlik endişeleri, bizim de güvenlik endişelerimiz olmalı” dedi.

“YPG’nin IŞİD’e karşı etkili bir askeri güç” olduğunu söyleyen Hammond, YPG’nin kuzeybatı Suriye’de askeri operasyonlar yaptığını ve Araplarla birlikte Suriye’nin kuzey doğusunda savaştıklarını anlattı.

YPG’nin Suriye’nin kuzeybatısında ılımlı muhalefete karşı Suriye rejimiyle işbirliği yaptığına dair haberler dolayısıyla da temkinli olmalıyız. Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için müzakere edilemez bir konudur. Suriye topraklarında bağımsız bir Kürt devleti olamaz ancak YPG'nin siyasi kanadı olan PYD gibi Kürt grupların, Suriye’deki siyasi sürecin parçası olmaları gerekir” diye konuştu.

Bu da göstermektedir ki Kürtlerin bulundukları ülkelerde yönetim içerisinde temsil edilmeleri konusunda bir sorun görünmemektedir.

Sonuç olarak bu konuda kimin ne dediğinden çok Kürtlerin de kendi aralarında ortak bir yöntemde anlaşmaları Kürtlerin çıkarları açısından faydalı olacaktır. Bunun yolunun da ikide bir ertelenen Kürt konferansının acilen toplanmasından geçer. Çünkü Kürtler ortak bir fikirde birleşmedikleri sürece ortadoğunun kaynayan kazanında haşlanan halk olmaktan kurtulamayacaklar gibi görünüyor.

KİM KİMİN SIRTINI SIVAZLIYOR?

Kürtlerin hem kendi aralarında hem de sınırları içerisinde bulundukları ülkeler ile çelişkileri bulunmaktadır.

Örneğin Irakta KDP, YNK ve GORAN etkili olan üç siyasal parti. Bu partilerin kaba bir analizi yapılırsa KDP’nin siyasetin sağ tarafında diğer iki siyasi partinin ise sol tarafında yer aldığını belirtmek mümkün. GORAN hareketinin YNK’den kopan bir hareket olduğunu unutmamak lazım. Buna karşılık İran’da hem KDP hem de PJAK etkin siyasi partiler olarak mücadele ediyor. Suriyede de aynı anlayışların mücadelelerinden söz etmek yerinde olacaktır. Türkiye’de de aynı durum söz konusu.Bir taraftan KDP yanlısı veya benzer anlayışta siyasi partiler var diğer taraftan KCK anlayışında olan siyasi hareket.

Bu durumun giderilmesi için bu iki anlayışın bir araya gelerek ortak bir planlama yapması Kürtlerin geleceklerini görmeleri açısından yararlı olacaktır.

Kürtlerin bu karşıtlıkları ile birlikte bir de içinde bulundukları devletler var. Bu devletlerin de yeni durum karşısında ortak bir politika belirleyemediklerini söylemek gerekiyor.

Türkiye Suriye’deki oluşumdan oldukça rahatsız olduğunu her platformda dile getiriyor. Bu rahatsızlığını PYD’ ye bağlı olan YPG’yi “terörist” gördüğünü söyleyerek dile getiriyor. Gerekçesini de bu yapının PKK’nin yan kolu olduğu iddiasına dayandırıyor. Aynı rahatsızlığı Iraktaki KDP için dile getirmediğini de belirtmek gerekiyor. Bu bakış açısı ile Kürtlere karşı değil PKK ve ona bağlı hareket edenlere karşı olduğunu vurgulamak istiyor.

Buna karşılık Irak ise Türkiyenin politikalarından rahatsız olduğunu belirtiyor. Son olarak “Irak Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komisyonu, Güney Kürdistan ve Irak topraklarındaki Türk kuvvetlerini, Irak ordusu ve Haşd Şaabi olarak adlandırılan gönüllü askerlerin "bitireceğini" savundu.

Komisyon üyesi Falih Elhazaali, Türkleri Irak’tan çıkarmak için uluslararası talepler dahil siyasi çözümlerin başarısız olduğunu, Türkleri Irak’a sokan ”ajanların” olduğunu, bu ajanların hedefinin Irak’ı parçalamak olduğunu söyledi. Hazaali açıklamasında ”Iraklı güçler Musul’a girdikten sonra Türkiye’nin önünde iki seçenek olacaktır: Irak’tan çekilmek veya Irak güçleri tarafından askeri olarak çıkarılmak. Musul’u kurtarmak sadece IŞİD'den değil IŞİD ve Türkiye’den kurtulmak olacaktır” dedi.”

İran ise Suriye’deki çatışmalar nedeniyle Türkiyenin izlediği politikayı yanlış buluyor. Esat rejimini savunmak için askerlerini Suriyeye gönderdi ve general düzeyinde kayıplar verdi.

Özetlersek Şiilerin egemenlik alanlarındaki ülkeler Türkiyenin politikalarından rahatsız olduklarını belirtmek yanlış bir tespit olmayacaktır. Türkiyenin Kürt politikasını sürdürürken mezhepsel bir yakınlık gösterisi eğilimi göstermediğini söylemek mümkün görünmüyor. Bunun karşılığı da elbette diğer ülkelerin karşı hamlesi şeklinde gelişmektedir.

Özetle mevcut yapıda Kürtleri sınırları içerisinde tutan ülkelerin milli çıkarları çelişkili bulunmaktadır. Kürtlerin yakın bir politik çizgide durmaları halinde kaynayan Ortadoğu kazanından kazançlı çıkmamaları için hiçbir neden yok. Bu çizginin bağımsız yapılanma mı yoksa federatif çözümler noktasında mı gelişmesi gerektiği noktasında bir kararın verilmesi gerekiyor. Kürtler kendi aralarında bu konuda netleşirlerse uluslar arası kamuoyunu ikna etmeleri daha kolay olacaktır. Bunu için görünen tek yol ise Kürt konferansının bir an önce toplatılması!