Milletleri ayakta tutan unsurlardan biri de örf, adet ve geleneklerin sürdürülmesidir. Bu örf adetlerden üzülerek belirtmeliyim ki; eski dini bayramlarda olan şevk, heyecan ve sevinci bugünkü bayramlarda göremiyoruz.

Şimdi geçmişte kutladığımız Ramazan Bayramı kutlamalarını ele alalım. Ramazan Bayramına on gün kala çocuklar anne ve babalarından kendilerini bayram için haberdar etmeleri istenirdi. Bayrama on gün kala erkek çocuklar küçük bir bez torbaya on taş koyar ve her geçen gün için torbadan bir taş çıkartırdı. Kızlar ise birazcık uzun bir ipe on düğüm atar her sabah bir düğümünü çözerdi, son düğüm sonrası bayram olurdu.

 Anne ve babalar bayram öncesi çocuklarına yeni elbise ve ayakkabı alırlardı. Çocuklar bayram gecesi kendilerine yeni alınan elbiseleri gece yatınca yattıkları yatağın altına koyar, bayram sabahı sevinçle giyerlerdi.

Bayram günü buluğ çağına giren erkekler, babaları ile birlikte bayram namazı kılmaya camiye giderlerdi. Namaz kılındıktan sonra başta imam olmak üzere hep birlikte caminin avlusuna çıkıp, herkes birbirinin bayramını kutlar, sarılıp kucaklaşırlardı. Böylece dargınlar barışırdı.

Bayram namazından sonra eve gelinir, o gün bayrama özel yapılan yemekler yenilirdi. Öğle vakti aile temsilcisi olan kişi ailesinden olanları yemeğe çağırırdı.

Bayram sabahı 4-15 yaş arası kız ve erkekler ellerinde bulunan torbalar veya bazen de keçi kıllarından yapılmış ‘Turık’ dediğimiz heybeyi boyunlarına asardı ve topladıkları şekerleri o heybeye koyardı. Boyunlarına asmaktaki amaç topladıkları şekerleri güvence altına almaktı.

İlçemizde eskiden Süryani vatandaşlarımız da bir arada olduğumuzda Hıristiyan çocuklarla birlikte bayram ziyaretlerine katılırlardı.

Çocuklar guruplar halinde ev ev dolaşırlardı. Çocuklar gideceği evin kapısını açar ve hep bir ağızdan koro şeklinde ‘’Ayda ve Piroz Be’’ (Bayramınız kutlu olsun) der ve kapı açılınca içeri girerlerdi. Eskiden çocuklara kuru üzüm, badem, leblebi (kumda pişirilmiş) ve ceviz veriliyordu. 1960’lı yıllarda ‘’Şekire kulo kulo’’ dediğimiz delikli kırmızı şeker verilirdi.

Günümüzde ise çocuklara envai çeşit şekerler, akrabalar ise para verir.

Çocuklar bayram kutlamasına gittikleri evin reisi ve eşinin ellerini öperlerdi, evin erkeği çocuğu tanımadıkları zaman ona kim olduğunu sorar, çocuk anne ve babasının adını söylerdi. Böylece çocuklar sokakta o kişilerin yanında tanıdıkları fikrine kapılarak yaramazlık yapmazlardı.

Çocuklar bayram öncesi kim daha fazla şeker toplayacak diye kendi aralarında bahse girerlerdi. Bazı çocukların 500-700 adet şeker topladıkları olurdu.

Günümüzde bu örf ve adetler giderek azalmakta hatta apartman hayatı olan yerlerde kalmamıştır. Geçen bayramda metropol bir kentte yaşayan torunlarımın bayram kutlaması için aradığımda ben onlara ‘Ne kadar şeker topladınız?’  diye sordum. Torunum soruma şaşırıp ne şekeri dede; hiçbir şeker toplamadım, hiç kimse bayramımıza gelmedi, bizde gitmedik’ diye cevap verdi.

Sayın anne ve babalar sizlere sesleniyorum; Bu bayramda çocuklarınızı önce komşularının bayramlarını kutlamaya gönderiniz, o zaman komşu çocukları da bayramınızı kutlamaya gelirler, çocuğunuz bayram kutlamaya gidince kendisine verilen envai çeşitli şekerleri toplayınca çok sevinecektir. Çocuk sosyal yönden gelişir, yeni arkadaşlıklar edinir, diğer bayramların gelmesini dört gözle bekler.

Diyeceğim eski örf ve adetlerimiz, özellikle bayram kutlamaları kayboluyor. Temennim bunun böyle olmamasıdır. Şimdi 2024 yılındayız, güya iletişim çağındayız. Teknolojinin jet gibi hızlandığı çağdayız. Soralım sizlere eski bayramlar mı insanlığa, dostluğa, toplumsal dayanışmaya daha yararlı mıydı? Yoksa şimdiki sönük geçen bayramlar mı? Takdiri sizlere bırakıyorum…

Şimdiden tüm okuyucularımızın bayramlarını canı gönülden kutlarım, sağlıklı ve huzurlu nice bayramlara…

Kaynak: HABER MERKEZİ