NEHİRLER BÜYÜK TEHDİT ALTINDA!..(1)

Abone Ol

Ciddi bir kuraklık tehlikesi yaşadıktan sonra Rabbim ümidimizi artırdı, rahmetini esirgemedi.

Mart ayının ortasına geldiğimiz şu günlerde ülkemizde olduğu gibi, kentimizde de yoğun yağmur ve kar yağışları devam ediyor.

Yağışlar ardından kuruyan nice su kaynaklarımız yeniden coşarak akmaya başladı.

Geçtiğimiz günlerde Sason kırsalındaki bazı köylere kuruyan asil su kaynakları ve asırlık çeşmelerle ilgili bir çalışma için gitmiş ve acı gerçekleri kayıt altına almıştım.

Duyarlı bir gazeteci arkadaşım bunu belgesel olarak hazırlıyor.

Toprağa düşen hem damla su, rahmettir, berekettir, gelecek için umuttur.

Yağışlar için Allah’a şükrediyor, hamd ediyoruz.

Ancak sadece şükür yetmez, su kaynaklarımızı korumamız şarttır…

**

**

Kur’ani Kerim’de, doğaya ve çevreye insanoğlunun eliyle verilen zarara dikkat çeken ve yanlışlardan dönmemiz için uyarıcı olan şöyle bir ayet var: “İnsanların elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde fesat çıkar; Allah da belki dönerler diye yaptıklarının bir kısmını böylece kendilerine tattırır.” (Rum Suresi, 41. Ayet.)

Doğayı ve çevreyi savunan herkesin bildiği bu ayeti çok önemsememiz gerektiğine inanıyorum.

Değerli Okurlar, 14 Mart, Tıp Bayramı. Tıp ve sağlık alanındaki bütün emekçilerimizin bayramını kutluyor, kendilerine esenlikler diliyorum. Ancak bugün 1997 yılından beri ‘Dünya Nehirler Günü’ olarak kutlanmakta, olduğundan bu mesele ile ilgili yorum yapacağım. Can damarlarımız olan nehirlerimizin, su kaynaklarımızın ne büyük tehdit altında olduğunu ancak akıl sahipleri ve soruna duyarlı olanlarca bilinmektedir.

İki gün olarak tasarladığım konuyla ilgili yazılarımda sizlere acizane olarak bazı önemli bilgiler sunmak istiyorum.

Sadece ülkemiz değil, bütün dünya küresel olarak büyük tehdit altındadır, çünkü su kaynakları gittikçe kirlenmekte ve azalmaktadır.

Tatlı su kaynaklarımız bu gidişle dünyanın en büyük ekonomik krizi olarak karşımıza çıkacaktır.

Nehirler, yaşamın ta kendileridir, sahip çıkılmadığı takdirde küresel felaketlerin yaşanılması kaçınılmaz olacaktır. Bunu ben değil, bilim insanları açıklamaktadır.

**

**

Dünya Nehirler Günü vesilesiyle toplumsal bir bilinçlenme amaçlanmıştır. Tüm dünyada topluma verilen mesajların özetini, ilkokul öğrencilerinin bile anlayabileceği yalınlıkla özetliyorum: “Tüm dünyada nehirlerinin üzerinde kurulan baraj ve HES’ler gibi yıkım getiren hidrolik projeleri, bunlardan etkilenen insanları, diğer canlıları ve gelecek nesilleri, ve bu yıkım projeleriyle baş etmek için yapılan mücadeleleri anlatma ve bu mücadelelerin güçlenmesi amaçlanmaktadır. Nehirlerin de kökleri vardır. Bir nehrin kökleri, dağların zirvelerinden süzülen küçük derelerdir. Kar ve yağmur suları, eğimin etkisiyle, dağlardan süzülür ve küçük dereleri oluşturur, dereler buluşur, büyür. İçindeki su ve çevresindeki hayat artar. Derken, dereler birleşerek nehri oluşturur. Nehir, dağlardan topladığı suyu ve tortuları denize taşır. Tatlı su ve tortularla, nehrin döküldüğü deniz ya da gölde de hayat yeşerir. Nihayetinde, denizdeki ya da göldeki su buharlaşır, kar ve yağmur şeklinde dağlara düşer. Ve nehir, yeniden doğmuş olur. Nehirler, bu varoluşları nedeniyle kusursuzdur. Yarattıkları şey, yaşamın ta kendisidir. Derelerin akmadığı dünyada yaşam da durur.”

Nehirler üzerindeki baskı ve şirketlere para kazandırmaktan başka amacı olmayan politikalar yüzünden bu zenginliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Hepimizin mücadeleleri bir, çünkü kurulan barajlardan en fazla etkilenen insanlar tüm dünyada aynı şekilde karar alma süreçlerinden dışlanıyor. Bu kararlar halk tarafından alınacağına, teknokratlar, politikacılar ve ticaret elitleri tarafından kendi güçlerine güç katmak ve servetlerini büyütmek için alınıyor. 2002 yılında Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi’ne katılan şirketlerin çoğunun su dağıtım tekelleri olması, gelişmiş ülkelerin, yoksul ülkelerin en temel gereksinimlerini bile kâr aracı haline getirdiğini gösterdi.

**

**

SU KAYNAKLARI SINIRSIZ DEĞİL…

Saygıdeğer Okurlar, su kaynaklarının sınırsız olmadığını, hele tatlı su denilen içilebilir suların son derece sınırlı oranda olduğunu unutmamalıyız.

Bununla ilgili bilgilere bakalım: “Dünyadaki toplam su miktarı 1,4 milyon km3 kadar ve bu suyun yüzde 97,5’i okyanuslardaki tuzlu su. Kalan yüzde 2,5’in de yalnızca yüzde 0,5’i kullanılabilir durumda. Tatlı suyun yüzde 90’dan çoğu kutuplarda ve yeraltında. Dünya Barajlar Komisyonunun 2000 yılı raporuna göre yeryüzünde 45 binden fazla büyük baraj var. Rapordaki verilere göre, barajlar 40 ila 80 milyon insanı yaşadığı topraklardan göçe zorladı. 2021’e gelindiğinde daha yüksek rakamlardan söz ediliyor. Bu verilerden öğreniyoruz ki; Dünya nüfusunun beşte biri yani 1,2 milyar kişi suyun yetersiz olduğu bölgelerde yaşıyor. Yarım milyar kişi de bu duruma düşmek üzere. 1,6 milyar kişi ise ekonomik nedenlerle suya ulaşamıyor. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yaptığı bir çalışmaya göre, gecekondu semtlerinde oturan yoksulların suya, şebeke suyundan yararlananlardan 5-10 kez daha fazla ödediğini ortaya koyuyor. Düşük kaliteli suların içilmesinden ötürü dünyada her yıl çoğu çocuk 5 milyon insan ölüyor. Günde 3000 çocuk kirli su kaynaklı sorunlardan yaşamını yitiriyor.”

Su meselesi önemli, inşallah yarın da bu mevzu ile ilgili görüşlerimi sunacağım:

Devamı yarı