MÜLTECİLER SORUNU…

Abone Ol

Ülkemizde uzun bir süredir varlığı bütün yönleri ile hissedilen lakin son seçim sürecinde kendisini iyiden iyiye dayatan bir sığınmacı, göçmen, mülteci, yasadışı sığınmacı sorunu bulunmaktadır. Resmi rakamlara göre 7-8 milyon, muhalefetin kaynağı tam olarak belirtilmeyen verilerine göre ise 10-13 milyon civarında oldukları belirtilen bu insanların durumuna bir çözüm bulmak artık zorunlu bir hal almaya başladı.

Gerek siyasi nedenlerle ülkelerini terk eden sığınmacılar, gerekse turistik ve ekonomik amaçlar dışında ülkemize gelen mültecilerin sorunlarını insani bir yaklaşım ve uluslar arası kurallara uygun olarak çözümlemek gerekmektedir. Bunun kolay olmadığını bilmekteyiz lakin sorun daha da içinden çıkılamaz bir durum almadan üstesinden gelinmelidir.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin açıkladığı ; “Zorla yerinden edilmede küresel eğitimler 2022” raporuna göre dünyada en fazla mülteciye sahip olan ülkeler sıralamasında birinciyiz. Bunun değişik nedenleri var elbet. Sadece bütün dünya ülkelerinin insanlarından ve yönetimlerinden daha fazla imkâna, şefkate, insaniyete sahip olduğumuz için değil. Bulunduğumuz coğrafyanın içindeki durumla da ilintili. En fazla mülteci veren ülkelere baktığımızda Suriye, Afganistan, Ukrayna ve diğer ülkeleri görmekteyiz. Dikkat edilirse hepsi de bize yakın ve savaş koşullarında olan ülkeler. Bu ülkelerden değişik nedenlerle kaçan insanlar ya kalmak için ya da geçiş için bizim ülkemizi kullanmaktadırlar. Yoğunluğun bir nedeni bu. İkinci husus Suriye ile olan sınır komşuluğu ve akrabalık ilişkilerimiz. Ülkemizde bulunan mültecilerin ekseriyetinin Suriye’den gelenler olduğu gerçeği bunun somut göstergesi.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin açıkladığı son raporda, “Türkiye'nin yaklaşık 3,6 milyon mülteciyle dünya genelinde en fazla mülteci nüfusuna ev sahipliği yapan ülke olduğunun altı çizildi. Türkiye'yi, 3,4 milyon ile İran, 2,5 milyon ile Kolombiya ve 2,1 milyon ile Almanya takip etti. Ulusal nüfuslarına göre, Aruba Adası (nüfusunun 6'da 1) ve Lübnan'ın (nüfusunun 7'de 1'i) en fazla sayıda mülteciye ve uluslararası korumaya ihtiyaç duyan diğer insanlara ev sahipliği yaptığı kaydedildi.”

Ülkemizde bulunan yabancıların sayısı rakamlarının çelişkili olmasının değişik nedenleri var. Mesela vatandaşlık hakkı kazanan veya verilen 1,5 milyona yakın Suriyeli raporda belirtilen rakamın içinde değil. Yine yasadışı yollarla ülkemize gelip bildirim yapmayan sığınmacılar da bu rakama dahil değil. Kaldı ki asıl mesele sayıların bir birini tutup tutmaması da değil var olan bir gerçek var ki ülkemizdeki mülteci veya sığınmacı sayısı barındırabileceğimizden çok çok daha fazla ve bu durumun sürdürülebilirliği mümkün değil.

Ülkemize can güvenliği nedeniyle sığınmış olan insanları ölüme yollamak elbette insani bir yaklaşım değil. Ancak sığınmacı kabul eden Kanada, ABD, Avustralya, İsveç ve Norveç gibi ülkelere mülteci gönderme süreçlerinin bir buçuk yılı bulması da farklı sorunlara neden olduğunu bilmekteyiz. Buna rağmen sorunun çözümünün imkânsız olmadığını da bilmekteyiz. Çözüm düşünürken de insani nedenlerden kaynaklanan bu sorunu insani hedeflere yönelik çözüm mantığı ile yaklaşmak gerekmektedir. Mülteci sorunun başka ülkelerin iç işlerini tasarımlamak, baskı oluşturmak, demografik yapısını bozmak ve kendi ülkemizin güvenlik sorununu çözmek amacı ile kullanmaya yönelirsek alacağımız cevapların farklılaşması söz konusu olacaktır.

Rahmetli Özal döneminde Irakta Kürtlere karşı uygulanan insanlık dışı politikalar ve bunun sonucunda yaşanan insani dram sonucunda Irakta yaşayan Kürtler sınırlarımıza dayandığında kapılar açılarak peşmergeler kabul edilmişti. Ancak oradaki sorunun hafiflemesi ile birlikte bu mültecilerin büyük çoğunluğu kendi ülkelerine geri gitmişlerdi. Ancak şimdi karşı karşıya bulunduğumuz durum çok daha farklı boyutlarda bulunmaktadır. Ülkemizin içinde bulunduğu ağır ekonomik şartlar ve yüksek işsizlik sorununa rağmen mülteciler meselesi batıya karşı bir tehdit gibi kullanma eğilimi gözükürken geldikleri ülkelere karşı da bir koz olarak kullanılma eğilimi söz konusu gibi.

Unutulmamalıdır ki mülteci ve sığınma meselesi insani bir durumdur. Can kurtarma telaşı ile yaşanan bir konudur. Ateşten kaçma durumudur. Bunu bu şekilde kabul edip sınırlarını açan ülkelerin yöneticileri bu insanlık dramını her ne gerekçe ile olursa olsun koz olarak kullanma eğilimine girmemelidirler. Sağlıklı bir çözüm bulma dileğiyle…