MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN!

Abone Ol
      Beşer hayallerinin ötesinde meydana gelen ve mucize denilen en büyük hadiselerden birisi de Miraç hadisesidir. Miraç bir manevi yükseliştir. Bbütün süfli duygulardan ve beşeri hislerden ter temiz bir kulluğa, en yüce mertebeye yükselmedir. Madde aleminden mana alemine en anlamlı bir uçuştur. Bu ulvi seyahat, mucizelerin en büyüğüdür. Miraç mucizesi Kur'ân-ı Kerimde anlatılmış ve varlığı inkâr edilemeyecek bir şekilde ortaya konmuştur. Bu ilahi yolculuğun ilk merhalesi olan Mescid-i Aksa’ya kadarki safha Kur'ân'da şöyle anlatılır: “Ayetlerimizden bir kısmını ona göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan alıp çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya seyahat ettiren Allah, her türlü noksandan münezzehtir. Şüphesiz ki O her şeyi hakkıyla işiten, herşeyi hakkıyla görendir. (İsra:, 1)
     Bu bölüme İsra denilir. Bunu inkâr eden bir kimse dinden çıkar. Çünkü Kur’an’ın herhangi bir ayetin gereğine inanmamak küfürdür. İkinci merhaleye de miraç denilir. Bu da Mescid-i Aksa’dan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip ta İlâhi huzura varmasıdır. Bu safha da şöyle' anlatılır:     “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Münteha’da gördü. Ki, onun yanında Me'vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre'yi Allah'ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm: 7-18)
     Bu bölümle ilgili ayetin delaleti açık olmadığı için alimler, bu bölümü inkar edenin dinden çıkmayacağı görüşündedirler. Bu bölüm daha ziyade hadislerde açık bir şekilde anlatılmaktadır.
     Miraç, Receb ayının 27. Gecesi Cenab-ı Hakkın daveti üzerine Cebrail Aleyhisselam’ın rehberliğinde Peygamber (s.a.v)in Mescid-i Haramdan Mescid-i Aksa'ya, oradan semaya ve, İlâhî huzura yükselmesidir.
     Peygamber (s.a.v) Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa'ya eşekten büyük katırdan küçük bir Cennet bineği olan Burak ile geldi. Orada bütün peygamberlerin ruhaniyetiyle karşılaştı ve onlara iki rekat namaz kıldırdı. Semanın bütün tabakalarına uğradı. Meleklerin tavaf ettikleri beyti Ma’mur’u gördü. Melekler o kadar çok ki her gün yetmiş bin Melek beyti Ma’mur’u tavaf ettiği halde, bir sefer tavaf edene ikinci sefer sıra gelmemektedir. Sırasıyla yedi sema tabakalarında bulunan Hz. Adem, Hz. Yahya ve Hz. Îsa, Hz. Yusuf, Hz. İdris, Hz. Harun, Hz. Musa ve Hz. İbrahim gibi peygamberlerle görüştü.
    Hz. Cebrail'in sidretü’l-Münteha’nin ötesine gitmesi mümkün değildi. Peygamberimiz (s.a.v) bundan sonra Refref adında bir vasıta ile zaman ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakkın huzuruna vardı. Cenabı Allah’ı gözüyle görüp görmediği ihtilaflıdır.
    Dönüşte Hz. Musa ile karşılaştı. Hz. Musa “Allah ümmetine neyi farz kıldı?” diye sorunca, Peygamberimiz (s.a.v) “50 vakit namaz” buyurdu.
    Hz. Musa'nın, “Rabbine dön, sayının azaltılması için Rabbinden niyazda bulun, ümmetin buna güç yetiremez” demesi üzerine, Peygamberimiz (s.a.v), beş sefer gidip Cenab-ı Hakka niyazda bulundu, her seferinde 10 vakit indi, sonunda beş vakitte karar kıldı. Daha sonra Peygamberimiz (s.a.v) Hz. Cebrail'in öncülüğünde Cenneti, Cehennemi, âhireti ve daha nice olayları gördü ve Mekke'ye geri döndü. Sabah olunca Hz. Peygamber gördüklerini Mekkelilere anlattı. Onlar bunu doğrulayacak delil istediler. Peygamberimiz (s.a.v) de onlara yolda gördüğü kafilelerinden haber verdi. Kureyşliler hemen kafileleri karşılamak için Mekke dışına çıktılar. Gelenleri aynen Hz.Peygamberimizin haber verdiği gibi gördüler, ama yine de iman nasip olmadı.
   Ayrıca Hz. Peygamberden Mescid-i Aksâ'yı tarif etmesini ve Mescid-i Aksa’nın kaç kapısının olduğunu sordular. Bunun üzerine hemen Mescid-i Aksa Resulullah’a gösterildi ve kapılarını teker teker sayarak onlara tarif etti. Müşriklerden Mescid-i Aksa’yı görenler, bunu yalanlayamadılar. O esnada Hz. Ebû Bekir çıkageldi, müşrikler durumu ona haber verdiler. Hz. Ebû Bekir, “Eğer bu sözleri ondan duymuşsanız seksiz şüphesiz doğrudur” diyerek hemen tasdik etti ve bundan sonra Hz. Ebû Bekir “Sıddîk” ünvanını aldı.
      İslami kaynaklar incelendiğinde, peygamberlerin çoğuna mücizelerin gönderildiği görülecektir. Çünkü insan oğluna azcık bir ilim verilmiştir. Dolayısıyla da Cenabı Allah rububiyetini bildirmek için peygamberleri mücizelerle takviye ederek görevlendirmiştir. Hz. Süleyman’ın emrine cinlerin verilişi, bu cinlerin Yemen kraliçesi Belkise’nin tahtını bir çırpıda küdüs’e getirmeleri, Hz. İsa’ya körleri ve diğer hastaları bir çırpıda şifaya kavuşturması, Çamurdan kuş yapıp canlanması, Hz. Davud’ için demirin yumuşatılması ve dağların onunla birlikte Allah’ı zikr etmeleri , Hz. Musa için denizin yarılıp köprü haline dönüşmesi, Hz. Nuh’un tufan hadisesinden etkilenmemesi, Hz. İbrahim’in ateşte yanmaması gibi daha nice mücizelerle Cenabı Allah, peygamberlerini diğer insanlarda bulunmayan olağanüstü meziyetlerle donatmıştır.
    Senelerce insanlar, Darvinizm ve marksizm gibi görüşlerin tesiri altında kalarak Cenab-ı Allah’ın varlığını ve gönderdiği peygamberlerin anlattıklarını inkar ettiler. Cenab-ı Allah, ateizmden kurtulmaları için insanları tefekküre çağırıyor. Kainat ve kainat içindeki varlıkları düşünmeye davet ediyor. Güneş, ay, yıldız, deniz, yağmur,rüzgar gibi olayların insanoğlunun hizmetine verdiğini hatırlatıyor. Renk ve ırkların değişik olması, parmak izlerinin birbirine benzememesi, yer ve göklerin bitişik yaratılıp sonra birbirinden ayrılmaları ve dağların dolasıyla da dünyanın döndüğüne dikkatlarımızı çekip bunlarda akıl sahipleri için ayetler olduğunu hatırlatıyor.
       Resulullah miraç gecesinde gördüğü bazı suçların karşılığını anlatıp buyurur ki: insanları gıybet edenlerin, yüz ve göğüslerini demir taraklarla deşdiklerini; farz namazları kılmayanların, başlarını taşlarla dövdüklerini; zekat vermeyenlerin, ön ve arkaları yamalı olarak deve ve davarlar gibi bağırdıklarını; zina yapanların, , Cehennem’deki diken, zekkum, taş, irin ve kokuşmuş çiğ et yediklerini; emanete dikkat etmeyenlerin, taşıyamadıkları halde sırtlarına ağır bir yük koymaya çalıştıklarını; doğruyu anlatmayan hatiplerin, dillerini demir makaslarla kestiklerini gördüm.(Buhari, Müslim)
      Resulullah’ın rüya halinde Mirac’a çıktığını anlatan rivayetler varsa da bu görüş, Kur’an’ın anlattığı böyle büyük ve mücizevi olay karşısında cılız kalmaktadır. Çünkü peygamber dışındaki bir çok kimseler de rüyada bir çok şeyler görebilirler ve uzak yerlere kadar da gidebilirler. İsra da gece yürüyüşüdür. Tef’il babından olduğu için “geceleyin kulunu yürüten Allah yücedir” manasına gelmektedir. Böyle olmasaydı, Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’i kesmesini rüyada gördüğünü ifade ettiği gibi ayetin başında rüya tabiri kullanılırdı. Dolayısıyla da Resulullah cismen miraca çıkmıştır.
      Resulullah’ın, Miraç gecesi hakkında herhangi bir özel ibadet veya oruç tutma tavsiyesi bulunmamaktadır. Her zamanki gibi Allah’ın kainat kitabını tefekkür edip günahlardan tevbe etmek yararlı olur.Kaynağı belli olmayan bazı uydurma hadislere kulak vermemek gerekir. Çünkü her sahada olduğu gibi burada da bazı uydurma hadisler piyasada mevcuttur. Geceniz mübarek olsun! Allah’a emanet olun!