Her ne kadar başlıktaki renklere baktığınızda aklınıza Sarı- kırmızı- yeşil renkler gelmiş olsa da yazılan başlık doğru. Kast edeceğim şey Kürtlerin sembol renkleri değil. Hükümetin yeni bürokrasi alanındaki bürokrat ve yandaşlarının, kamu alımlarında seçim yaparken birbirlerini kayırmak için kullandıkları renkler bunlar.
Her şey Taraf Gazetesine sızan bir haberle kamuoyunu önüne geldi. Kabul etmeliyiz ki biz de bu haber sayesinde konudan bu kadar açık bir şekilde haberdar olduk. Önce inanasımız gelmedi yada işimize gelmediğindendir nedir inanmak istemedik. Ancak haberin ardından aynı renkleri taşıyan listelerin bulunması ve yayımlanması ile durumun vahameti de ortaya çıkmış oldu.
Haberlerin yayınlanmasından sonra içişleri bakanı Efkan Ala ortada dolaşan söylentilerin ve haberlerin birer dedi kodu dan ibaret olduğunu belirtti. Ardından ise belge istedi. Çok geçmeden işin belgesi de yayımlandı ve sayın bakanın dikkatlerine sunuldu. Şimdi hükümetin bu konuda ne yapacağı merakla bekleniyor.
Peki, durum sadece bundan mı ibaret derseniz değil elbet.
Belgesi yayımlanan konu vergi denetim kurulundan sızan belgeye dayanıyor. Yani hemşerimizi olan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sorumluluk alanından. Peki, sadece bu alanda mı renk uygulaması var derseniz buna da cevabımız hayır olacak. Bütün alımlarda buna benzer formüller uygulanıyor.
Kulağımızı çınlatan duruma bir örnek de biz verelim. Yargıda görevlendirilmek üzere hakim ve savcılar alınacak. Bu sınava girecek olan adaylar başvurularını yapıyorlar. Eş tanıdıklar vasıtası ile birilerine yardımcı olmak üzere görüşmeler gerçekleştiriliyor. Adaylardan biri ailesinin tanınan bir aile olmasından kaynaklı desteklenmek isteniyor arkadaşları tarafından ve görüşmeye gidiyor. Sınavı kazanacağı söyleniyor ancak şartları varmış. Birincisi göreve geldiğinde kendisine rica edilen işleri istendiği şekilde sonuçlandıracakmış. İkincisi ve önemli olanı ise kiminle evleneceğine kendisi ve ailesi yerine kendileri karar verecekmiş. Aday bu ikinci şarta takılmış ve mümkün olamayacağını ailesini böylesi bir konuda devre dışı bırakamayacağını söyleyerek görüşmeden ayrılmış.
Şimdi gelelim meseleye. Öyle anlaşılıyor ki bu ve benzer görüşmeler sonucunda netleşen isim listeleri adaylara puan verecek veya adayları seçen komisyona gönderiliyor. Komisyonlar gelen listenin rengine bakarak aday hakkında nasıl bir karar vereceğine kanaat getiriyor.
Eğer Aday yeşil listede ise kazanması gereken yerdedir. Sağlam referansları bulunmaktadır ve işi tamamdır.
Aday Mavi listede bulunuyorsa arkasında bir dernek, cemaat veya dini kişi vardır. Yeşillerden sonra gelen listede olmasında sakınca yoktur. Kendi halinde bir insan da olabilir.
Aday kırmızı listeye girmiş ve komisyonun önüne gelmiş ise kazanma şansı sıfırdır. Çünkü aday ya sol veya ulusalcı bir kişidir. Ya Kürt kökenli bir kişidir. Ya da Alevi kökenli bir kişidir. Bu kesimlerle bağlantılı olması bile kırmızı listeye girmesine yeterlidir.
Bu durum kabul edilebilecek bir durum mudur? Yani kamuda görev alabilmek için herkes iktidarın adamı olmak zorunda mıdır? Herkes aynı düşüncede olursa işler iyiye gider mi? Kaldı ki insanların kökenleri, inançları ve düşünceleri üzerinden değerlendirmelerle eleme yapılırsa hakkaniyet ve adaletten hak ve hukuktan söz etmek mümkün olabilir mi?
Bu yanlış anlayışın düzeltilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bir zamanlar Kürt kökenli vatandaşların veya doğum yeri Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesi olan vatandaşların kimliklerinin arkasına Nüfus Müdürlüklerince kırmızı bir mühür çakılmaktaydı. Durum fark edildiğinde yok böyle şey söylemleri atıldı ama işin aslı doğruydu ve sonradan bu durum düzeltildi. Veya düzeltilmeye çalışıldı.
Bu ülkedeki farklılıkları tıpkı renklerdeki zenginlik gibi hayatı güzelleştirmek için kullanmak gerekir. Her farklı rengi fişlemek ve ayrı bir kategoriye koymak için kullanırsak. Listeleri benden olanlar yeşil benden olmayanlar kırmızı şekilde düzenlersek bu işin sonu gelmez. Yarın başkası gelir tam tersini yapar. Bu da milleti karşı karşıya getirmekten başka bir işe yaramaz biline…