Malum aniden ortaya çıkan Gezi Parkı tartışmaları nedeniyle Türkiye’nin temel sorunu olan Kürt sorunu konusundaki gelişmeler ikinci plana aktarılmış gibi görünüyor. Ancak çok iyi bilmekteyiz ki Gezi parkı meselesi her ne kadar üzerinde detaylıca ve etraflıca düşünülmesi gereken bir mesele olsa da Kürt sorunu ile kıyaslanamayacak bir durumdur.
Oslo sürecinin tıkanması ile umutsuz bir tabloya dönüşen ancak İmralı görüşmeleri ile olumluya evirilen bu temel mesele konusundaki adımların aksatılmadan yürütülmesi gerektiği açıktır.
Bugüne kadar yürütülen görüşmeler neticesinde olumlu sayılacak adımların atıldığını belirtmek gerekiyor. İstisnai birkaç sorunu saymazsak süreç planlandı gibi yürüyor diyebilmek mümkün en azından bu süre içerisinde herhangi bir silahlı çatışmanın yaşanmamış olması önemli bir adımdır.
Bu sürecin sürdürülmesi konusunda Kürt halkının ne kadar duyarlı olduğu ise dağ başlarına kurmuş oldukları çadırlardan da net olarak ortaya çıkıyor. Çatışma istememek ve barışa katkı sunmak için dağ başında çadır açmanın diğer yerlerde çadır açmaya benzemediğini de burada vurgulayalım.
Aylardır yaşanan ülke sınırlarının dışına çıkma çalışmaları büyük oranda tamamlanmış duruma geldi. Bu aşamadan sonra demokratik adımların atılması gerektiği açıktır.
Peki, bu geri çekilme karşısında Kürt halkının beklentisi nedir?
Hükümet hangi alanlarda demokratikleşme adımları atmalıdır?
Öncelikli sorunlar nelerdir?
İkinci adımların atılması neye hizmet etmelidir?
Soruların sayısını artırmak elbette mümkün ancak asıl olan sorunların fazlalığı değil konuların önceliğidir. Kürt sorunu ile ilgili olarak atılması gereken öncelikli adım cezaevleri sorunlarıdır. Türkiye Cezaevlerinde yaşanan sıkıntılar artık dayanma sınırlarını aşmış bulunmaktadır. Sorunu çözme amaçlı olarak bugüne kadar hükümetin attığı adımlar sorunu çözme yerine daha farklı sorunlar yaratmaya yaramaktadır. Şakran’daki sorunlardan tutun Pozantı’ya kadar olan sorunların ne olduğunu herkes çok iyi bilmekte ve takip etmektedir. Sorun sadece bu mu?
Hayır, bir de içerde bulunan tutukluların çektikleri var. Halen Cezaevlerinde salıverilmeyi bekleyen dört yüzün üzerinde ağır hasta tutuklu bulunmaktadır ki bunlardan yüzün üzerindeki hasta ölüm sınırında bulunmaktadır. Ancak ne hikmetse bu hastaların salıverilmesi konusunda adli tıp denilen mekanizmadan olumlu bir sonuç alınamamaktadır.
Bu sorun kadar büyük bir sorun ise cezaevlerinde bulunun Kürt siyasi tutuklular meselesidir.
Kürt sorunu konusunda yakalanan havanın sürdürülmesi ve çözüm sürecine olan inancın toplum tarafından benimsenmesi en azından Kürtler tarafından benimsenmesi için başta seçilmişler olmak üzere cezaevlerinde bulunan tutukluların serbest bırakılması en büyük beklenti olarak karşımızda durmaktadır.
Hükümetin atacağı adımlar içerisinde seçilmiş Kürt siyasal tutuklularının serbest bırakılmasının bulunması artık atılması gereken zorunlu bir adım haline gelmiştir. Böylesi bir adım hem sürece olan desteği artıracak hem de sürece olan inancı pekiştirecektir.
Seçilmiş olan Belediye Başkanları, Milletvekilleri, siyasal parti yöneticileri cezaevlerinde kaldıkları sürece insanların sürece ve hükümete olan inançları hep tereddüt içerecektir. Bu tereddüt ise en ufak bir olumsuzlukta güvensizliğe doğru yol alacaktır. Oysa çok iyi bilmekteyiz ki bu tür sorunların çözümünde psikolojik ortam ve sürece olan inanç temel faktörler içerisinde yer alır.
Bardaktaki çalkantılar denizdeki fırtınayı unutturmamalıdır. Ülkenin temel sorunlarının çözümü sağlandığında eğer istenirse yemyeşil bir Türkiye yaratmak sadece on yılımızı alır. Ülkeyi kurtarmanın iktidara gelmekten daha önemli olduğunu birileri anlarsa ya da ülkeyi kurtarmanın iktidarı kurtarmaktan daha iyi olduğu anlaşılırsa sanırım sorunların çözümü de mümkün olacaktır.