Kürt sorununun güvenlik sorunundan ibaret olmadığı gibi sadece güvenlik yaklaşımları ile çözümlenemeyeceği gerçeği artık bütün kesimler tarafından kabul edilir bir olgu haline gelmiştir.
Bu bağlamda bakıldığında sorunun siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel ve askeri yönlerinin bulunduğu bunların aşılması için de altyapısı iyi hazırlanmış bir çözüm sürecinin takvime bağlanması gerektiği açıktır.
Otuz yılı aşkın bir süredir devam eden silahlı çatışmaların doğurduğu sonuçlarla birlikte konu değerlendirildiğinde iki günde çözüme kavuşturulamayacağı gerçeğini kabul etmemiz gerekmektedir.
Açıktır ki sorunun her boyutunun ele alınacağı değişik komisyonların çalışmalar yürütmeleri gerektiği bu çalışmaların bir merkezde toplanması ve öneriye dönüştürülmesi ve ardından da çözüme yönelinmesi gerekmektedir.
Bütün bunların siyasi kararlarla ve siyasal mekanizmalarla yapılması gerektiği de kaçınılmazdır. Bu durumda da parlamento içi ve dışı siyasal partilerin çözüme katkı sunmaları gerekmektedir.
Sorunun çözümü çalışmalarında bir tarafta Kürtlerin bulunması gerektiği ortadadır. Bu çalışmalar sürdürülürken takdir edilmelidir ki herkes kendi kürdünü öne sürerek çözüme katkı sunamaz. Sorunun çözümü sırasında bu güne kadar kim Kürtlerin haklarının savunulması konusunda bedel ödemiş ise elbette muhatap odur. Kürt sorununun çözümünde siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel konularda Kürtlerin büyük çoğunluğu tarafından verilen oylarla desteklenmiş ve parlamentoya gönderilmiş olan BDP’nin sistem dışına itilerek sonuca gitmenin mantıkla izah edilir bir yanının bulunmadığını kabul etmek gerekir. Hele hele bu anlamda yeni siyasal partiler üreterek emir kulu siyasal parti yaratmak ve muhataplaştırmak siyasi etikten yoksunluk anlamına gelir.
Bu nedenle yapılması ve izlenmesi gereken yol BDP’yi etkisizleştirip cezaevine yollamak değil muhataplaştırıp görüşme masasına oturtmaktır. Siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda BDP’nin geçmiş dönemlerin aksine tabandan gelen eleştiri ve önerileri de dikkate alarak masaya oturmaya hazır olduğunu deklere etmesi gözden kaçırılmaması gereken önemli bir adımdır. Yukarıda saydığımız dört temel konuya değinmeden doğrudan doğruya askeri mesele konusunu siyasal partiye dayatmak aynı zamanda süreci tıkamak anlamına gelmektedir.
Hükümet askeri konular dışındaki konuları masaya getirip görüşmeye başlarsa sorunun askeri ve çatışma yönünün tek başına kalması ile bu sorunun da muhatapları ile görüşme imkânlarının daha rahat bir ortamda gerçekleşme şansını da vermiş olmaz mı?
Türkiye’de herkesin kabul ettiği bir gerçeklik var ki ne kadar operasyon yapılırsa yapılsın PKK’nin tamamen saf dışı bırakılması mümkün görünmemektedir. Daha evvel yapılan bütün denemelerde de bu gerçeklik görülmüştür. Kontrol edilebilir bir çatışmalı sürecin ülkeye yarar getirmediği de pratiklerinden görülmektedir.
Mevcut durumda hükümet ve ana muhalefet partisi sorunun çözümü konusunda görüşmelere başlamış bulunmaktadırlar. MHP’nin sorunu tırmandırmaktan başka bir bakış açısının bulunmadığı zaten bilinmekte olup bu bakış açısı ile ülkeyi düzlüğü çıkarmanın imkânı da bulunmamaktadır. Bu nedenle mevcut görüşme maratonları hızlandırılmalı ve bir an önce Kürt sorununun çözümü konusunda izlenecek yol konusunda bir takvim belirlenmelidir.
Bu yol belirlenirken Kürt sorununun çözümüne katkı anlamında bugüne kadar pratikte atılan adımlar yasal güvenceye bağlanmalıdır.
BDP üzerindeki operasyonlar durdurulmalı ve görüşmeler sürecine hızla dahil edilmelidir. AKP, CHP,BDP ve parlamento dışı muhalefetin dahil edilmesi ile Türkiye’nin %80’lik bölümü sürece dahil edildiğinde sorunun çözümü de kolaylaşacaktır. Bu fırsatın kaçırılmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Sorunu tırmandıranların değil çözenlerin bu ülkeye katkı sunacaklarını ve tarihe mal olacaklarını unutmamak gerekir.