KÜRT SİYASETİNDE YENİ PARTİ ARAYIŞLARI

Abone Ol
İşçi partisi geleneğini saymazsak Türkiye’de Kürtlerin legal alandaki siyasette yer almalarını HEP süreci olarak tanımlamak mümkün.Bu durum aynı zamanda Kürtlerin kendi adları ile ve Kürt sorunu öncelikli legal olarak ve ayrı örgütlenme çalışmaları 1990’larda(7 Haziran 1990 HEP) başladı.
1991 seçimlerinde gerçekleştirilen ittifaktan da sonuç alınamayınca tek başlarına mücadele etme çalışmaları sürdürülmüş oldu. Bu alanda HEP başta olmak üzere aynı gelenekten gelen birçok parti kapatıldı. Halkın Emek Partisi (HEP) 14 Temmuz 1993’te, Özgürlük ve Demokrasi Partisi (ÖZDEP) 23 Kasım 1993’te, Demokrasi Partisi (DEP) 16 Haziran 1994’te, Demokratik Değişim partisi (DDP) 19 Mart 1996’da, Demokratik Kitle Partisi (DKP) 26 Şubat 1999’da, Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) 13 Mart 2003’de, DTP ise 11 Aralık 2009 tarihinde Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmıştı. DEHAP ise kendini fesh etmek durumunda kalmıştı.
Anayasa Mahkemesi, 30 Ocak 2008 tarihinde, Hak ve Özgürlükler Partisi’nin (HAK-PAR) tüzük ve programında, “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı hükümler” bulunduğu gerekçesiyle kapatılması istemiyle açılan davayı da reddetmişti.
Şimdi HEP geleneğinden gelen BDP dışında farklı kulvarda siyaset yapma gayretinde olan HAK-PAR, KADEP, PDK Bakur gibi siyasi partiler de Türkiye’deki Kürt siyasal yaşamı içerisinde faaliyetlerini sürdürmektedirler.
Geçen hafta içerisinde Daha evvel Diyarbakır’da yapılan ve Batmanda da gerçekleşen bir toplantı ile de yeni bir siyasal partinin zemini yoklandı ve çalışmalar sürüyor. Bu akım her ne kadar kendilerini şu an için bir isim belirlemediyseler de aktivistlerine bakıldığında DDKD anlayışına yakın isimlerin tekrar bir araya gelme çabaları gibi göründüğünü belirtebiliriz.
Konu ile ilgili olarak Batman Çağdaş Gazetesinde yayınlanan haber şöyle;
DİYALOG KOMİSYONUNDAN TOPLANTI
Mustafa Özçelik, Fikri Işık ve Rahime Kesici’den oluşan yeni siyasi partinin ayağını oluşturan ‘Diyalog Komisyonu’ Batman’da nabız yokladı. Hafta sonu bir lokantada yaklaşık 50 kişiyle toplantı düzenleyen Diyalog Komisyonu, herhangi bir siyasi kimliklerinin olmadığını söyledi. 27 Nisan’da Diyarbakır’da başlattıkları toplantıları bir çok il ve Avrupa’nın bazı kentlerinde gerçekleştirdiklerini belirten Diyalog Komisyonunda görevli Mustafa Özçelik, “Artık tek renk dışında yeni fikirlerle ortaya çıkacak bir siyasete yol haritası olmak istiyoruz. Bu yeni siyasi projemizi hayata geçirebiliriz. Bu siyasi hareketin bir ismi yoktur. Bu projeyi halkla gerçekleştirmek için kendimizi her yerde ifade etmeye çalışıyoruz. Kürt siyasetinde renkli ve sosyal kategorilerine yönelik bir siyaset modeline başlamak istiyoruz. Adımız da Diyalog Komisyonudur. Herhangi bir siyasi kimliğimiz yok” dedi.
KESİCİ, “KADINDA SİYASETTE AKTİF OLACAK”
Diyalog grubundaki Rahime Kesici de, bir çok kentte yeni siyaset modelini anlattıklarını ifade ederek, şunları söyledi: “Herkesin önerisini almak ve fikirlerini dinlemek için buradayız. Biz kadınlar 30 yıldır nefes almadan, aktif siyaset yapmadan hareket ettik. Savaş çığırtkanlığı yapan ülkelerde kadının her zaman sorunların göbeğinde olduğunu haykırdık. Farklı önerilerin ortaya atılacağı bu önemli toplantıda Batmanlıların önerileri bizler için önemli. Henüz ismi netleşmeyen yeni siyasi partide kadın aktif rol olacak.”
IŞIK, “DEMOKRAT BİR SİYASET İÇİN BURADAYIZ”
Bir süre Taraf gazetesinde yazarlık yapan Fikri Işık da Diyalog Komisyonu’nda bulunduğunu ifade etti. Işık, şunları söyledi: “Her şeyden önce demokrat anlayışlı bir siyaset için buradayız. Birbirimize danışmak için yola çıktığımız yol haritasını her yerde anlatmaya çalışıyoruz. Yeni reçeteler yazmazsak Kürtler bir statüye de kavuşamaz. Bizlere bir statü lazım. Kendimizi idare etmeliyiz. Statüyü birlikte hazırlayalım. Ya biz gelelim, ya da siz gelip bize fikirlerinizi bize söyleyin. Yeter ki, ortak bir yol bulalım. Edi Bese ‘Yeter Artık.’ 27 Nisan 2013 tarihinden bu yana birçok yerde yaptığımız Diyalog komisyonu toplantılarına beklenenin üzerinde ilgi olması bizi de kuşkusuz mutlu etti.”
Kürt sorununu çözümü ve Kürtlerin sahip olması gereken haklarının elde edilmesi için herkesin kendi rengi ile hareket etmesi ve taleplerini özgürce dile getirmesi elbette sevindirici bir gelişme olarak kaydedilmelidir. Ancak bu adım atılırken ana eksenin unutulmamasında büyük fayda bulunmaktadır. Legal siyasal alanı ele aldığımızda HEP’in Kurulduğu 7 Haziran 1990 tarihinden bu yana birçok emeklerin verildiği ve bedellerin ödendiğini unutmamak gerekiyor. Eğer bugün herkesin legal olarak siyaset yapmak için parti kurmak dahil söz söyleme olanağı doğmuş ise bu süreçte verilen bedellerin de bir sonucudur. Bu nedenle çok partili olmak elbette önemsenmelidir ancak bu çalışmalar asla bir karalama kampanyasına dönüşmemeli veya dönüştürülmemelidir. Bu renklilik Kürtlerin haklarını elde etmek için bir dinamizm kazandırmalıdır. Aksi takdirde bu zenginlik iç mücadeleye dönüştürülür ve araç amacın önüne geçerse yarardan çok zarar getirme olasılığını da unutmamak gerekiyor.