KÜRT MESELESİNDE KARAR VERİN

Abone Ol

Sahada inanılmaz derecede sert geçen bir şehir çatışmaları yaşanmaktadır.

Her taraf virane

Her tarafta ölüm kokusu.

Bölgedeki hiçbir vatandaş mensubu olduğu sınıf ne olursa olsun artık kendini güvencede görmüyor. Bir yandan devleti bir yandan tarihsel kökenle bağlı olduğu halkı arasında sıkışmış ve ne yapacağına karar veremeyen yüz binler var.

Ne bulunduğu alandan ve etnisitesinden vazgeçmek istiyor ne de yurttaşlık bağı ile bağlı olduğu devletinden, lakin her iki taraf da vatandaşı kendi saflarında net bir şekilde görmek istiyor.

Karar verici sanki kendileri değilmiş gibi kalkıp milletin karar vermesini bekliyorlar.

Ellerinde silahları, bükülmez bilekleri ve çelik gibi iradeleriyle!

Oysa Kürt meselesinde karar vermesi gereken halk değil halk adına mücadele ettiklerini savunan ve çatışan güçlerdir. Onlar uzlaşırlarsa halk bunu çoktan kabullenmeye razı.

Bu kararı vermenin kolay olmadığını elbette biliyoruz. Çünkü otuz yılı aşkındır süren çatışmalardan dolayı milyonlarla ifade edilen vatandaş mağduriyet yaşadı. Bu kayıplar yaşanırken ve bu bedeller ödenirken elbette hiçbir şey yerinde saymadı hatırı sayılır gelişmeler de yaşandı. Lakin sonuçta bulunduğumuz durum sonuçları son derece riskli çatışmalı bir ortam.

Vatandaş kırgın

Vatandaş kızgın

Vatandaş endişeli

Vatandaş çözüm bekliyor

Aslında sorunun kökenleri, tarafları, istekleri ve beklentileri biliniyor. Muhataplıkları konusunda da en ufak bir şüphe yok. Bu ateşin nasıl durdurulabileceği konusunda da kimin durdurabileceği konusunda da tarafların bilgileri var.

Peki, bütün bunlara rağmen bu amansız çatışma ve savaş neden yaşanıyor?

Sorunun kökenini göreceli politikalara bağlayıp komşulara ve emperyalist devletlere yüklemek kaçış için yeterli midir?

Ülkemizi yönetenlerin çözüm konusunda ortaya koyabilecekleri “yok etmek” dışında bir yöntemleri yok mu?

Başbakan Ahmet Davutoğlu yaptığı açıklamada “Kürtlerin devleti Türkiye cumhuriyeti devletidir” diyor.

KCK kanadı yaptığı açıklamada “ Kürt sorununun çözümü noktasında demokratik birleşik bir Türkiye istediklerini” belirtiyorlar.

Ancak pratikte görünen yakılıp yıkılan şehirler, çatışmaların sürdüğü kırsal kesim, ölümler ve yıkımlardır!

Bu durumda sorunumuzun çözümünü formüle edersek eğer yöneticilerimiz ve çatışan kesimlerimiz demokratik bir Türkiyenin yaratılmasında ve bu devlet yönetimi yapısının Kürtleri kimlikleri ile sindirmesi durumunda çözüme ulaşmaları mümkündür.

Yani “hem demokratik hem de Kürtlerin devleti olan bir Türkiye!”

İşte tam da bu noktada çatışan kesimlere ve siyasilerimizden şunu beklemek vatandaş olarak en doğal hakkımızdır.

Kürt sorununun çözümü noktasında samimi iseniz artık karar verin.

Kürt siyasal hareketi eğer Türkiyenin birlik ve bütünlüğü içerisinde siyasal yollarla sorunun çözümünü talep etmekte ısrarlı ise o zaman şehir savaşlarını ve çatışmaları durdurması gerekmez mi?

Devleti idare eden zihniyet ve siyasal iktidar eğer Kürtlerin devleti Türkiye’dir tezinde samimi ise o zaman ülkeyi demokratikleştirecek bir yasal yapıyı ve Kürtleri kabul eden siyasal bir yaklaşımı göstermesi gerekmez mi?

Bunun için de gerekli olan adım, sorunun muhatabının halkla buluşturulmasını sağlamaktır.

Şurası net ve kesindir ki bu sorun her iki tarafın karar vericilerinin ortaya koymuş oldukları inatlaşma yöntemi ile çözülemez!

Sorun demokratik bir şekilde ve silahlar kullanılmadan veya silahların kullanımından vazgeçilerek masa başında çözümlenmek zorunda.

Emperyalist dünyanın Ortadoğuda kıran kırana sürdürdükleri bir savaşta işin faturasını ödeyen ülke ve halk olmak zorunda değiliz. Çıkarları ile çatıştığında Kürtleri de Türkiyeyi de gözden çıkarmayacak bir süper gücün olmadığını unutmamak başta yöneticilerimizin görevidir. Eğer Orta doğudaki karar verici masada bulunan bir ülke istiyorsak başta sorunumuzu nasıl çözeceğimize karar vermemiz gerekiyor.

Aksi durumda şekil A da görüldüğü gibi ve Cenevre örneği de göstermektedir ki bu masada ne Kürtler olacak ne de Türkiye. İkisi de başka temsilliyetlerle karınlarından konuşmak zorunda kalacak. Oysa bu sorunun çözüm yeri ve Ortadoğunun kararının verileceği yer Cenevre değil Ankara olmalıydı.

Eğer doğru kararlar verilebilinseydi ve verilirse…