Kürtler tarihi bir dönemeçten geçiyorlar. Üzerinde yaşadıkları coğrafyayı belki de tarihin en vahşi anlayışları ve saldırganlarına karşı kanlarını döke döke savunuyorlar.
Herkesin kaçtığı, seyrettiği, bulaşmak istemediği bir dönemde cansiperane bir şekilde varlık mücadelesi veriyorlar.
Her gün toprağa verdikleri onlarca gence rağmen direniyorlar ve bu direnişleri tarihte görülmemiş bir şekilde dünyada takdir topluyor.
Ancak şu anda göreceli olarak DAIŞ çetelerine ve çetecilerine karşı, gizli destekçilerine karşı cephede kazanılan bu kazanımların yeterli olmadığın bilmek gerekiyor. Bu sinsi düşman kendi sınırlarına hapsedildiğinde bile gerek onlar, gerek yandaşları ve gerekse destekleyicileri hiç de boş durmayacaklardır.
Her yönden Kürtler arasındaki ayrılıkları kullanarak kargaşa çıkaracaklardır. İnsanları birbirine düşürmek için bin bir türlü oyunlar oynayacaklardır. Çatışma yaratmak için en ufak bir fırsatı bile değerlendirmekten geri durmayacaklardır.
Kanla, canla sağlanan başarıyı gölgelendirmek isteyecekleridir. İşte böylesi bur durumda Kürt liderlerine çok önemli görevler düşmektedir.
Ödenen bunca bedel ve cana karşın kat edilen mesafenin hala 1900’lü yılların durumu olduğunu unutmamak gerekiyor. Kürtler bunca bedel karşılığında daha Irak ve Suriye’deki yaşam alanlarını özgürleştirme ve koruma derdindedirler. Statüleri buralarda bile daha net değil. Buna rağmen ortak düşman karşısında birleşmeyi becerebildiler. En azından bu davranış tarihsel hataların tekrarını önleme açısından umut verici bir gelişme olarak karşımızda duruyor.
Lakin bu durum yeterli değil. Kazanımların korunması için daha fazlasına ihtiyaç var. Bu ihtiyaç elbette stratejik işbirliğinin sağlanmasıdır. Parti ayırımı, düşünce ve inanç farklılıkları gözetmeksizin ortak çıkarlarda birlikte davranma olgunluğunun gösterilmesidir. Kişilerden çok halkın ortak çıkarlarının korunmasıdır. Bu halkın bu seviyeye gelmesinde elbette liderlerin ve partilerin rolü yok sayılamaz. Elbette bu kazanımlar bugün konuşuluyor ve korunmaya çalışılıyorsa bu lider kadroların emeklerinin ve çabalarının sonucudur. Ancak bu liderlerin ve kadroların artık Kürtlerin ortak çıkarları ve geleceklerinin garantisi için gerekli fedakârlıklarda bulunması ve yan yana gelmesi gerekiyor. Bir takım ruhu ile hareket etmeleri gerekiyor. Kim hangi alanda ilişkilerini kullanarak fayda sağlayabiliyorsa ona o alanda imkan ve fırsat tanımak gerekiyor. Başkalarının esareti altında yüz yıl geçirenlerin kendi kardeşlerinin egemenliğinde gerekiyorsa bir on yıl idare etmeyi becerebilmeleri gerekiyor.
Evet gelinen noktada bir Kürdistan devletini ilan etmek dahil bir çok adımın atılma olasılığı var. Bu konuda gerekli altyapının oluşturulduğunu görmemek mümkün değil. Ancak Kürtlerin neyi, ne zaman ve nasıl ilan edeceklerini birlikte kararlaştırma olgunluğunu göstermeleri gerektiği de bilinmelidir. Bağımsız veya birleşik, federasyon veya kanton ne şekilde idare edileceği ve kiminle hareket edileceği, hangi stratejilerin izleneceği ve yüzün hangi dünyaya yönelmesi gerektiği konuları netleştirilmelidir. Bunun için de ulusal konferansın toplanmasında büyük fayda vardır.
Gelinen süreç ve tarihsel kazanımların boşuna gitmemesi için mevcut yapıların ve desteklerin hakkının verilmesi için herkesin ve herkesimin görüşlerinin alınması gerekiyor. Bu nedenle de liderlere büyük görevler düşüyor.
Bu konularda atılacak adımların yüzde yüz bir demokratik çerçevede gerçekleşmeyeceğini veya gerçekleştirilemeyeceğini görmek ve bilmek gerekiyor lakin bu durum doğru adımların atılamayacağını göstermez. Eğer Kürtlerin çıkarlarına ve kardeşliklerine fayda sağlayacaksa Sayın Barzani’nin başkanlığının uzatılmasının ne zararı olabilir ki? Bu sürenin iki yıl uzaması veya kısalması bir şey değiştirmez ancak zamansız bir şekilde bir liderlik kaosunun yaratılması o iki yıldan çok daha fazla kazanım götürebilir.
Kürt liderleri aslında hem kendi güçlerini hem de diğer kürt liderlerinin güçlerini çok daha iyi bilmektedirler. Herkes hem yerelde hem uluslar arası arenada kimin desteğine sahip olduğunu da çok iyi bilmektedir. Günümüz dünyasının gerçeklerini görerek hareket eden bir liderlik anlayışı hem kendisine hem Kürtlere kazandıran anlayış olacaktır.
Kürtler ve kürt liderleri mücadeleyi sadece askeri alanda görmek durumunda değiller. Ekonomik kaynakların koşullara göre el değiştirebilme ihtimallerini de gözönüne alarak hesap yapmak zorundadırlar.
Yarın ortalık durulup güçler eski konumlarına geldiğinde gelebilecek saldırılar karşısında durabilmek için bugün sağlam temeller atmak gerekiyor. Bu da karşılıklı tanıma, saygı duyma, birlikte hareket etme ve birbirine güven vermekle mümkün olabilir.
Kazanılan her cephe savaşı, kazanılan her seçim,aşılan her baraj,tanınan her hak ve kazanılan her mevzi birlikteliği güçlendirmek için kullanılırsa Kürt liderler iyi bir iş yapmış olurlar aksi durumda bu halkın ve halkların vebali birlikteliği sağlamada gevşek davranan liderlerin boynunda olacaktır.