KÜRDİSTAN PETROL TRANSFERİ

Abone Ol
Son dönemlerde Türkiye- Irak Kürdistan bölgesel yönetimi ilişkilerinden gözlü görülür gelişmeler(Başbakanın Hewler ziyareti, Mesut Barzani’nin Amed ziyareti, Neçirvan Berzani’nin Ankara ziyareti vb.) yaşanmaktadır. Bu gelişmeler sürmekte olan ve yapılacak olan işler için umut verici niyetleri ortaya koymaktadır.
Irak anayasasında belirlenen paylaşım usullerine uyulmadığı için Kürdistan bölgesel yönetimi hakkını almak ve ilişkilerini geliştirmek için çaba gösteriyor. Ekonomisini geliştirmek ve güçlenmek için elindeki en güçlü koz olan petrol ve doğal gaz rezervlerini işletmesi zorunluluk. Bunun için de ya Suriye üzerinden ya da Türkiye üzerinden petrol sevkıyatı yapmak durumunda yoksa çok zorlanacak. Çünkü Basra üzerinden yapılacak olan ihracat konusunda Irak Merkezi hükümeti tam muhatap olmakta ve petrol gelirlerinden bölgenin payına düşen bölümü vermemek konusunda ayak diretmektedir.
Bu sıkıntının aşılması için yapılan görüşmelerde bugüne kadar net bir gelişme sağlanamadı. Bu nedenle de Kürdistan bölgesi başının çaresine bakmanın yollarını aramaya başladı. Bu alanda da ilişkileri geliştirdiği ülke Türkiye oldu.
Kürdistan Petrollerini Yumurtalık boru hattı ile birleştirerek dünyaya satma projesi bu ilişkilerin can damarını oluşturuyor. Bu ekonomik birlik aynı zamanda siyasal birlik için de zemin hazırlayabilir. Çünkü bilenlerin bildiği gibi Avrupa Birliği olarak tanımladığımız siyasi yapı Avrupa Ekonomik Topluluğu olarak birkaç ülkenin bir araya gelmesi ile başlayan bir ekonomik birlik olarak başlamış daha sonra aşama aşama bugünkü yapısına kadar gelmiştir.
Uzun bir zamandan beri tartıştığımız bir konu var. Türkiye’nin bölgesinin etkin bir yönlendirici olması için güçlenmesi lazım. Bunu yapması için de iç sorunlarını çözmesi ve çatışmalardan arınması gerekiyor. Bunu gerçekleşmesi için iki yol var. Bunlardan birincisi Kürtler ile Türklerin hem demografik hem de coğrafik olarak birbirinden ayrılmasıdır ki bu durumun her iki tarafı da güçlendireceğini söylemek şüphelidir. İkinci durum ise birinci dünya savaşı sonrası gerçekleşen birlik ruhuna ve coğrafyasına geri dönmektir. Yani Kürtlerin ve Türkiye halklarının uzlaşı ile mücadele verdikleri ruha, siyasal algıya birlikteliğe. Hem coğrafik hem siyasal manada.
Hal böyle olunca durum da değişmektedir. Birinci Dünya savaşında izlenen yanlış politikalar sonucunda elde pergel ve cetvel ile Misakı Milli sınırları olarak elde kalan son toprak parçaları da bölünmüş oldu. Bunun için dünyada eşi benzeri olmayan uygulamalar yapıldı. Kürtlerin yaşadıkları alanlar kimi yerde demiryolu rayları sınır tespit edilerek, kimi yerde sınır belirlemeksizin alan adı üzerinden, kimi yerde de gidilmeyen bir dağ tepesi işaret edilerek bölündü ve dağıtıldı.
Doğaldır ki o günlerin şartlarında ne geri kalan Türkiye topraklarının yöneticileri nede Kürt halkı bu anlaşmaları red edecek durum ve güçte değildi.Yeni alanlarda kurulan yeni devletler ise bu haksızlık karşısında gerçekleri dile getirmektense var olan gerçeklikleri yok sayarak politika belirlemeye başladılar. Kendi sınırları içerisine dağıtılın Kürtlerin ve Kürt topraklarının yeniden dizaynı için red, inkar ve asimilasyon politikalarını şiddet uygulayarak uygulamaya soktular. Sonuç geldiğimiz durumdur.
Türkiye, Irak ve Suriye bölümünde kalan Kürtler ve toprakları artık dünya gündeminde ve yeni bir yapı zorunluluk olarak kendini dayatıyor. Bu sorunlar ya demokratik olarak hakların tanınması ve birliktelik ruhu ile aşılacak ya da bölünmeler yaşanacak ve sorunlar devam edecek.
Tam da bu noktada bütün yaşanmışlıklara rağmen Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı bir konumu var. Hem tarihsel olarak, hem demografik olarak, hem inanç olarak, hem yönetim sistemi olarak.
Türkiye bu olanaklarını kullanırsa fiili olarak birinci dünya savaşı sonrası ruhu yakalama şansına kavuşabilir. Bu şansın iyi kullanılması durumunda da bölgenin süper gücü olma yolunda emin adımlarla yürüyebilir. Bu da Kürt gerçekliğini kabul etmesinden ve Kürtlerin bütün unsurları ile kucaklamasından geçer. Berzani’ye gösterdiği ilgi ve alakayı diğer Kürt liderlerine de göstermek durumunda.
Hükümetin Kürdistan yönetimi ile sürdürdüğü görüşmeler ve diyalog bu yönü ile geliştirilirse başarılı olur. Yok, eğer bu ilişkilerin altında yatan Kürtleri tekrar Irak Merkezi hükümetinin kucağına atma gayretleri ise her iki tarafın da ciddi yanılgılar içerisinde olduğunu ve bu durumun ileride çok daha farklı sonuçlara neden olabileceğini unutmamak gerekiyor.
Türkiye tez elden Irak ve Suriye sınırlarını fiilen yokmuş gibi sayma noktasını getirmeli ve yeni sınır belirlenmesinin demografik yapıya göre şekillenmesinin yolunu açmalıdır. Başka bir deyişle Türkiye Kürt entegrasyonuna zemin hazırlamalıdır. Çünkü herkesin çıkarına olan budur. Bu entegrasyon için de Kürdistan petrolleri iyi bir başlangıç olabilir. Fazla mal göz çıkarmaz demişler. Zenginlikten de bir maraz çıkmaz diye düşünüyoruz. Petrol boru hattı herkese kazandırtacaktır. Bugün karşı çıkanlar bile zaman içinde faydalanmanın yollarını arayacaklardır.