KÜRD İSENİZ İŞÇİ İSENİZ ÖLÜYORSUNUZ!

Abone Ol

Başlığa baktığınızda işi abarttığımızı düşünseniz de işin özü bu şekilde izah edilebilir. Çünkü son günlerde yaşanan iki olay bizi bu şekilde düşünmeye yöneltti. Antalya’da bir Kürt genci Kürtçe konuştuğu için uğradığı saldırı sonucunda öldürüldü. Yine batı illerindeki İstanbulda on emekçi işçi oldukları için paraya ihtiyaçları olduğu için bindikleri asansörün düşmesi soncunda yaşamlarını yitirdi.

Olaylardan birincisinde direk olarak bir cinayet söz konusu. Kafatasçı bir anlayışın, ayrımcılığın geldiği boyutu göstermesi açısından önemle değerlendirilmesi gereken bir olay. Yirmi kişi bir kişiye yüklenerek onu linç ediyor ve öldürüyor. Bütün ülkenin birlikte yaşamak için bu kadar çırpındığı bir dönemde memleketin en toleranslı bölgesi olan bir yerde Antalya gibi Turizm yöresi olan bir yöredeki bu öfkeyi kim nasıl izah edecek? Üstelik bu olay Antalya da yaşanan ilk ve tek olay değil. Daha önceki dönemlerde de bu yörede otobüslerin önünün kesilmesi, insanların etnik kimlikleri yüzünden dövülmesi ve saldırıya uğraması, satırlı saldırılır düzenlenmesi, öğrencilerin kavgalarına bazı sivil insanların satırlarla katılması gibi vakalar hafızalardaki yerini koruyor. Son olarak yaşadığımız olay ise Mahir Çetin adlı gencin Kaşta uğradığı saldırı sonucunda öldürülmesi oldu. Çetin’in ailesi İnsan Hakları Derneğine giderek şikâyette bulundu ve davanın takibini istedi. Bu durum sadece bir İnsan Hakları ihlali değil insanların etnik kökeninden dolayı öldürülmesi meselesidir ve devletin artık bu tür cinayetlere dur demek için harekete geçmesi gerekiyor. Bu tür cinayetlerin kader olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz ve artık dikkat ve yeter diyoruz.
Benzer bir cinayet ise emek alanında meydana geldi. Muhtaç oldukları için çalışmak için metropollerin yolunu tutan insanlarımız ihtiyaçlarını karşılayacak birkaç kuruş parayı bulmak için işin tehlikesine ve zorluğuna bakmadan büyük bir çaba sarf ediyorlar. Bu durumun farkında olan işverenler ise işlerini daha çabuk bitirip daha fazla kar elde etmek için emek yoğun işlere ağırlık vermekten çekinmiyorlar. Masraflar az olsun diye de her türlü kurnazlık yapılıyor. Ama asıl yapmaları gereken iş güvenliği meselesi ve ne yazık ki bu işe dikkat eden yok. Başta limanlarda çalışan emekçiler olmak üzere birçok insan her gün yaşamını iş kazaları adı altında meydana gelen kazalarda yitiriyor. Bu alanı izleyen diğer sektör ise inşaat işçiliğidir. Gün yok ki gazetelerde bir inşaattan düşen veya inşaattan düşen bir cisim nedeniyle yaralanan veya ölen insanların haberlerini okumayalım. Oysa son dönemde yasallaşan yasalar dikkate alındığında iş kazalarının azalması iş güvenliğinin artması gerekiyordu. Demek oluyor ki her ne kadar yasalar yapılsa da takip yapılamıyorsa uygulamada bir değişiklik olmuyor ve iş kazaları adı altında iş cinayetleri devam ediyor.
 Günümüz dünyasında her gün bir insanın etnik kökeninden dolayı öldürüldüğünü okumak onlarca inşaat işçisinin asansörün düşmesinden dolayı yaşamını yitirdiğini görmek normal olmasa gerek. Bu olayların sürekliliği söz konusu olduğunda da yetkililerin dikkatini çekmek gerekiyor. Çünkü bu gelişmeler alttan alta başka sosyal olayların çıkmasına da zemin hazırlıyor. Sermaye ile emek arasındaki bu örtülü ilişki yerini işbirliği yerine cepheleşmeye bırakıyor. Diğer yandan toplumun bir kesiminin sürekli olarak kendinden görmediği insanları dışlaması, küçümsemesi, darp etmesi savunma refleksini de beraberinde getiriyor. İnsanlar sonsuza kadar ölümü bekleyemezler. Bir gün gelir insanlar ölmemek için farklı yollar denerler ve o zamanda toplumsal kargaşa alır başını götürür.
Durum korkulan olayların gerçekleşmesine kalmadan yetkililerin olaylara el atmaları yerinde bir tavır olacaktır. İnsanlar Kürt oldukları için öldürülmemelidir. Toplumsal linçe tabi tutulmamalıdır. Kimsenin bu ülkenin vatandaşlarını etnik kökenlerinden dolayı öldürmeye hakkı yok. Kimsenin daha fazla kazanmak için başkalarının yaşamlarını tehlikeye atmaya hakkı olmamalıdır. Güvenlik tedbirleri alınmadı diye insanlar ölüme gönderilmemelidir. Denetimler yapılmalı uyarılar yapılma ki bu sonuçlar olmasın. Yoksa bu acıları yaşamaya devam ederiz ve korkarız ki durum bundan daha vahim olaylara da gebe…