Bir açıklamaya, uygulamaya, hakkaniyete saygı duymak kişinin, ailenin, ülkenin düzeninin korunması konusunda önemli bir göstergedir. Çünkü saygı duymak kişinin veya kurumun veyahut kurumsal temsilliyeti sağlayan kişiliğin kendisine olan güvenin ölçütünü ortayı koyar.
Bu nedenle yargıya, devlet temsilliyetine, halkların ortak değerlerine, milletlerin onursal olarak yaklaşım gösterdikleri değerlere, hakka ve hukuka saygı duymak temel insani değerdir.
Bazen ortaklaşılan değerler ve kararlar düşüncelerimizle veya çıkarlarımızla uyuşmayabilir hatta ve hatta bu genel kararlar kişisel olarak bizi mağduriyete bile uğratabilir. Böylesi bir durumda bile toplumsal düzen adına bu tür kararlara saygı duymak ve itirazı da adabı içerisinde gerçekleştirmek gerekiyor.
Şurası kesindir ki her alınan karar, her uygulanan yöntem tam olarak hakkaniyeti göstermeyebilir. Bu durumda hak arama yollarının açık olması gerekiyor. Hak arama yolunun açık olması demek her şeyin güçlüden yana uygulanması ve muhalif olanın sesini kısmak demek değil ve olmamalıdır.
Devlet ve birey çatışmasında hakkı korunması gereken bireydir. Çünkü bireyin gücü devletin gücü karşısında devede pire kalır.
Devletin gücü kullanan mekanizma ve kişilerin de bu gücü hakkaniyet içerisinde kullanması gerekiyor. Devleti yönetenlerin devletin dirlik ve düzeni için oluşturulmuş olan devlet gücünü kendi düşüncesini ve iktidarı perçinleştirmek için kullanmaya kalkışırsa bunun yanlış olduğunu aktarmak gerekiyor.
Eğer bu yanlış aktarıldığı için devletin gücü ile karşılaşılıyor ise o zaman da iş hak ve hakkaniyeti belirleyecek olan hukuka ve yargıya intikal ettirilmelidir.
Lakin bütün bunlar yapılırken herkesin karşı tarafın hakkına, hukukuna, konumuna, makamına, kişiliğine saygı duyması gerekiyor. Eğer saygı yoksa ortaya çıkan olgu düşüncelerin çarpışmasıdır ki bunun sonucu da fiili çatışma ortamını yaratır.
Ülkemizde de son günlerin tartışma konularından biri de saygı duyma meselesidir. Cumhurbaşkanının Anayasa mahkemesinin C an Dündar ve Erdem Gül hakkında verdiği açıklama tartışma yarattı.
Cumhurbaşkanı;"Şunu çok açık net söylemek durumundayım, bu olayın ifade özgürlüğü ile yakından uzaktan bir alakası yoktur, bu bir casusluk davasıdır. Ben Anayasa mahkemesinin vermiş olduğu karara sadece sessiz kalırım o kadar ama onu kabul etmek zorunda değilim. Verdiği karara da uymuyorum, saygı da duymuyorum" demişti.
Bu söylem hem cumhurbaşkanlığı makamı ile Anayasa mahkemesi arasında bir tartışmaya neden oldu hem de hükümet ile cumhurbaşkanı makamı arasındaki yaklaşım farklılığına ortaya koydu. Bu durum aynı zamanda ülkenin diğer siyasi partileri ve düşünce adamları tarafından da değişik yaklaşımlarla değerlendirildi.
Bir ülkede cumhurbaşkanlığı makamı bütün milleti ve devleti temsil ettiği için saygı duyulması gereken bir makamdır.
Anayasa Mahkemesi bütün gücünü milli iradenin temsil ettiği Büyük Millet Meclisinin almış olduğu kararlarla ortaya koyduğu ve millet tarafından kabul edilen yasalardan almaktadır. Demokratik yönetim biçiminin oluşturduğu üç temel erk olan yasama, yürütme ve yargı boyutlarından biri olan yargı boyutunun da en tepe organıdır. Bu nedenle Anayasa mahkemesinin kararlarına karşı da saygılı olmak gerekiyor.
Karara katılıp katılmamak ayrı bir konudur.
Buna karşılık önemli bir konuya da değinmek gerekmektedir. Nasıl ki cumhurbaşkanlığı makamı, Anayasa mahkemesi kararları saygıyı gerektiriyor ise bu makamlarda bulunan ve kararlar alan kişi ve kurulların da konumlarının hakkını vermek ve görevlerini tarafsızlık ilkeleri içerisinde gerçekleştirmek zorundadırlar. Eğer konumlarına yaraşır bir tavır sergilemekten uzaklaşırlarsa kararları da, söylemleri de, tavırları da tartışılır ve saygın olmaktan uzaklaşır.
Hele hele ülke yönetiminde ve düzeninde en önemli noktalarda bulunan makam ve konumlar arasında tartışma yaşanıyorsa bu düzenin bozulmasına işaret eder ve yurttaşlar arasında bölünmeye neden olur.
Bu nedenle herkesin konumu ve önemini dikkate alarak düzenin sağlanması adına da olsa dikkatli davranması ve konuşması gerekmektedir.
Demokrasi ve hukuk devletlerinde kanunlara ve kurallara uyma meselesi herkesi bağlar. Hiçbir kişi ve makam yasaların, kanunların ve temel kurumların üstünde değildir. Her kurumun ve makamın anayasa ve yasalarda belirlenmiş yetkileri ve sınırları vardır. Bu çerçeve dışına çıkan kim olursa olsun devletin diğer güçleri ve kurumları tarafından sınırlandırılmalıdır. Bu sınırlamalar da yine yasalar ve kurallar çerçevesinde saygı ve saygınlığa kusur getirmeden gerçekleştirilmelidir.
Bu sağlanmadığı zaman ne devletin dirlik ve düzenini ve de aynı zamanda birliğini korumak mümkün olur nede yurttaşların alınan kararlara saygı duymaları ve uygulamaları beklenir. Atalarımız “balık baştan kokar” demişler.
Bu nedenle başa dikkat etmek gerekiyor. Başın da kendisine dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü hukuk her zaman istediğimiz gibi karar vermeyebilir lakin her zaman lazım olan bir olgudur.