KÜÇE ÇIKMAZ!

Abone Ol


Küçe Çıkmaz bizim bu duyarlarda “Çıkmaz sokak’a” verilen ad’dır. Lakin Küçe Çıkmaz ile kast edilen gerçek anlamından ziyade yapılan işin sonucunun çıkar yol olmadığıdır. Eğer birisi yanlış bir yolda ilerliyor ve söylenenleri kulak ardı ediyorsa o kişi için kullanılan terimlerden biri de “Küçe çıkmaz” yolda olduğudur.

Bu nedenle bu ülkeyi yönetin bütün kesimlere diyoruz ki;tuttuğunuz yol, yol değil. Bir küçe çıkmazdasınız ve bu yolda ilerlerken yaptığınız tahribat eğer dönebilirseniz önünüze engel olarak çıkacaktır.

Bu yolun neden çıkar yol olmadığını bilgimiz çerçevesinde sizlere hatırlatalım. Hatırlatalım diyoruz çünkü çok iyi biliyoruz ki bilgi sahibisiniz ve yaptığınız yanlış olduğunu da çok iyi biliyorsunuz lakin yanlıştan kurtulmak için yanlışı yol ediniyorsunuz.

Türkiye cumhuriyeti devleti kuvvetler ayrılığı ilkesini yönetim şekli olarak belirlemiş ve kabul etmiş bir devlettir. Anayasal deyimle demokratik, sosyal bir hukuk devletidir.

Parlamenter sistemli yönetilir.

Evrensel insan hakları ilkelerini ilkesel olarak kabul eden, Birleşmiş Milletler topluluğuna üye ve AB kriterlerine talip olup üye olmaya çalışan bir devlettir.

Yönetim şekli cumhuriyettir. Yasama, Yürütme ve yargı birbirinden bağımsızdır ve tamamlayıcı unsurlar olarak işlerini yürütürler.

Bu gerçeklere rağmen bu devlet halen askeri darbe anayasası ile yönetilen bir devlettir. Bu nedenle bu gömlek bu devlete dar gelmektedir.

Bugüne kadar başta mevcut siyasal iktidar olmak üzere bu anayasadan ve mevcut statükondan rahatsızlık belirtmeyen iktidar ve siyasi parti görmedik. Lakin bu anayasadan medet ummayan bir iktidar da görmedik. Seçim barajları bunun en somut örneğidir.

Buna rağmen bugün yaşadığımız uygulamalar bu anayasanın ve bağlısı yasaların da gerisinde bulunmaktadır.

Mevcut uygulamalar bölgemizi ve Kürt kökenli insanları PKK eylemleri gerekçe gösterilerek hedef göstermekte ve temel yaşam haklarını ortadan kaldırmaktadır.

Siyasal mekanizma milyonlarca insanın oyları ile Meclise gönderilmiş olan siyasi partiyi ve üyelerini hedef tahtasına koymakta, dışlamakta, söylemlerinden dolayı adeta tecrit uygulamasına tabi tutmaktadır. Buna artık siyasi rekabet demek bile az gelen bir tanımlama olmaktadır.

Ülkemizin yüz binlerce insanı barındıran ilçe merkezleri ayları geçen sokağa çıkma yasakları ile karşı karşıya kalmakta, tanklar, toplar, zırhlı araçlar, ağır makineli silahlarla çatışmalar yürütülmektedir.

Sadece saha da değil büyük umutlar beslenen siyasal mekanizma da devre dışı bırakılmak istenmektedir ki bu en büyük yanlış olarak ortada duruyor. Devletin tepesi başta olmak üzere başbakan, Perinçek ve görüşdaşları siyasi parti liderleri veya yöneticileri Kürt sorununu öncelikli olarak ele alan HDP’yi hedef tahtasına koymaktan çekinmemektedir.

Bu durum sorunların konuşularak, parlamento içinde tartışarak çözme olanağını ortadan kaldıracak bir girişimdir ve yanlıştır. Bütün çaba bu partiyi ve yöneticilerini kamuoyunun gözünden düşürmek ve meclisten çıkarmaya yöneliktir.O zaman dikensiz bir yolda yürüneceği hesaplanıyor ki bu büyük bir yanlıştır.Eğer bu meseleler legal siyasal alanda çözülmezse herkesi bilmeli ki karşı karşıya kalacağımız mesele daha büyük olacaktır. Ve daha da önemlisi muhatap bulma konusunda en fazla sıkıntı yaşayacak olanlar bu politikaların yürütücüleri olacaktır. Bugünkü politikaların yürütülmesinde akılmentlik yapanlar,şêwirmentlik yapanlar yani danışmanlar büyük yanlış yaptıklarını o zaman anlayacaklar.

Terzi ve kralın elbise hikâyesini bilmeyen yok ama hatırlatalım. Herkes kralın çıplak olduğunu biliyordu ve görüyordu lakin korkudan kimse krala terzi seni kandırmış sen çıplaksın diyemiyordu. Ta ki bu gün çatışmaların ortasında kurşunlara hedef olan çocukların bir akranı çıkıp “Kral Çıplak” diyene kadar. Çocuk kral çıplak deyince kral kendine gelebilmişti lakin hikaye o gün bu gündür dillerde dolaşıyor. 
Yöneticilerimizin güçlerinden ve kudretlerinden şüphemiz yok. Bu güç ve kuvvet dışarıya her ne kadar sökmüyorsa da içerde bayağı etkili bunu biliyoruz. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin bağımsız olmasına rağmen bir sözle her üç gücün nasıl hareket ettiğini de görmeyecek kadar kör değiliz.

Bölgedeki meselenin “milli Maç” anlayışı ile sürdürülmek istendiği, topyekün bir mücadele yürütüldüğü gerçeği de ortada. Bütün bunlara rağmen yöneticileri şu sözü tarihi anlamı ile hatırlatmak istiyoruz.

Yürüdüğünüz bu yol doğru bir yol değil.

Tutturduğunuz bu yöntem doğru bir yöntem değil.

Yaptığınız bu uygulamalar doğru değil.

Küçe çıkmazdasınız!

İşleri daha da berbat hale getirmeden bu yoldan dönerseniz hepimize iyilik yaparsanız. Aksi takdir de bu uygulamalardan sonra geriye dönüp baktığınızda büyük pişmanlıklar yaşarsanız. Meseleleri gürleyerek değil medeni insanlar gibi konuşarak çözmeyi deneyin. Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı böyle bilinmeli.