KONUŞMAK MI? KURŞUNLAMAK MI ZOR?

Abone Ol
Büyükler ”çıkmayan candan umut kesilmez” demişler. Bu söz yaşam var oldukça sorunların çözümlenmesi imkânının var olduğuna işarettir. Bununla birlikte yapılması gereken sözlerin arkasına sığınmak değil sözleri harekete geçirerek başka unsurların devreye girmesini önlemektir, girdiyse bile bunun önünü alabilmektir.
Bunu gerçekleştirmenin yolu “Diyalog tur.” İnsanlar sorun ne kadar büyük olursa olsun konuşmayı becerebilirlerse şayet anlaşacak, uzlaşacak bir yolu mutlaka bulurlar.
Bölgemizde iyi şeyler olacak söyleminden sonra yapılanları pek yeterli bulmazsak bile bir diyalog ortamının sağlanabileceği umuduyla rahatlıyor gibi olmuştuk ki ortalığı cehennem ateşi sardı yine.
Her atılan kurşunla, her yenen kurşunla yüreğimiz paramparça olmaya başladı yine.
TV ekranlarındaki manzara tam anlamıyla bir savaş manzarası.
Konuşma yerine kurşunlama yöntemi seçildi yine.
Oysa çok değil on yıl öncesini bile hatırlayanlar çok iyi bilirler ki kurşunluma döneminden konuşma dönemine geçmek için onbinlerce insan öldü bu ülkede.
Kurşunun her türlüsünü sıkmaktan çekinmeyenler, kurşun atanı da yiyeni de kahraman ilan edenler bile düz ovada siyaset yapma çağrısında bulundular.
Yan yana serilen cesetler karşısında onları kurşunlayan komutanlar bile gözyaşlarına hâkim olamayarak bu iş böyle çözülmez dediler.
“Hafızayı beşer nisyan ile maluldür” deyip işin içinden sıyrılmak doğru bir mantık mıdır?
Bu ülkede enteresan görüşlerin varlığı da insanı düşündürtüyor.
Prof ünvanlı sözüm ona aydınlar! İdam cezasını geri isterken, politikacılar olağanüstü hal talebinde bulunurken, Genelkurmay başkanı bunlara gerek olmadığını söyleyebiliyor.
Mazlum Der 18 Haziranda Diyarbakır şubesi tarafından yapılan açıklamasında şunları belirtiyor; “Hükümet'in Kürt açılımı diye  başlattığı, daha sonra demokratik açılım ve son olarak da milli birlik projesine dönüşen ''açılım projesi'' ile bağlantılı olarak Kandil ve Mahmur''dan gelen 34 kişiden 10''u tutuklanmıştır.
Dün Diyarbakır Adliyesinde “ ülkenize niye geldiniz ” mantığı ile bir yargılama yapıldı. Hükümet’in bir türlü somut adımlar atarak açamadığı ancak ismine açılım dedikleri içi doldurulmamış bu proje; yürütme, yargı, yasama erkinin ittifakıyla kapatılmıştır. Hükümet somut adım atmamış, meclis gerekli yasal düzenlemeleri yapmamış, yargı süreci doğru okumamıştır. Devleti koruma mantığı hakların korunmasının önüne geçmiştir. Devlet içinde direnen statükocu zihniyet kazanmıştır.
Açılım söylemiyle birlikte bölgede baskı, operasyon ve hak ihlallerinde ciddi bir artışın olduğu tarafımızdan gözlemlenmektedir. Özellikle sivil siyasal alanın daraltılmaya çalışılması bizi ciddi kaygılandırmaktadır. Muhalif kimlikli kişilerin ikametgâh ve kurumlarına yapılan baskınlar ve özellikle kelepçeli operasyon görüntüleri halen hafızalarda canlılığını korumakta iken Kandil ve Mahmur’dan açılıma katkı sunmak amacıyla gelen 34 kişiye karşı başlatılan yargı kıskacı dün tutuklanmalarla neticelenmiştir. Bu durum biz “Barış Sevdalılarını” yeniden hayal kırıklığına uğratmıştır. 
Bu kamplardan açılım süreci kapsamında gelen 34 kişi ile ilgili olarak ilk yaptığımız açıklamalarda, “gerekli hukuki altyapı oluşturulmadan, bu dönüşlerin ileride hukuki açıdan sorunlara sebep olabileceğine dikkat çekmiş idik. Kandil ve Mahmur kamplarından geldiklerinde ifadeleri alınan ve serbest bırakılan şahıslar, ne değişiklik olmuştur ki, daha sonraki dönemde ne tür suçlar işlemişlerdir ki, bir yargılama tedbiri olan tutuklama kendilerine tatbik edilmiştir.
MAZLUMDER Diyarbakır Şubesi; Barış çağrılarının yapılması, Kürt sorununun barışçıl ve uzlaşmacı zeminde çözümünün aranması yerine cezaevlerinin adres gösterilmesini,
Çözüme dair sivilleşme çabalarının görmezden gelinmesini “açılım” adı verilen süreçle bağdaştırmamaktadır.
Gazeteci Yazar Nazlı Ilıcak basına verdiği görüşte gelinen aşamada “PKK ile konuşulması gerektiğine” vurgu yapmaktadır.
Herkes bir şeyler söylemektedir. Ortaya çıkan sonuç şudur ki aklı başında olan hiçbir kesim ve kişi bu çatışmaların sürmesini istememekte sorunun siyasal zeminde ve diyalogla çözümü yönünde görüş belirtmektedir.
Sorun nerede diye soracak olursanız onu da belirtelim. Bazılarına konuşmak kurşun atmaktan daha zor geliyor. Ölümlerin arkasından naralar atmak, sahte gözyaşları dökmek, timsah gözyaşları dökmek daha cazip geliyor.
Ve biz çatışma yerine uzlaşmayı, zıtlaşma yerine diyalogu öneriyoruz. Barışta ve kardeşkanının dökülmemesi noktasında ısrarcı olduğumuzu hatırlatmak istiyoruz.
Konuşmanın kurşun atmaktan daha zor olmadığına inanıyoruz.