KOMŞULARLA SIFIR PROBLEM VE SURİYE

Abone Ol
Lafı gevelemenin bir anlamı yok. Suriye ile ilişkilerimiz artık onarılamaz bir duruma gelmiş bulunmaktadır. Bunun somut göstergesi ile geçen hafta keşif uçuşu yapan savaş uçağımızın düşürülmesidir.
Suriye ile ilişkiler konusunda daha evvelde yazılar yazmıştık. Suriye gerginliğinin diğer gerginliklere benzemediğine dikkati çekmeye çalışmıştık. İsabetli tespitler yapmak için illa da bir araştırma merkezinin başında bulunmak gerekmiyor. Gelişmeleri dikkatlice izlemek ve dünyanın gündemini takip etmek yeterli olabiliyor.
Basınımız bize dünyanın dört üçlük bölümden ziyade dörtte birlik bölümü gösteriyor. Yöneticilerimiz de, oysa çok iyi bilinmektedir ki dünya ABD ve Avrupa’dan ibaret değildir. Gerek Birleşmiş Milletlerde gerekse fiili paktlarda dünyanın büyükleri durmadan anlaşmalar imzalamaktadırlar. Biz Avrupa Birliği bizi alır mı hesapları yaparken Rusya, Çin, İran, Hindistan gibi devler kendi aralarında anlaşmalar ve savunma paktları düzenlemektedirler. Japonya, Pakistan gibi devletlerin de bu konuların çok yakın takipçileri olduklarını hatırlatalım. İşte nasıl ki biz NATO’nun illeri karakolu durumundaysak bugün gelinen süreçte Suriye de bu güçlerin ileri karakolu konumuna getirilmiş bulunulmaktadır. Dolayısıyla Suriye ile ilişkilerimizde arkamızda NATO var derken karşı tarafın arkasında kimin olabileceğini de hesabın dışında tutmamak gerekir.
Dolayısıyla Suriye ile ilişkiler ve sataşmalardan önce kendi iç meselelerimize ağırlık verir ve sorunlarımızı çözersek daha karlı çıkarız. Evet, dış güçlerin müdahaleleri karşısında bir birlik sağlanır ama mevcut durumumuzun çomak sokmaya müsait bir ortam da barındırdığını göz ardı etmemek gerekir.
Suriye konusunda 14 Mart 2012 tarihinde yazdığımız yazıda şu hatırlatmada bulunmuştuk; “Türkiye bir NATO ülkesi ve ABD müttefiki. Suriye ve İran ise ABD’nin ortadoğuda karşısında muhalif olarak duran iki güç. Öyle anlaşılıyor ki sıralamada öncelik Suriye olacak. Bunun için Suriye rejiminin sivilleri öldürdüğüne yönelik zemin hazırlanacak ve uygun zeminde zamanlama ayarlanarak müdahalede bulunulacak. Sonucun uzun sürecek bir çatışma olacağını kestirmek zor olmasa gerek. Bu zorluk Beşar Esad yönetiminin devrilmesinden kaynaklanmıyor. Suriyede iktidara getirilecek olan Sünni yönetimin yılların kinini Şiilere karşı kullanmasından kaynaklanacak diye tahmin ediyoruz.
Ancak işin bizi ilgilendiren iki yönünü de belirtmemiz gerekiyor.Birincisi Türkiye’nin Suriye’ye müdahalede üstleneceği rol.İkincisi ise Suriyede yaşayan Kürtlerin durumu.
Türkiye’nin, Suriye’ye müdahale edilmesi durumunda müdahaleci gücün içinde bulunacağı artık neredeyse netlik kazanmış görünmekte. Türkiye muhalif güçlere açık bir şekilde destek vermekte ve yönlendirmektedir eleştirisinin yersiz olmadığı görünüyor.
İkinci konusu ise Suriye Kürtlerinin durumudur. Türkiye müdahil olmadığı zaman Suriye Kürtlerinin Irakta olduğu gibi otonom bir statü kazanmasından çekinmektedir. Böylesi bir durumun Türkiye’yi de etkileyeceği endişesi taşımakta ve bu konuda söz ve karar sahibi olmak istemektedir. Ancak şurası kesin gibi görünmektedir ki Türkiye müdahil olsun veya olmasın, Suriye rejimi düşsün veya düşmesin Suriyede Kürtlerin durumunda büyük bir değişiklik yaşanacaktır. Esad yönetiminin; “sular durulunca geriye döner Kürtleri hal ederim” mantığı ile hareket ettiğini hesaba katmamak aşırı bir saflık olur. Mevcut durumda kendisine ayrı bir cephe daha açmamak için Kürtler konusunda sessiz davrandığını da söylemek pek ala mümkün. Kürtlerin mevcut durumu lehlerine çevirmek için hızlı bir çalışma içinde bulundukları da gizli saklı olan bir durum değil.
Bu nedenle Türkiye’nin, Suriye politikası Kürtlere endeksli bir politikaya dönüşmemelidir. Böyle bir politikanın yanlış sonuçlar doğuracağını şimdiden hatırlatalım. Suriye ve İran yönetimleri değişse bile uzun vadede Türkiye’nin uygulamaya koyacağı Suriye ve İran politikalarının geleceğin şekillenmesine neden olacağını unutmamak lazım.
Sonuç olarak Suriye konusunun hassas bir konu olduğunu belirtelim. Müdahale risklidir ve bu riski göz ardı etmemek gerekir.
Yine 2 Nisan 2012 tarihinde yazdığımız yazıda; “ Bu temel kavramlar aynı zamanda müdahale gerekçesi olarak sunulmaktadır. O zaman hangi ülke olursa olsun kendi durumunu değerlendirirken bu kriterlere dikkat etmek zorunda.
Geçen hafta sonu İstanbul’da gerçekleştirilen “Suriye’nin dostları “ toplantısı bir sonuç bildirgesi ile sonuçlandı. Bu toplantıya katılan ülkelerin temsilcileri Suriye muhalefetini tanıdıklarını açıkladılar. Yani muhatap Beşar Esad yönetiminden ziyade Esad’a karşı mücadele eden silahlı muhalif guruplardır dediler.
Bu kararı en çok isteyen ve destekleyen ülkenin Türkiye olduğunu söylememize gerek yok sanırız. Ancak daha evvel ki yazılarımızda da belirttiğimiz gibi Suriye meselesi riskli bir meseledir.
Siz bir Ülkenin rejimini açık açık yıkmaya çalışırsanız O ülkenin size karşı Armut toplamayacağını da hesaba katmak zorundasınız” demiştik.
Biz bu hatırlatmaları yaparken daha uçağımız düşürülmemişti!