Pazartesi günü yapılan Şafak operasyonu ile Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonunun yöneticileri Genel Başkan Lami Özgen dahil 70’e yakın üyesi Türkiye genelinde toplandı.
Bu operasyonda gözaltına alınanların Kürt kökenli olmaları belirgin bir özellik göstermekte. Ankara’daki Özel yetkili Mahkemesinin kararı ile ve KCK ile bağlantılandırılarak yapılan bu gözaltı operasyonunun demokrasimiz açısından hassasiyetle değerlendirilmesi gerektiği ortadadır.
KESK Türkiye’de demokrasinin geliştirilmesi ve ilerletilmesi, hak ve hukuk mücadelesinin meşru bir şekilde yürütülmesi konularında öncülük yapmakta olan ve bu konuda gerekli olan bütün sıkıntılara göğüs germiş bir konfederasyondur.
Son yirmi yıllık süreçte demokrasi ve hak arama konularında yasal ve meşru alanları kullanarak emekçilerin hak taleplerine sözcü olmuş bir yapının bugün yönetici ve üyelerini ülkenin dört bir yanından toplanarak KCK ile bağlantılandırılıp Ankara’ya istenmesi cidden anlaşılmaz bir tavırdır.
Şafak operasyonu ile toplanan KESK yönetici ve üyelerinin aynı zamanda devlet memuru olduklarını hatırdan çıkarmamak gerekmektedir. Bu kişilerin karakola davet edilmeleri durumunda hepsinin de gelip ifade verecekleri, gidecek başka yerlerinin olmadığının bilenmesine rağmen böylesi bir operasyonla adeta krimize edilerek toplanması iyi niyetten yoksu bir hareket olduğu kanısı oluşturmaktadır.
KESK bütün baskı ve yönlendirmelere rağmen Türkiye’nin üçüncü büyük konfederasyonudur. Genel Başkanı ve yöneticilerinin her hareketleri yirmi dört saat herkesin gözü önündedir. Buna rağmen yasal bir konfederasyon ve yöneticilerinin illegal bir oluşummuş gibi operasyona tabi tutulması yanlış olmuştur.
Ülkede son dönemlerde operasyon üzerine operasyon yürütülmektedir. Batı yakasında Ergenekon doğu yakasında KCK ile bağlantılandırılarak sürdürülen operasyonların eriştiği düzey operasyonların varsa haklılıklarına gölge düşürmüş ve yurttaşların kafasında soru işaretleri doğurmuştur. Operasyonların düzeyi hak ve hukuk meselesini çoktan aşmış bir demokrasi sorununa dönüşmüştür.
Özellikle KESK operasyonu Türkiye’de artık bir demokrasi sorunu olmuştur. Çünkü son yirmi yıllık demokrasi ve hak arama mücadelesi denince akla gelen kurumların başında KESK gelmektedir. Bu anlamda KESK demokrasi demektir. KESK yönelik eğilimler demokrasiye yönelik eğilim olarak algılanacaktır. KESK ve bağlısı sendikalar Anayasal ve yasal hakları meşru zeminlerde talep etmiş ve bunları elde etmiştir. Yasalarımızın yetersiz kaldığı alanlarda uluslar arası hukukun bu ülkenin insanlarına tanıdığı hakları savunmuştur. Bugün Türkiye’nin en büyük memur konfederasyonu olarak ortalıkta nara atan sendikalar KESK ve üyelerinin verdikleri demokrasi mücadelesi sonucunda var olabilmişlerdir.
Bugün Türkiye’de çalışanların hak ve hukuk mücadelesinin en aktif ve kararlı sendikaları KESK çatısı altında toplanan sendikalardır. Sanırız bu durumdur ki KESK’i hedef haline getirmiştir.
KESK’e yönelik operasyonun kamuoyu nezdinde haklı bir operasyon olarak algılanmadığını ve bu yönelimin sağlıklı direniş gösteren bu konfederasyonu susturmaya yönelik bir tavır olarak algılandığını vurgulayalım. Ülke genelinde yapılan eylemlilikler de bu belirlemeyi haklı göstermektedir.
Bu tür inandırıcılığı konusunda şüpheler olan tavırların ülke demokrasisine, hak ve hukuk mücadelesine katkı sunmaktan yoksun olduğunu hatırlatmak gerekmektedir. Ortada bir tek muhalifin bırakılmadığı bir yönetim modelinin adının demokrasi olamayacağını bilmem söylemeye gerek var mı?