KENT İÇİNDEKİ BESİCİLERİN TAŞINMASI SORUNU

Abone Ol
Her kentin kendine özgü sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların bir kısmı kentin coğrafik konumundan, bir kısmı nüfus yapısından, bir kısmı o kente özgü politik ve sosyal meselelerden kaynaklanır. Ancak neden ne olursa olsun kent yöneticilerinin görevi bu sorunların giderilmesi için gerekli olan çabayı göstermeleri ve sorunu çözmeleri veya asgari duruma getirmeleridir.
Ancak bazı kentler vardır ki bu sorunların birçoğunu birlikte yaşamaktadırlar. Bu kentlerden birisi de Batman kentidir. Kentleşme açısından birçok sorun yaşayan bu yerleşim yerinin kaderi petrol yataklarının bulunması ile değişmiş ve kentleşmeye yönelmiş olmasına rağmen yaşadığı kentsel sorunlar nedeniyle sorunlarını bitirebilmiş bir kent olamamış.
1947 yılına kadar kendi halinde bir kasaba niteliğine sahip olan iluh köyü bu tarihte petrol kokusunun ortaya çıkması ve petrol kuyularının açılması ile gelişmeye başladı. Kent 1955 tarihinde Belediye teşkilatına kavuştu 1957 tarihinde ise Siirt iline bağlı ilçe konumuna getirildi. Ancak gelişme durmadı. TPAO ve TÜPRAŞ gibi kuruluşların faaliyete geçmesi ve petrol kuyularının artması ile kent etraftan göç almaya başladı ve hızlı nüfus artışına neden oldu.
 Bu olumlu gelişmeler olurken kentin yerleşim alanı yanlış seçildi ve kent Raman dağı etekleri yerine düz ovada bulunun iluh yerleşim yerinin etrafında büyümeye başladı. Yeni binalar için bu düz alan seçildi ve sorunların altyapısı için de zemin hazırlanmış oldu. Hal böyle olunca yamaçlardan gelen suyun akak yolu olan iluh deresi kentin içinde kaldı ve bugün bile çözülemeyen iluh deresi sorunu ortaya çıktı. Ancak sorun bununla bitmedi. Daha sonra gelen yönetimler de bu sorunu görmezlikten geldi ve kentin gelişim alanı olarak tarım alanlarını gösterdi. Sonuçta kent düz ve çukur bir alanda yayılarak gelişti ve problemlerini de beraberinde getirdi.
Kentin önemli problemlerinden olan kent içindeki besicilerin meselesi de bu yanlış gelişimin sonucunda oluştu. Çünkü daha evvel kent merkezinin uzağındaki alanları hayvan besleme yeri olarak seçen göçer yurttaşların yaşam alanları süreç içerisinde kent içinde kaldı. Binalar göçerlerin yaşam alanlarını çevreledi ve bu kuşatılmışlık içerisinde göçerler kentte uyumsuz yaşam şeklinin sembolü oldu.
Yani özetle göçerler veya besiciler kentin içine taşınmadı kent onların yaşam alanlarını yuttu. Ama buna karşılık kendileri de değişim ve dönüşüme öylesine direniyorlar ki bu direnişleri onları ikilem içinde bırakıyor ve etraflarında yaşayan insanlara da kentin kendisine de zarar vermeye başlıyor.
Yukarıda saydığımız gelişmeler bir günde olmadı. Yıllarca süren gelişim evreleri sonucu bu kent bu kadar büyüdü. Bu kent büyüyünce besicilerin yaşam alanları da kent içinde kaldı ve değer kazandı. Eskiden iki kuruş etmeyen verimsiz ve susuz tarlalar şimdi arsaya dönüştü ve metrekaresi binlerce liraya satılır hale geldi. Yani göçer yurttaşlarımız veya besici yurttaşlarımız hayvan besleyerek yüzyılda kazanamayacakları paraları şimdi arsaya dönüşen tarlaları sayesinde kazanmaya başladılar ama yanlışta direnme konusunda ısrarları onların kentte sorun haline gelmesine neden oldu.
Çünkü kentte yaşamanın bir takım kuralları var. Kent yaşamı kırsal yaşam ile aynı özellikler taşıyamaz. Besicilerimiz artık eski  dönemlerdeki gibi fakir değiller. Değerlenen arsalarını satmaları durumda veya bina karşılığı vermeleri durumunda bile oldukça kazançlı çıkmaktadırlar.  Bu nedenle hayvan besleyecekler ise kent dışındaki daha uygun alanlara giderek burada bu işlerini sürdürmeleri gerekmektedir. Her saban kamyonlarca hayvan pisliğine cadde kenarlarına dökerek, yaşam alanlarında bulunan diğer komşularını hayvan pisliği kokusundan boğarak, etrafa bir sürü hastalık ve kirliliğe neden olacak pislikler yayarak yaşamlarını sürdürmeye çalışmaları doğru bir tavır olmadığı gibi ahlaki bir tavır da değil ve en önemlisi yasal da değil.
Kenti idare edenler bugüne kadar bu duruma yumuşak geçiş imkânı tanıyarak idare yoluna seçmişler ise besici yurttaşlarımızın da artık durumun farkına varmaları ve bu işten vazgeçmeleri gerekiyor. Yok, biz yanlışta ısrar ediyoruz derlerse o zaman halk sağlığına verdikleri zarar gerekçesi ile mülklerinin kamulaştırılması ve kent dışına çıkarılmaları gerekecek. Doğru olan tarafların anlaşmaları ve sorunu ortadan kaldırmaları ancak yanlışta ısrar ve inatlaşma her zaman yanlışta ısrar edenlere kaybettirmiştir. Kent içinde besicilik yapmak yanlıştır ve dileriz bu yurttaşlarımız bu yanlışta ısrar etmekten vazgeçerek herkesi rahatlatacak kararı verirler.