Pazar akşamı yaşadığımız, hepimizi derinden sarsan şok olaydan sonra her dakika, her saniye o güzel insanların yüzleri gözümün önüne geliyor. Cevapsız kalacak sorular soruyorum, ayaktayım ama bir düş aleminde geziyor sanki. Dehşetin yaşandığı kanlı sokaktan geçiyorum belki cevaplar alırım diye, ama o sokaklar o iki genç için en derin yasın sessizliğine bürünmüştü.
O vahşetin nedeni ne olursa olsun-alacak ya da borç olsun- hiç fark etmez. Hiçbir insan telafisi olabilecek bir sorun için iki gencecik insanın canına kıyılmamalı. Ne yazık ki iki kardeş 50’şer metre arayla en güzel, bir daha ele geçmeyecek yaşlarında hunharca hayattan koparıldı. Çok yazık oluyor gençlere. Biz yazılarımızda hep hayatın tadını sunmaya çalışıyoruz ve sürekli “ölüm haberi yazmak istemiyoruz” diye bağırıyoruz. Maktullerin aileleri, tüm sevenleri şimdi perişan. Katillerin ailelerinin mutlu olduğu söylenebilir mi?
MESELE; ANLIK ÖFKEYİ KONTROL ALTINA TUTMAKTIR
Kendi adımıza “Asla değiller” diye yazabiliriz…
Bir cana kıymanın hiçbir haklı gerekçesi yoktur! Olamaz.
Hiçbir katil, cinayeti işledikten 1-2 dakika sonra “Pişman değilim”, “Ölümü aldım” veya “İyi ki o canı aldım” diyemez; bu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Her katil en fazla 5 dakika sonra “Ben ne yaptım!” diye kafasını elleri arasına alıp, pişmanlığın hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini anlayıp, kararmış dünyasının en net görüntüsü tüm açıklığıyla gözlerinin önüne gelir.
Hiçbir neden bir canı almayı ve kendi dünyasını karartmaya değmeyecektir.
Bütün mesele o anlık öfkeyi kontrol altına tutmaktır.
Hepimiz insanız ve yaşamda kabul etmediğimiz ve karşı durduğumuz bir yığın olayla karşılaşmışızdır; üzülmüşüz, yıkılmış ve birçok şeyimizi kaybetmişizdir.
Sonrasında, yaşamak ve yaşatmak için her şeyden çok daha değerli olduğunu görmüşüzdür…
Gençler yapmayın.
Hayat karartırken kendi hayatınızın da karardığını bilmeyecek kadar cahil olmadığınıza inanıyoruz.
Bir sözümüz ve bir sorumuz da bu cinayeti işleyenlere:
Aranızdaki anlaşmazlık her neyse, telafisi kararan hayatlarınızla mümkün oldu mu? Eminiz ki, bilimsel veri ve istatistiklerle kanıtlanmış sonuca göre siz de en fazla 5 dakika sonra “Ne yaptık” diye düşünerek kendi hayatınızı da kararttığınızı idrak etmişsinizdir.
KIYMAYIN BİR BİRİNİZE
Yapmayın gençler, kıymayın birbirinize.
Hayatınızın değerini öğrenmek istiyorsanız lütfen gidin çevrenizdeki yaşlılarla oturun ve sohbet edin.
Onlar size hayatınızın bahardaki en canlı ve en renkli çiçek olduğunu ve ne kadar değerli olduğunu göstereceklerdir.
Yapmayın gençler, hiçbir şey yaşamdan, gençliğinizden daha değerli değildir.
Bir cana kıymadan önce kararacak hayatınızı görmeye çalışın.
Eminiz ki; içinizdeki her şey aydınlanacaktır o zaman.
İNANILIR GİBİ DEĞİL
Gazetemizin birkaç sokak ötesinde pazar akşamı yaşanan vahşet tek kelimeyle kan dondurdu. Bir hafta sonra düğün hazırlığı yapan 28 yaşındaki Murat İnsel’in beğenerek, hayalini kurduğu gün için aldığı damatlığı ömür boyu dolapta kalacak artık. Ağabeyinin yardımına koşan 23 yaşındaki Salih İnsel de saldırganlar tarafından tabanca ve kesici darbelerle yaşamdan koparıldı; hayatının baharında. Alacak, verecek ya da borç meselesinden o gencecik iki kardeş öldürüldü. Yine İnsel kardeşlerden iki kişi de o korkunç olayda yaralandı. Mahsun ve Burhan şimdi hayata tutunmaya çalışıyorlar. Aileleri, tüm sevenleri perişan. Bir an önce iyileşmeleri için dua ediyorlar.
Bu tür olaylarda her seferinde kendi kendime isyan ediyorum ve bağırarak yazıyorum: Bu vahim olaylar ne zaman son bulacak? Günümüzde mahkeme ve yasal yollar varken, halen sözü dinlenilen kanaat önderleri ve bazı aile reisleri dururken kavgaya ne gerek var. Anlıyoruz, insanız ve farklı şiddet derecelerinde duygulara sahibiz ama hiçbir neden, can alma şiddetinden daha korkunç olamaz.
Durup düşünmeden, hiçbir mazerete sığınmadan; sosyolojik bir bütün olarak silahı ve şiddeti ortadan kaldıracak yöntemleri arayıp bulma ve ortaklaşmanın zamanının geldiğini düşünüyoruz. İlk adımı bu yazıyla biz başlatalım. Uzatın elinizi, tüm olumsuzluklara karşı topyekûn mücadele edelim. Unutmayalım: Ölüm ardından sadece acı ve gözyaşı bırakır.
KAHROLMAMAK ELDE Mİ…
İki genç insanı pazar gecesi kaybettik. O insanların fotoğraflarını gördükçe içimiz parçalanıyor. Yaşanan olayı o anda cep telefonlarıyla kaydeden bazı semt sakinlerinin çektikleri videoları izledikçe dehşete kapılıyorum. 23 Yaşındaki Salih’in yaralanmasının ardından bir saldırganın kesici aletin darbelerine maruz kaldığı o andaki çığlığı tarif etmek mümkün değil. İki kardeşin hayatlarının baharında katledilmesi kahretti beni…
Batman’ın göbeğinde iki gencecik insan, henüz karanlığın yeni düştüğü ilk saatlerde yaşama veda etti; o an belki de hiçbirimizin gözlerinin önünden gitmeyecek. O iki gencecik kardeşe sıkılan kurşun ve kesici alet aslında tüm toplumu yaraladı. Biz toplum olarak insanlık dışı bu saldırılardan ne zaman kurtulacağız?
Birkaç yıl önce benzeri olay yine şehirlerarası otogarda yaşanmıştı. Kimse inanamadı o vahim olaya. Otogardaki vahşet olayı da üç gün önce Batman’ın ortasında yaşanan iki kardeşin öldürülmesi aslında bu şehri en çok yaralayan olaylardan biriydi.
ARTIK BU OLAYLAR SON BULMALI
İki kardeşin hunharca öldürülme olayı hafta başından hafta ortasına kadar şehrin gündeminden düşmedi; düşecek gibi de değil. Bu korkunç olay hemen her yerde konuşuluyor. Daha da çok konuşulacak. Yukarıda da değindik; alacak-verecek ya da borç meselesini insanlar canıyla ödememeli. Bu ülkede mahkemeler var, hukuk var ve kanaat önderleri var.
Her önüne gelen borç ya da alacak meselesinde elindeki tabancaya sarılırsa ne olacak halimiz? Biz bu meseleleri çözmezsek gelecek kuşak bizden hesap sorar. Artık kabuğuna sığmayan ve yeni süreçle birlikte huzuru konuşan bir şehrin ortasında kovboylar gibi insanlar can alıyorsa, buna dur demenin zamanı geldi, geçiyor.
Ağabeyinin 50 metre gerisinde vurulan gencecik Salih’in yaralı vaziyette kesici aletle katledilmesine, sokakta oturan bir sakinin “Yeter artık vurma” sözleri ise hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Bu bir vahşet. “Düşene vurulmaz!” diye kadim ve ahlaki bir geleneğimiz var; maalesef bu gibi vahşi olaylar o kadim geleneğimizi de ayaklar altına alıyor.
Evet, ortada ne kadar borcun olduğunu bilmiyoruz ama bu iki canın gitmesine değdi mi? Günümüzde büyük şirketler iflas ediyor. Konkordato ilan eden büyük holdingler bile iflasın eşiğine gelirken; şirket yöneticileri birbirlerini incittiklerini, birbirlerine zarar verdiklerini gördünüz mü? Medeni insanlar gibi soluğu mahkeme ve yasal yollarda alıyor. Siz o borcun bin katını da kapatsanız o giden canları geri getiremezsiniz. Bu nedenle aman dikkat! Borç, alacak ya da bir incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler için böyle korkunç olayları kafanızın ucundan bile geçirmeyin. Olan gençlere ve ailelere oluyor. Canlar yitiyor; tarifi mümkün olmayan o kan donduran olay, uzun yıllar da geçse belleklerden kolay kolay silinmiyor.
Son sözümüz de biz büyüklere; çocuklarımıza yaşamın tek ve kutsal olduğunu anlatalım
Bu basit ve son derece önemli eğitimi kesintisiz öğreterek sürdürelim. Bu tür olayları gördüğümüzde bizler de görevimizi tam anlamıyla yerine getirmediğimizi anlıyorum. Hiçbir zaman geç değil; yaşamın kutsallığını her alanda dile getirelim ve en etkili şekilde gençlere öğretelim. Bu basit eğitimle çok şey değişecektir!