Salı günü kameraların karşısına geçen içişleri Bakanı İdris Naim Şahin 3,5 saat süren uzun soluklu bir basın açıklaması yaptı.
Sayın bakanın 16 Temmuz 1986 tarihinde kurulun İnsan Hakları Derneğinin kuruluş yıldönümünü kutladığını ve memleketteki İnsan Hakları Mücadelesine verdiği katkıyı dile getirmeyi bekliyorsanız avucunuzu yalarsınız. Çünkü bundan haberi bile yoktu. Sayın bakan uzun konuşmasında bir de Diyarbakır’da BDP tarafından düzenlenmek istenen fakat valilik tarafından yasaklanan 14 Temmuz mitingine ilişkin görüşlerini de Türkiye kamuoyuyla paylaşma fırsatını yakalamış oldu. Daha önce takla attırma gibi maharetlere sahip olan bakan bu kez BDP Milletvekillerini kast ederek “18 zavallı Milletvekili” tanımlamasını yaptı. Dolayısıyla tanımlama böyle olunca Kahraman Bakan 18 zavallı (!) Milletvekiline karşı başlığı da tam yerine oturdu.
Bir ülkede kahramanlar çoksa orada bir takım sorunlar vardır. Sayın Bakanın bu kahramanlığına tarihten bir iki örnek vererek, nelerin yapılmaması gerektiği konusunda biraz hatırlatmada bulunmak gerekiyor.
Malum Sayın Başbakan sürekli olarak Demokrat Parti geleneğinden bahseder. Sayın bakan da aynı anlayışın devamı olduğunu sanır! Bu nedenle Demokrat parti döneminden iki örnek olayla bazı hatırlatmalarda bulunalım.
Birinci örneğimiz 33 kurşun olayı veya Mustafa Muğlalı olayı olarak bilinen olay. 1943 tarihinde Van’ın Özalp ilçesinde 33 yurttaşımız Orgeneral Mustafa Muğlalı’nın emriyle sorgusuz ve sualsiz bir şekilde kurşuna dizilerek öldürülür. Demokrat Partinin iktidara gelmesinden sonra oluşan özgürlük ortamında konu meclise getirilir ve Muğlalı yargılanarak cezalandırılır. Daha sonra aynı coğrafyada kurulan askeri kışlaya Orgeneral Mustafa Muğlalı adının verildiği ve bu ismin yarattığı imaj nedeniyle bizzat AKP tarafından değiştirildiğini belirtelim.
İkinci örneğimiz de yine Demokrat parti döneminin sonlarına denk gelen bir olay ünlü 49’lar olayından. 17 Aralık 1959 tarihinde Kürtlerden oluşan 50 kişilik grup tutuklanır. Ancak Harbiye’deki merkez komutanlığında 40 hücre bulunduğundan 40 kişi tutuklu 10 kişi tutuksuz yargılanır. Bu kişilerden birisi hücrede ölünce dava da 49’lar davası olarak belleklerdeki yerini alır. Bu tutuklular arasında subay, fabrikatör, işçi, memur, gazeteci, öğrenci, Tüccar ve doktorlar bulunmaktadır ancak hepsi kürttür.
Tespit 1; Demokrat Partinin iktidara geldiği ilk dönemde Tek partinin baskıcı politikaları yerine göreceli bir özgürlük ortamı oluşmuş ve yapılan bir takım yanlış uygulamalar yargılanmaya başlanmıştır. Tıpkı AKP’nin ilk dönemde meydana çıkan rahatlama ve özgürlüklerin artması örneğinde olduğu gibi. AKP döneminde de ilk başlarda 1990’larda meydana gelen olaylar yargılanmaya başlanmış ve faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması, kayıpların akıbetlerinin sorulması gibi konularda başlayan yargılana örneklerinde olduğu gibi.
Tespit 2; Demokrat parti ekonomideki olumsuzluklar paralelinde 1957’lerden sonra sertleşmeye başladı ve oluşturduğu özgürlükler ortamını kendi tavırları ile zorlamaya başladı. Ünlü 49’lar olayı da bu dönemde gelişti ve CHP, o dönemde fırsatı iyi değerlendiren bir yapıyı geliştirdi. Sonucu aktarmaya gerek yok.
AKP’nin son döneminde meydana gelen Roboski olayında yine Doğu Anadolu Bölgesinde bu kez Sınırda 34 yurttaşımız yine askerlerin verdiği emirler savaş uçakları tarafından bombalanarak öldürüldü. Ardından KCK ve değişik adlarla onbinlerce yurttaşımız yargı süzgecinden geçirilerek ceza evlerine gönderildi.
Manzara iyi tahlil edildiğinde sanki tarihin tekerrürü gibi bir durumla karşı karşıyayız gibi bir görüntü oluşuyor.
Böyle bir durumda vatandaşa takla attıran sayın içişleri Bakanı seçilmiş milletvekillerine zavallı sıfatını yakıştırmayı uygun görüyor. O zavallı olarak tanımladıklarının başka tarafta kahraman olarak görüldüklerini unutarak. Ortaya konun tavır ve sergilenen kararlılık değerlendirildiğinde “Zavallı” sıfatını kullanmadan önce ne kadar iyi düşünmek gerektiği bir kez daha ortaya çıkmıyor mu?