Kadın Erkek eşitliği konusu son yıllarda en fazla tartışılan konuların başında gelmektedir. Toplumsal yaşamda kadının bulunduğu konumun yetersiz olmasına rağmen yasalarda belirlenin konumla aynı olmadığı pratikte yaşanan olaylarla daha da belirginlik kazanıyor.
Bu alanda yaşanan sorunların şiddet ve öldürme yöntemleri ile çözümlenmeye çalışılması, toplumda egemen olan zihniyetin yanlışlığı, sorunun çözümünü daha da zorlaştırıyor. Geçen hafta Batmanda yaşanan A.D cinayeti de olayın vahametini ortaya koymaya yetmektedir.
Batman’da kadınların protestosuna da neden olan cinayette; “erkeklerle görüştüğü söylentileri nedeniyle 16 yaşındaki A.D ağabeyi tarafından vücuduna elektrik verilerek öldürülmüştü.”
Bu konu ile ilgili işlenin cinayetlerin bir bölümü aile içi anlaşmazlıklardan kaynaklandığı halde büyük bölümünün “namus” kavramanı dayanarak ortaya çıktığı gözlemleniyor.
Özetle erkek egemen zihniyet olarak tanımlanan bakış açısı kadının varlığını fiziki olarak ortadan kaldırdığından daha çok namus sahibi olduğunu veya namusunu kurtardığını (!) varsayıyor. Oysa bunun böyle olmadığını artık herkesin görmesi gerekiyor.
Kadınların şiddet karşısında direnişi elbette bugünle sınırlı değil. Bu durumlar ilimiz veya ülkemizle de sınırlı değil. Lakin bu meselenin hızlı bir şekilde düzenlenecek duyarlılık programları ile çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Son 12 yıl içerisinde 5 bine yakın kadının cinayetlere kurban gitmesi olayın büyüklüğünü ortaya koymaya yetmektedir.
Birleşmiş Miletler bu konu ile ilgili olarak Kolombiya’nın Bogoto kentinde toplanan 1. Latin Amerika ve karayip kadınlar kongresinde alınan ve 25 Kasım gününü “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” ilan eden kararı tanıyarak bugünün dünyada kadına yönelik şiddetle mücadele günü olmasını sağladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi’nde kadınlara yönelik şiddeti; “ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten ve ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakma” diye tanımlıyor.
Ülkemizde de kadına yönelik şiddet son yıllarda artış göstermektedir. Yapılan araştırmalara bakıldığında işin korkunçluğu açık.
Buna araştırmalara göre; kadınların % 25’i fiziksel şiddete uğruyor.
Şiddete uğrayan kadınların %75’i eşi tarafından şiddete uğruyor.
Cinayet sonucu ölen kadınların %40-70 eşi tarafından öldürülüyor.
Tecavüze uğrayanların %50 si 18 yaş altında ve bunlardan %10 erkek çocuk gerisi kız çocuktur.
Her 4 kız çocuktan biri cinsel şiddete uğruyor.
Daha çok 7-9 yaş arası çocuklar cinsel şiddete uğruyor.
5-10 yaş arası çocukların %55’i ensest mağdurudur.
10-16 yaş arası çocukların %40 ensest mağdurudur.
Cinsel saldırganların %75’i tanıdık biridir.
Ensest olaylarında faillerin %50’si öz baba ve sırasıyla amcalar enişteler, ağabeyler, dedeler ve dayılardır.
Acil yardım hattını arayan kadınlardan % 57’si fiziksel şiddete, % 46,9’u cinsel şiddete, % 14,6’sı enseste ve % 8,6’sı tecavüze maruz kalmıştır.
Bunu karşılık son yıllarda devlet mekanizmasının konuya duyarlılık göstermeye başladığını da belirtmek gerekmektedir. Her ne kadar çalışmalardan istenen sonuçlara ulaşılmadıysa da Türkiye Avrupa konseyi İstanbul sözleşmesini imzalayan ilk ülke olmuştur. Yine 2012 yılında yürürlüğe giren; “Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun” ile bir takım önlemler alınmaya çalışılmıştır. Bu çerçevede şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri (ŞÖNİM), panik butonu, zorlama hapsi ve sosyal yardım gibi iyileştirmelere rağmen kadına yönelik şiddeti önlenememektedir.
Bu konuda imzalanan sözleşme imzacı devletlerin bazı şartları yerine getirmelerini öngörmektedir. Sözleşmeye taraf devletler, şiddet gören kadınlara mülteci olma hakkı verebilecek.
Devlet, ölüm riski ve durumun aciliyeti göz önüne alınarak her türlü önlem alınacak.
Kolluk kuvvetlerinin, mağdurlara yönelik her türlü şiddete acil ve yerinde müdahale etmesi için çok daha etkin önlem almaları sağlanacak.
İhbar mekanizmasının işleyişi hızlandırılacak. Yargı, polis ve sağlık birimlerinin eğitimine bütçe ve zaman ayrılacak.
Şiddet mağduruna ikametini değiştirmesi için destek verilecek. Mağdur korunacak ve psikolojik destek alacak, devlet tarafından geçici maddi destek verilecek.
Kadına yönelik şiddete yataklık edenler de cezalandırılacak.
Devlet radyo ve televizyonlarında her ay en az 90 dakika toplumsal cinsiyet eşitliğine dair yayın yapılacak.
İlk ve ortaöğretim müfredatına, kadının insan hakları ve kadın erkek eşitliği konusunda dersler konulacak.
Zorla evlendirmelerin suç sayılması için gereken hukuki, idari ve cezai önlemler alınacak.
Mağdurların faillerden tazminat talep etmesi konusunda gerekli yasal düzenlemeler yapılacak.
Ancak bütün bu çalışmalara rağmen kadın cinayetlerini ve kadına yönelik şiddeti önleyemediğimiz ortadır. Özgecan cinayetinden Amine cinayetine kadar gelişen süreçler göstermektedir ki bu konuda “tavizsiz, ama ve lakinsiz” bir eğitim ve yaptırım politikası gerekmektedir.