İŞKENCEYE SIFIR TOLERANS

Abone Ol
Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarında yurttaş için alınan önemli kararlardan birisi de işkence ile mücadele kararlılığıydı. Hayatın bütün alanlarının işkenceye çevrildiği ülkemizde böylesi bir kararlılık elbette önemli bir adım sayılmalıydı ve sayıldı da. Bu kararın alınmasından sonra karakollarda yapılan denetimlerde çeşitli işkence aletlerinin saklanmasına gerek duyulmaması da bu konudaki rahatlığı göstermekteydi. Ancak siyasal iradenin bu kararın arkasında durmasından kaynaklı olarak işkence konusunda hissedilir bir azalmanın varlığını kabul etmeliyiz. Bu kararlılığımız Türkiye geneli için geçerli olduğuna inandığımız bir konu. Ancak bu durum ülkemizde işkencenin söylendiği gibi sıfırlandığı anlamına gelmiyor.
Güvenlik güçleri içerisinde bulunan bazı mihrakların bu konuda hedefi delmek için elinden geleni yaptığını veya yapma gayretinde olduğunu belirtmek gerekir. Muhalif olduğuna inanılan toplumsal eylemlerde güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanımının hala söz konusu olduğunu belirtelim. Bu gerçeğe rağmen gözaltına almalarda karakollarda işkence yapma fasıllarının bir hayli azaldığını da vurgulamak gerekir. Olayın normal vakalarda munferidleştiğini belirtebiliriz. Buna rağmen işkenceye sıfır tolerans mantığının hala gerçekleşmediğini işkence yöntemlerinin boyut değiştirdiğini de söyleyebiliriz. Cezaevlerindeki durumu bunun somut örneğini teşkil eder.
Bir de askeriyedeki durum söz konusu. Dokunulmaz cumhuriyet içindeki gelişmeler ne yazık ki kamuoyuna gerçekleri ile yansıyamıyor. Yansıyanların da ne kadar acı olduğu ortada.
Kamuoyuna yansıyan son olaya İstanbullu asker Uğur kantar olayıdır. İnsan Hakları Derneğinin konu ile ilgili açıklamaları yeterince açıklayıcı olduğundan açıklamayı sütunumuza alıyoruz. Yetkililere de aynı çağrıya katıldığımızı hatırlatarak.
“Uğur Kantar, maruz kaldığı işkence ve kötü muamele nedeniyle 26 Temmuz 2011 tarihinden bu yana yoğun bakımda vermiş olduğu yaşam mücadelesini yitirdi ve 12 Ekim 2011 tarihinde hayata veda etti.
Tüm iç hukuk mevzuatı ve uluslararası sözleşmeler işkenceyi her koşulda yasaklamış olmasına rağmen, işkenceciler bir kez daha toplumun bir ferdini aramızdan çekip aldı. Yitirilen sadece Uğur Kantar'ın hayatı değildir. Başta yöneticiler olmak üzere bu toplumun tüm fertleri ve tüm insanlık bir kez daha işkenceye karşı kaybetmiştir. Toplumumuzda yaşayan herkes hâlâ işkenceye engel olamadığı için bu ölümden sorumludur. Bizler insan hakları savunucuları olarak işkenceye karşı vermiş olduğumuz mücadelede bir kez daha mağlup olduk. İşkenceye sıfır tolerans gösterildiğini iddia edenler, işkencecilere cezasızlık politikasında ısrar edenler bu ölümden sorumludur.
İşkenceye karşı etkili denetim mekanizmaları kurulmadan, işkenceciler adil yargılama neticesinde gerekli cezalara çarptırılmadan yapılan her türlü açıklama anlamdan yoksundur. Artık işkenceye “dur!” denilmelidir ve tolerans gerçekten “sıfır”a indirilmelidir. Öncelikle ve özellikle yasama organı olan TBMM'ye sesleniyoruz, işkenceyi ve işkencecileri durdurmak için, “sıfır toleransı” işkenceye ve korumayı yaşam hakkına göstermek için gerekli tüm yasal değişiklerin yapılması, etkili denetim mekanizmalarının kurulması için gerekli tüm çalışmaların derhal yapılması gerekmektedir. Bir kez daha aramızdan birilerinin işkenceye maruz kalmasını, işkenceyle aramızdan çekilip alınmasını istemiyoruz. Uğur Kantar'ın işkenceye maruz bırakılarak öldürülmesi olayının tüm faillerinin biran önce yargılanmasını ve gerekli cezalara çarptırılmasını talep ediyoruz.
Uğur Kantar'ın ailesi ve yakınlarının acısını paylaşıyor, başsağlığı ve sabır diliyoruz. “
Bu davanın sonucunu merakla takip edeceğiz. Bakalım sıfır tolerans meselesi nereye kadar geçerliliğini sağlayabiliyor?