İran 1979 yılında gerçekleştirdiği İslam devriminden bu yana ilk kez bu çaplı toplumsal eylemlilikle dünya gündemine gelmiş bulunmaktadır.
Düzenlenen gösterilerde onlarca insanın hayatını kaybetmesinin yanında öne çıkan asıl unsur sistemin kendi içerisinde bile artık tahammüle yer bırakmadığıdır.
Açıklanan imajlara göre Ahmedinejad radikal İslami bir anlayışa sahip bulunurken rakibi olan Musavi reformcu olarak tanımlanmakta.
Devlet başkanlığı seçimlerinden önce İran ile ilgili yapılan yorumlarda katılımın yüksek olması durumunda Ahmedinejadın kaybetmesinin beklendiği vurgulanmaktaydı. Seçimlere yüksek bir katılım sağlandığı ve sandıkların başında bekleyen İranlıların oylarını kullanmaları için süre uzatımının sağlandığı görülmesine rağmen %63’e karşılık %34’lük oy oranı ile Musavinin kaybettiğinin açıklanması kafaları karıştıran bir olgu olmuştur.
Açıklanan bu sonuçlar Ahmedinejad karşıtı olan toplumsal muhalefeti sokaklara dökmüştür. Anayasayı koruma konseyinin çağrılarına rağmen olayların durdurulamaması insanların geldikleri psikolojik durumu da gözler önüne sermektedir.
Olayları elden geçirdiğimizde;
1- İran’da yönetime karşı ilk kez böylesi toplu bir karşı çıkış görülmektedir.
2- Rejim bütün baskılara ve yasaklamalara karşı halkın tepkisini dindirememektedir.
3- Ortaya çıkan imaj İran devlet başkanlığı seçimlerini tartışılır kılmaktadır.
4- Bu durum bundan sonraki dönemde Ahmedinejad yönetiminin meşruiyetini gölgeleyecektir.
5- İran da yönetim bu seviyedeki eylemlerden sonra kendini koruma refleksi ile baskılarını artırması beklenmektedir.
6- Bu durumda İran’da İnsan Hakları ihlallerinde bir artış olması olasıdır.
7- Bu ortam bölge dışı ülkelerin bölgede etkinliklerini artıracaktır.
8- Ortaya çıkan durum İran’ın yeni reformlar yapmasının gerekliliği ortaya çıkarmaktadır.
İran devletinin insan Hakları karnesi pek parlak değildir. Ceza yasalarının uygulama yöntemleri, İdam cezalarının varlığı ve uygulanması, sistemin dış denetimler karşısında kapalı olması, sosyal yaşam üzerindeki baskılar gibi konularda zaten sıkıntılı olan bir ülke. Nükleer santral inşaatları ve İsrail düşmanlığı ile kendini güçlü göstermeye çalışan yönetimin de çok ciddi bir halk muhalefeti ile karşı karşıya olduğu görülmektedir. Ahmedinejad’ın en karizmatik göründüğü alanlar da bu alanlar zaten.
Her ne kadar ABD lideri Obama adayları değerlendirirken ikisi arasında fark bulunmamaktadır dese de ve ABD onlarca insanın öldürülmesine rağmen İran’daki olayları kınamasa da gelişmeleri çok yakından izlediğini hesaba katmak gerekmektedir. Obama seçim çalışmaları sırasında İran için öncelikli müdahale alanımız değil demişti. ABD açısından bu durum sürüyor çünkü ABD bu ara Kuzey Kore ile yakından ilgilenirken Ortadoğu için Büyük Ortadoğu projesinin uygulanması için zemin hazırlıkları ile meşgul. İran’ın insani amaçlı yani enerji üretimine dönük nükleer santral kurma hakkının olduğu gibi tatlı sözler her ne kadar diyaloga açık bir anlayışla hareket edildiği izlenimi doğuruyorsa bunun öyle olmadığını herkes biliyor.
Gerekçeler ne olursa olsun İran orta doğuda büyük oranda iç çatışma yaşamayan radikal bir yönetime sahip tek ülke. İran’ın gelişen dünya şartlarına uyum göstermemesi durumunda mevcut toplumsal muhalefet de gönüne alındığında karışıklıklar yaşamaya müsait bir konumda olduğu açıktır. Bu nedenle İran konusunda ilgili herkesin ve kesimin ileriye dönük stratejilerini gözden geçirmesinin faydalı olacağına inanmaktayız.
İran’ın önümüzdeki yıllarda barut fıçısına dönüşüp dönüşmeyeceğini hep birlikte göreceğiz.