Açıklanan demokrasi paketinin yürütülmekte olan çözüm sürecinin ruhu ile uyuşmayan bir açılım gerçekleştirdiği iddiasında olan Kürtlerin sayısı azımsanacak gibi değil. Kürtler açıklamadan sonra Türkiye için hayırlı ancak Kürt sorununun çözümü için yetersiz olan bu paket hakkındaki görüşlerini de net olarak ortaya koydular. Bu anlayış hem bireysel bazda hem de siyasal örgütlülük bazında dile getirildi.
Yapılan açıklamalar karşısında hükümetin tavrı ise vurdumduymazlık şeklinde gelişti. Bu tavır hükümet kanadının BDP ile ilgili yaptığı açıklamalarda da kendini göstermektedir. Son olarak yapılan iki açıklamanın dikkat çekici olduğunu belirtmek gerekiyor. Başbakanın İmralı ziyaretleri ile ilgili Adalet bakanlığı ile aralarını iyi tutsunlar ve ipler kopar açıklaması ile Başbakan yardımcısı Beşir Atalay’ın görüşmeler konusunda BDP’ ye getirdiği eleştiri ve İmralı’nın daha makul olduğu belirlemesi.
Bu açıklamalar ve BDP kanadından gelen açıklamalar yan yana konulduğunda sorunun bir sinir savaşına dönmek üzere olduğunu belirlemek zor olmuyor. Daha evvel yazdığımız yazılarda radikal politikalar dönemine girdiğimizi belirlemiştik. Bunun bir bölümü Kürt sorunun çözüm süreci ve zamanlaması ile ilgili diğer bölümü ise yaklaşan yerel seçimlerin yarattığı atmosfer.
Malum seçim süreçlerinde partiler hem içerde hem dışarıda bir mücadele içerisindedirler. Bu iç ve dış mücadelenin boyutu ve dışarıya yansımasını açıklamalarda görmek mümkün oluyor.Bu haleti ruhiye içerisinde olan politikacıların zaman zaman maksatlarını aşan açıklamalarda bulunabileceklerini de ihtimal dışı bırakmamak gerekiyor. Ancak ne olursa olsun Çözüm süreci bir seçime heba edilemeyecek önemde bir adım olduğunu tekrar hatırlatmayı görev bilmek gerekiyor.
Bu belirlemelerde sonra gelelim hükümetin son açıklamalarına. Yıllarca PKK ve lideri olan Öcalan ile diyalog konusunda ketum davranan iktidarlar ülkeye de politik alana da büyük acılar çektirdiler. Çünkü çözüm süreçlerinde ve sorunların bitirilmesinde duygularla değil mantıkla hareket etmek zorundasınız. Bu mantık nihayet yakalanmış durumda. Bunu zaten Atalay’ın son açıklamasında net olarak görmek mümkün. Devlet yetkilileri ile görüşmelerini sürdüren Öcalan’ın süreci daha iyi okuduğunu ve daha makul yaklaşım gösterdiğini söylüyor. Bunu kime söylüyor kamuoyuna ancak bu açıklama ile belirtmek istediği şey BDP’nin kullandığı sert dilin ortaya çıkardığı durumdur. Yani özetle Başbakan yardımcısı Beşir Atalay diyor ki PKK ile yürütülen görüşmeler BDP ile yürütülen görüşmelerden daha makul ve iyi durumda!
Bu açıklama karşısında BDP’nin durumuna da bakmak lazım. Açıklamalardan anlaşıldığı kadarı ile Hükümet İmralıya gidip Abdullah Öcalan ile kimin görüşeceğine bile karar verme eğiliminde. Bu durumun sağlıklı olamayacağı ifade ediliyor ki bu belirleme doğru. Eğer görüşeni ve görüşüleni hükümet belirleyecekse bunun adı artık başka bir şey olur.
Hükümet bu tavrının kabul edilmemesi durumunda iplerin kopabileceğini ve İmralı görüşmelerine izin verilmeyeceğini de aba altında sopa göstererek ortaya koyuyor. Siyasal arenada yerini almış hiçbir siyasal partinin bu rest karşısında sessiz kalması beklenemez her halde.
Bu ip koparsa ne olur?
PKK ile ilişkisi olan başta Abdullah Öcalan’ın avukatları başta olmak üzere herkesin cezaevinde bulunduğu bir süreçte diyalog kiminle ve nasıl yürütülecek?
Sürdürülen görüşmelerin sonuçları ve tartışma imkanı nasıl yaratılacak?
Bu durumda BDP olmayacaksa PKK’nin legalleştirilmesi kalmıyor mu? Legal alanda siyaset yapmaya çalışan BDP ile ipleri koparmak için göze alınacak iki yol var ya süreci bitirecek adımı atar ülkeyi tekrar kaos ortamına sokarsınız yada PKK’yi legalleştirir oturur sorunu birlikte çözersiniz. Hangisinin daha tehlikeli olduğuna varın siz karar verin.
Bize sorarsanız yapılması gereken BDP ile ipleri koparmak değil ip mesafesini oldukça kısaltmaktır. Çünkü bu noktadan sonra bu ip koparsa her iki tarafın da üst üste yığılarak düşmekten başka şansı yok….