Hak ve Hukuk toplumsal düzenin olmazsa olmaz kuralıdır. Temeli hak ve hukukun korunmasına yani adalet mekanizmasının düzgün işlemesini dayanmayan hiçbir organizasyonun başarıya ulaşma şansı yoktur. Adaletsizlik ve haksızlık üzerine kurulu olan düzenin adı ve yöneticileri kim olurlarsa olsunlar kaybetmeye mahkûmdurlar. Bu nedenle İnsanların ve hatta bütün canlı ve cansız varlıkların hak ve hukukunu korumak bir zorunluluktur.
Ülkemiz güçlü bir tarihsel geçmişe sahiptir. Bu tarihi geçmiş içerisinde akla gelebilecek yönetim şekillerinin çoğu denenmiştir. Son olarak cumhuriyet, demokrasi, parlamenter düzene dayalı bir sistemle yoluna devam etmeye çalışıyor. Lakin kurulan laik, demokratik, sosyal devletin bu özelliklerinden değişik kesimlerin rahatsızlık duymadıklarını iddia etmek de pek mümkün görünmüyor.
Kiminin laiklikle,
Kiminin demokratik yapıyla,
Kiminin sosyal devletle sorunu var.
Bütün mesele ve çözüm aslında insan hakları mücadelesinde ve özgürlüklerin hakkıyla yaşanmasından geçer. Bu konuda da pek parlak bir sicile sahip olmadığımız açık. Son zamanlardaki uygulamalar ve yaşananlar dikkatle incelendiğinde meselenin tekrar elden geçirilmesi gerektiği açıktır.
Dönemin zorlu koşulları öne sürülerek bu alanda taviz gösterilmesinin yarın daha büyük belalara neden olacağını unutmamak gerekiyor. Son dönemlerde yapılan bütün olumlu çalışmalar ve atılan adımlara rağmen siyasi konjektörün değişmesi ile her şeyin askıya alınma riskinin var olduğunu görmekteyiz.
İfade özgürlüğü.
Düşünceleri açıklama konusunda.
Basın konusunda ciddi sıkıntılar çekiliyor.
Bölgede süren çatışmalar ve ayları geçen sokağa çıkma yasakları tekrar insan hakları meselesini gündeme getirip başköşeye oturtmaya yetti.
Bu konu ile ilgili olarak bir hatırlatmada bulunmak yol gösterici olabilir.
Bugün 8 Nisan. Yıllar önce 1982 tarihinde Uluslararası Atatürk Barış Ödülü'nün Güney Afrikalı lider Nelson Mandela' ya verilmesi kararlaştırıldı. Mandela, Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları nedeniyle ödülü kabul etmedi.
Bu durum bir sansasyona neden oldu ve uzun bir süre tartışıldı. Lakin durum tarihteki yerini aldı. Nelson Mandellanın gerekçesi açıktı. Darbecilerin yaptıklarını biliyordu ve ona göre tavır almıştı. Şimdi bile o dönemde atılan yanlış adımların sonuçları ile uğraşılıyor.
Peki, kendisini ödül verilen ve ödülü ret eden adam kimdi?
Nelson Rolihlahla Mandela ya da kabile adıyla Madiba (d. 18 Temmuz 1918 - ö. 5 Aralık 2013), Güney Afrikalı Anti Apartheid (ayrımcılık karşıtı) aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti'nin ilk siyahî devlet başkanı. 1994'te ilk defa tüm halkın katıldığı seçimlerde devlet başkanı seçilmiştir. Yönetimi, Apartheid'ın mirasının dağılmasına, ırkçılığı engellemeye, fakirlik ve eşitsizliğe odaklanmıştır. Siyasi görüş olarak Demokratik Sosyalist olan Mandela, Afrika Ulusal Konseyi siyasi partisinde 1990'dan 1999'a kadar parti başkanlığı yapmıştır.
1962'de tutuklandı ve hükümeti alaşağı etmek için komplo kurmak ve sabotaj etmekten dolayı ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Mandela cezasını önce Robben Adası'nda daha sonra Pollsmoor Hapishanesinde çekti. Bu esnada salıverilmesi için 1990'da yani 27 yıl sonra onay verilecek uluslararası bir kampanya düzenlendi. Hapishaneden çıktıktan sonra ANC başkanı olan Mandela otobiyografisini yazdı ve başkan F.W. de Klerk ile 1994'de tüm halkın katıldığı ve ANC'nin büyük çoğunlukla kazandığı bir seçim Apartheid'ın sona erdirilmesi için görüşmelere sebep oldu. Devlet Başkanı olarak yeni bir anayasa oluşturdu ve toprak reformu, yoksullukla mücadele ve sağlığın iyileştirilmesi gibi politikaları uygularken Doğruluk ve Uzlaşma Komisyonu'nu geçmişte yaşanan insan hakları ihlalini araştırması için oluşturdu.
Mandela, anti-sömürgeci ve anti-apartheid görüşü ile uluslararası beğeni topladı ve 1993'deki Nobel Barış Ödülü, Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı Özgürlük Madalyası ve Sovyet Lenin Nişanı da dahil olmak üzere 250'nin üzerinde ödül kazandı.Güney Afrika'da "Ulusun Babası" olarak görülür.
Peki, Nobel barış ödülünü
Amerika özgürlük Madalyasını
Sovyet Lenin nişanını alan Mandela neden Atatürk barış ödülünü almaktan imtina etti?
Şimdi devlet yöneticilerinin ve yurttaşlar olarak bizlerin durup bu durumu değerlendirmesi gerekmez mi?
Vatan, millet, Sakarya edebiyatı ile iktidarları sürdürmek pek ala mümkün olabiliyor. Napolyon da para politikası ile savaşlarla iktidar sürdüren bir liderdi lakin sonuç hepimizin bildiği gibi hüsran ile bitmişti.
Her kim iyi işler yapmak istiyorsa, ülkeye ve ülkenin yurttaşlarına iyilik yapma istiyorsa yapacağı şey bellidir.
Ülkenin barış içerisinde yönetilmesi,
Özgürlüklerin önünün açılması,
Demokratik yapının korunması
ve insan haklarının korunmasına dikkat etsin yeter. Oysa bizde durum çok farklı. Bir siyasi partinin lideri vatandaşlarına evlerini terk etmeleri için üç gün süre verilmesinden söz ediyor diğer bir lider ise uzaktan şehirlerin ve evlerin yok edilmesini öneriyor.
Peki, bu zihniyet ile barışı ve kardeşliği nasıl sağlayacağız?