İNSAF VE KÜLLAH

Abone Ol

Bir konuda karar vermeden önce vicdani davranıp insaflı olmak gerektiği toplumsal bir talep ve kabuldür. Çünkü hak ve adalet kavramlarının yaşamda yer bulması ancak insanların vicdanları ile hareket edip karar vermeleri ile mümkün olur ki buna da insaf denir.
Çünkü her şeyi sadece;
 Mantık ile
Doğru ve yanlış ile
 Kar ve zarar ile çözmeye kalkışamazsınız. Mantıklı ve karlı olan birçok adım sonuçta vicdani olmayan bir sonuca götürebiliyor ve mantıklı olan zulme dönüşebiliyor.
İnsaflı olmak için de düşünmek gerektiği açıktır. Yani mantığın devrede olması ancak hakkaniyet ibresinden sapmamak için de vicdana başvurulması gerekiyor. Bu nedenle iyi eleyip sıkı dokumak gerekiyor. Ya da ataların deyişi ile Külahı önümüze koyup karar vermek gerekiyor.
Konumuz Türkiye demokrasisi ve sorunları.
Başka bir deyişle Türkiye cumhuriyeti vatandaşlarının demokrasi ve hak talepleri karşısında devlet sistemini kullanarak karşı çıkanların ortaya çıkardıkları zorluklar.
Neden böyle diyoruz?
Çünkü Türkiye’de toplumun büyük çoğunluğunda ortak yaşam iradesi var ve bu yüksek bir sesle dile getiriliyor.
Sadece normal vatandaş değil Kürtleri hakları konusunda silahlı mücadele veren PKK bile ortak bir yaşam tarzından yana.
Bu gerçeklik karşısında yapılması gereken elbette bu fırsatın devlet ve yöneticiler tarafından kullanılması ve ülkenin ileri demokrasi seviyesine çıkarılmasıdır ancak olmuyor.
Neden?
Çünkü sistem içinde sistemden bugüne kadar faydalanan ve devletin sadece kendi babalarının malı olarak görenler var ve bunların etkisiz hale getirilmesi gerekiyor.
Bu o kadar kolay mı?
Değil ancak kuyruklarına basıldıklarının farkındalar. Bu kadar bağırıp çağırmaları çocukların bile bıraktıkları andımızı miting alanlarında kocaman adamlara okutturmalarının nedeni bundan.
Peki, kuyruklarına kim bastı?
Hiç beğenmediğimiz AKP hükümeti ve kadroları.
Bu ülkede herkesin özü ile tanınması ve haklarının sahibi olması elbette olması gereken durumdur. Bunun anayasal güvenceye bağlanması gerekli ve zorunludur ve bu talepler yapılacaktır ta ki gerçekleşinceye kadar. Ancak leb demeden leblebiyi ağızda beklemek de pek de mantıklı ve vicdani görünmüyor. Hele hele sol gösterip sağdan berbat vuranların bu kadar ses çıkardıkları bir ortamda.
Gezi olayları ile birlikte ortaya çıkan ve önceliklendirilmeye çalışılan bir Alevi meselesi var. Ülkede yıllardır uğradıkları baskı ve zulüm karşısında seslerini çıkarmayan veya çıkaramayan bu kesimin bir anda ortaya çıkması tesadüfe bağlanamayacak kadar açık. Elbette taleplerinin ortaklaştırılması ve karşılanması gerekir ancak önce taleplerin ortaklaşması gerekiyor sonrada bunların karşılanması. Mesela KCK son olarak yaptığı açıklamada taleplerini üç madde olarak sıraladı. Dedi ki Kürtleri resmen tanıyacaksınız ve Anayasa ve yasalarla bunu güvenceye bağlayacaksınız. Demokratik Özerkliği tanıyacaksınız ve her aşamada eğitimde anadili uygulamayı kabul edeceksiniz.
Diğer topluluklar ve inanç grupları da net olarak taleplerini ortaya koyarlarsa bir uygulama ve tartışma ortamı da yakalamak mümkün olacaktır.
Bütün taleplerin bir anda karşılanmasını beklemek insaflı bir beklenti olmaz ancak hükümetin ve devletin de muhataplarına bu sıkıntılarını utanmadan sıkılmadan masaya oturarak anlatması lazım. Yoksa ne mi olur?
Muhataplar birlikte yıpranır!