Bir yıla yakın bir süreden beri ülkede süren gerginlik ve çatışma durumu savaşı aratmayan bir hal almaya başladı.
Mesele sadece siyasi partiler arasındaki bir çekişme olsa sabretmek ve seyretmek mümkün olabilirdi lakin durum göründüğünden de vahim ve tahmin edilenden de tehlikeli bir durum.
Ülkenin geleceği için kafa yormak istemeyenler duyguları ile hareket ederek tepkilerini dile getirmeyi meziyet sanıyorlar. Oysa gerçekler öyle değil. Hesaplanmayan o meziyetlerin sonucunda başkaları canlarından, mallarından, dostlarından oluyorlar.
Her haberden veya duyumdan sonra ellerine bayraklar alarak başkalarının kapılarına dayananlar kendilerini göre vatanperverlik yapıyorlar lakin yaptıkları vatana da vatanperverliğe de büyük darbeler vurmaktadır.
Toplumun bazı kesimlerini bu tavırlarından dolayı değişik bahanelerle hoş görme çabasına girmek mümkün olsa da buna zemin hazırlayan bilinçli siyasileri hoş görmek ve anlamak mümkün değil.
Bu günlerde sırat köprüsünden geçiyoruz. Bu zor şartlarda aklıselim insanların çıkıp konuşma yerine susmaları ülkeyi adım adım felakete sürüklüyor.
Bu pozisyona bulaşanlarla kendileri haklı çıkarmak ve kurtarmak için her yolu deniyor ve mubah sayıyorlar ancak bu doğru değil, haklı değil, mantıklı değil, adil değil!
Bu anlayış ve yaklaşım topluma da ülkeye de zarar veriyor.
Ülkeyi bu iç savaş manzarasına sokanlar ne yazık ki bu yanlışta ısrar ediyor ve dönmemekte inat ediyor. Lakin bu inat beklenen murada erdirmez. Bu inatla ülke selamete değil felakete gidiyor ve gider.
Bakın ülkenin geldiği durumla ilgili bir haber paylaşalım. Milliyet.com da 20.04.2016 tarihinde yayınlanan “Kürdistan yazılı forma İzmir’i karıştırdı” başlıklı haber şöyle verilmiş:
“Kiraz ilçesinde yaşayan ve ilçede esnaflık yapan L.D. (38),Kürdistan yazılı formayla arkadaşlarıyla beraber bir fotoğraf çektirdi. L.D., bu fotoğrafı daha sonra sosyal medya hesabında paylaştı. Fotoğrafı fark eden bazı vatandaşlar, L.D'ye tepki gösterdi. Fotoğraf bir anda ilçede yaşayan onlarca kişinin hesabında paylaşıldı.
ŞAHIS GÖZALTINA ALINDIKTAN SONRA İLÇEYİ TERK ETTİ
Fotoğraf sonrasında bir araya gelen ve sosyal medya üzerinden örgütlenen vatandaşlar, tepkilerini L.D.'nin iş yeri önünde dile getirdi. Vatandaşlar, yanlarında getirdikleri Türk bayrağını şahsın dükkanı önünde açtı. İlçede gerginliğe neden olan bu olay sonrasında harekete geçen polisler, L.D.'yi gözaltına aldı. L.D., ifadesinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Yaşananların ardından L.D.'nin, memleketi Van’a dönmek üzere iş yerini kapattığı belirtildi. Söz konusu Kürdistan yazılı formayla çekilen fotoğrafın ise iki yıl önce çekildiği iddia edildi.”
Bu haber ne ilk nede son haberdir. Ülkenin batı ve iç kesimlerine yıllar önce taşınmış ve buralarda ev ve iş sahibi olmuş yüzlerce vatandaş benzer durumlar nedeniyle saldırılara uğruyor, dükkânları yakılıyor, dayaktan geçiriliyor ve yerleştikleri yerlerden göç etmek zorunda kalıyorlar.
Bu insanların bu tür saldırılara uğramaları elbette yasal da değil, haklı da değil. Ancak konjektörel durum öyle bir psikolojik ortam yaratıyor ki güvenlik güçleri dâhil kimse kontrolü sağlayamıyor. Her gün ölüm haberlerinin ulaştığı insanlara kimse dur diyemiyor!
Peki, bu insanlar bu duygularla yaşam alanlarından kopup geri gittikleri yerlerde nasıl davranacaklar sizce?
Onları tanıyanlar, dostları, akrabaları maruz kaldıkları durum karşısında olup bitene saygı mı duyacaklar sanılıyor?
Elbette bu durum karşılıklı nefret duygularını körüklemeye yarıyor. Toplum bu tavır ve davranışlar nedeniyle kamplara bölünüyor ve aradaki ortak, kaynaştırıcı bağlar yok oluyor. Bu da ülke için derin yaraların açılmasına sebebiyet veren bir davranışa dönüşüyor.
Peki, bu durum düzeltilebilinir mi?
Bu durum elbette düzeltilebilir. Lakin bu düzeltmenin yapılabilmesi için şartların oluşturulması, zeminin hazırlanması gerekiyor ki bunun ilk şartı da silahların susması ve insanların konuşmasıdır.
Hükümet mevcut koşullarda siyasetini ve söylemini devlet politikası haline getirmiş bulunuyor. Kendisine yönelik eleştiri ve uyarıları saldırı olarak görüyor ve çözüm olarak karşı tarafı yok etmeyi öngörüyor.
Peki, bunu gerçekleştirmesi mümkün mü? Bunun mümkün olmadığını en iyi kendisi biliyor lakin yine de” İnat da murattır” yaklaşımı sergilemekten geri durmuyor. Yanlış bir politika izlediği için ne kadar çabalasa da doğru bir noktaya gelemiyor. Girdiği her yere zorun gücü ile girmeye çalışıyor ve yakıp yıkarak ilerlemek zorunda kalıyor. Ardından bıraktığı ise virane kentler ve yüzlerce ölü vatandaş oluyor. Verilen kayıplar da cabası!
Yaşadığımız gerçekler bize göstermektedir ki “inat da murat değil.” İnatta Murat aramak yerine “öfke ile kalkan zararla oturur” sözünü rehber edinmek daha sağlıklı olur çünkü ne demişti atalar; “keskin sirke küpüne zarar!”