Van’da meydana gelen deprem felaketinde açıklanan rakamlara göre altı yüz civarında vatandaşımız yaşamını kaybederken üç bine yakın vatandaşımız da yaralanmıştır. Öncelikle yaşamını yitirenlere Allahtan rahmet yaralılara da acil şifalar diliyoruz.
Van depremi bir kez daha göstermiştir ki yaşadığımız bunca acılara ve deneyimlere rağmen gerekli olan sonuçları çıkarmamış ve değerlendirememişiz.
Son acı felaketi Marmara depreminde yaşamıştık. Bu depremde binlerce can kaybına, yaralıya ve mal kaybına rağmen Van’daki depremde gördük ki ülke olarak, yurttaş olarak, organizasyon olarak gerekli hazırlıkları tamamlayamamışız.
Bu konuda birbirimizi suçlamaktan vaz geçmemiz gerekir. Duyarlılıklar ortada, birkaç densizin,kendini bilmezin yaptıklarını bir kenara atarsak- ki onlar da işin muhatapları tarafından hak ettikleri cevabı almışlardır- acının paylaşımı konusunda herkes elinden gelen çabayı göstermiştir.
Ancak bu çabalarımız yetersiz kalmıştır. Depremin ilk gününde müdahalede bulunma konusunda yetersiz ve geç kalındı. Burada hem merkezi yönetim, hem affet işleri genel müdürlüğü, Hem Kızılay hem de yerel yönetim birimleri etkili olamamışlardır. Şimdi bunların tek tek ele alıp tartışmak gerekmektedir.
Depremden hemen sonra çizmelerini giyip deprem bölgesine giden Sayın başbakan ve bakanlar etraflarını saran ve halkın görüntüsünün ve acısının görülmesini engelleyen yağcılar çemberini aşamamışlardır. Bu durum zaten yaptıkları basın açıklamasında da kendilerince bu şekilde telaffuz edilmemiş olsa da eksiklik olarak belirtilmiştir.
İkinci eksiklik organizasyonda ortaya çıkmıştır. Sivil Savunma Müdürlükleri hatırlanacağı gibi Affet ve koordinasyon merkezleri olarak yeniden düzenlenmişlerdi. Bu çalışmada amaç acil durumlarda arama ve kurtarma konusunda gerekli olan hassasiyetin sağlanmasıydı. Van’da görüldü ki bu konuda kat edilmesi gereken çok mesafe bulunmaktadır. Sadece isim değişikliği ve birkaç ekleme ile istenenler sağlanamamaktadır. Bu birimimizin derhal daha sıkı bir şekilde desteklenmesi, ihtiyaçlarının temin edilmesi ve elemanlarının eğitilmesi gerekmektedir. Bunu neden söylediğimizi merak edenlere örnekleyelim. Acil müdahale ekiplerinin içinde canlı kalma ihtimalinin sıfırlandığı gerekçesi ile çalışmaları sona erdirttiği enkazdan siyasi müdahale sonucunda imdat adındaki 13 yaşında bir gencimiz canlı çıkarıldı. Bu durum tespiti konusunda ortaya çıkan yanlışlığı göstermektedir. Bu kadar mı değil elbet. Yine Erciş'te arama kurtarma ekiplerince depremden yaklaşık 108 saat sonra enkazdan çıkarılan Ferhat Tokay'ın sağlık durumunun iyi olduğu bildirildi. Ferhat, yağmur suyu içerek hayatta kalmış. Bu iki örnek enkaz altında canlı bulunabilme ihtimaline rağmen ekiplerin çalışmaları nasıl sonlandırma yanlışlığına düşebildikleri açısından önemlidir.
Van’da Kızılay gibi tecrübe sahibi bir kurumun düştüğü durum ise resmen içler acısı bir durumdur. Bu kurumun niyetinden şüphe etmek istemeyiz ancak sergiledikleri organizasyonsuzlukla insanları hayrete düşürdüklerini de vurgulamak gerekmektedir.
Gelelim yerel yönetimlerin durumuna. Yani Belediyeler ile İl Özel idarelere. Ya da Belediye Başkanları ile Valinin durumuna. Bir kez daha net olarak ortaya çıkmıştır ki valiler ile BDP Belediye Başkanları arasında bir iletişim kopukluğu mevcuttur. Her ne kadar bu durumu kabul etmeseler bile sahne herkes tarafından görülmektedir. Ortaya konulan güvensizlik ise işin cabası olarak karşımızda durmaktadır. Hükümetin bu konuda valilere gerekli talimatı vererek iletim kurma konusundaki engelleri ortadan kaldırması gerekir.
Belediyelerin eksikliğine gelince. Bilindiği gibi şehir merkezlerinden ya da daha doğru bir tanımlama ile Belediyelerin bulunduğu yerlerde itfaiye hizmetleri Belediyeler tarafından yürütülmektedir. Bu aynı zamanda 24 saat boyunca ortaya çıkabilecek doğal afetler karşısında hazır olunduğunun da göstergesi olmaktadır. Oysa bu depremde de gördük ki hiçbir belediyenin acil arama ve kurtarma timleri isteneni verememiştir. Denilecek ki zaten Belediyelerin bu amaçlı timleri bile yok! Bu işin bir başka acı tarafı. Olağanüstü durumlarda bütün kurum ve kuruluşların nasıl davranacaklarına ilişkin ellerinde sivil savunma planları bulunmasına rağmen bu durumun pratikleştirilememesi, Belediyelerde acil müdahale ve kurtarma timlerinin yeterli ekipmana sahip bir şekilde bulunmamaları yerel yönetim organı olan Belediyelerimizin bir eksikliğidir.
Belediyelerimiz derhal itfaiye teşkilatlarının içerisinde bu tür ekiplerini kurmalı acil müdahale ekipmanlarını temin etmeli ve mahalle bazında acil durumlarda yapılması gerekli müdahaleler için organizasyonlar kurmalıdırlar. “Bir musibet bin nasihatten iyidir” sözünü hatırlayarak adım atmalıdırlar. İmdat denildiğinde imdatlar enkaz altında canlı bırakılmasın diye bunlar yapılmalıdır.