İKİ SAVAŞ BİR SEÇİM

Abone Ol
Hatırlayalım. Her şey BOP yani büyük Ortadoğu projesi ile başladı. Ardından Arap baharı esintileri başladı. İlk görünen ya da gösterilmek istenin aslında Ortadoğu halklarının değişim taleplerinin artık kontrol edilemediğiydi. Ancak zamanla görüldü ki statükocu yönetimlerin değişmesi bile bu esintiye bir türlü cevap olamıyor. Mısır, Libya, Arap Emirliklerindeki ayaklanmalar rüzgarın hızını değiştirmedi ve sonuç Ortadoğu’nun kaos ortamına girmesi oldu.
Aslında Arap baharı rüzgârından önce Arap diktatörlüklerinin rüzgârı sürerken durum insan haklarına uygun değilse bile bir istikrar vardı. Zaten değişimden yana tavır da insan hakları mücadelesinin desteklenmesine yönelikti. Ancak görüldü ki mesele Ortadoğu insanlarının özgürlükleri falan değil yaratılan kaos ortamından fayda sağlamaktır.
Kuveyt yem’ini yeme gafletine düşen Saddam Hüseyin bu değişimin öncüsü oldu. Hayatı pahasına bir hata yaptı ve fitili de ateşleyen adımı attı. Irak savaşının iç savaşla sürmesi bu coğrafyadaki insanlar için özgürlükten çok tutsaklık ve onursuzluğa dönüştü. Milyonların yaşam hakları ellerinden uçtu gitti.
Kargaşa bir türlü bitmiyor. Değişim rüzgârlarının estiği ülkelerde rejimler değişti ancak ortaya çıkan yeni yapılar can çekişmeye devam ediyor.
Geldiğimiz aşamada Irak, Suriye ve Filistin alanlarında sıcak çatışmalar sürüyor. Mezhepsel ve etnik konulara dayandırılan çatışmalar birilerine özgürlük adına bir fırsat yaratsa da büyük çoğunluğun uzun bir süre eziyet çekmeye devam edeceği açık.
Bu genel belirlemeden sonra gelelim bizi yakından ilgilendiren konulara. Etnik yapıdan dolayı Rojava savaşa ve dinsel inançtan dolayı da Filistin meselesi bizleri yakından ilgilendiren iki konu. Ancak bu iki konu ve savaşın ortaya çıkardığı gerçeklik maskeleri düşürmeye de eğilimli bir durum. Çünkü kardeşlikten bahsedenlerin bu iki durum karşısında takınacağı tavır aslında kardeşlikten ne anladıkları veya kardeşlik derken aslında ne kadar dürüst olduklarını da gösterecektir. Yüzyıllarca İslam kardeşliğinden bahsedenler Filistini tutup Rojavayı es geçmeleri durumunda elbette yaptıkları ikiyüzlülük ortaya çıkacaktır. Böylesi durumlarda ortaya konulması gereken tavır ilkeli duruştur. Savaşta da barışta da ezilenden, haksızlığa uğrayandan yana olmaktır. Zaten bu ciddiyet zamanında gösterilmiş olsa ve ezilenden yana ciddi politikalar ortaya konulmuş olunsaydı bugün insanlar bu eziyet ve zulme uğramamış olurlardı.
Dolayısıyla masum insanlara sivillere yönelik saldırılar kimden gelirse gelsin kınanmalı ve karşı durulmalıdır. Zulme uğrayana inancına ve etnisitesine göre değerlendirmek zulme ortak olmaktır. Bu nedenle diyoruz ki sürmekten olan iki savaşta da tavrımız ezilenden yanadır. Filistin için masum insanların yanında saf tutuyoruz. Tıpkı Rojavalı Kürt kardeşlerimizin yanında olduğumuz gibi. Ancak bu hengame ve savaş ortamında bir de Ağustos sıcaklığında seçime gidiyoruz. Çok mühim ve kritik bir seçimden bahsediyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimi.
Daha evvel belirtmiştik tekrar etmekte fayda var. Sayın Demirtaşın adaylığı Türkiye siyasetinde Kürtlerin kendilerine yeniden yer arama arayışıdır. Bunun ne kadar gerçekçi bir yaklaşım olduğu zaman ve zeminin buna ne kadar müsait olduğunu seçim sonuçlarını analiz ederken hep beraber göreceğiz. Yani Demirtaş aynı zamanda bölgenin Batıya dönük yüzünü ifade ediyor. Uzatılan eli ifade ediyor. Bu elin ne şekilde tutulacağını bekleyip görmek gerekiyor. Umutlu olmakta fayda var ama fazla beklenti içine girmemenin sağlıklı bir karar olacağı inancı taşıyoruz.
Sonuçlar konusunda tereddütlerimiz yok. Çünkü Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olması büyük bir aksilik olmazsa kesin. Bu kadar çelişki onu alternatifsiz kılıyor. Kürtlerin cumhurbaşkanlığı için aday olduğu, ulusalcı CHP’nin Ekmeleddin İhsanoğlunu desteklediği, MHP ve CHP’nin birleşik güç oldukları bir siyasal arenadan Erdoğan’ın galibiyeti çıkıyor.
Sürmekte olan iki savaşta da yapılacak seçimde de gerçekçi olan kazanacak. Bizlerin de bu gerçekleri görmesi gerekiyor. Zaman ve zeminin hazır olmadığı yerde galibiyet beklemek sağlıklı bir yaklaşım değil. Ama sofrada biz de varız deniliyorsa, elbette deyip destek vermek gerekiyor. Kaybetsek de kazansak da hep beraber olacağız. Oyumuz Demirtaş’a olacak ama gerçekleri ve sonucu bilerek bu oyumuzu kullandığımızı da herkesin bilmesinde fayda var.