HUZUR AYINDA SİLAHLAR PATLAMAYA DEVAM EDİYOR

Abone Ol

Malum Ramazan ayı başladı. Müslümanların beş farzından biri olan oruç tutma süreci başladı. Bir ay boyuncu nefisler açlıkla, gönüller sevgi ve beyinler hakkaniyetle terbiyeye davet edilecek. Edilecek edilmesine ancak İslam’ın egemen olduğu coğrafyada kan akmaya devam ediyor.

NEDEN? 

Bize göre İslam dünyasında yaşayan her insanın kendini sorgulaması lazım. Bu coğrafyada yaşayan ve kendisini Müslüman olarak tanımlayan her bireyin bir vicdan ve mantık muhasebesi yapması lazım.

Neden dünyanın değişik yerlerinde yaşayan ve değişik inançlara sahip olan insanlar huzur içerisinde yaşıyorlar da biz de hep kan ve gözyaşı var?

Bu sistemin böyle yürümesinde hata nereden kaynaklanıyor?

Müslümanlar neden hep savaşın, acının, sürgünün, eziyetin bir tarafı olarak yaşamak zorunda bırakılıyor?

Bunun için suçlanması gereken ne, neler veya kimlerdir?

Soruları artırmak ne yazık sonuca olumlu yansımıyor. Çünkü her sorulan soruya verilen cevapta biraz daha acı biraz daha vurdumduymazlık, biraz daha perişanlık var.

Bir yandan sahip oldukları petrol sayesinde elde ettikleri servet sayesinde tamamen bir tüketici topluluğuna dönüşen İslam dünyası egemenleri Dubai örneği ile ortada durmakta öte yandan yiyecek ekmek bulamayan yüz binlerce Müslüman açlık ve savaşın pençesinde kabile savaşları ile birbirlerini yok etmekte veya rakipleri tarafından yok edilmektedirler.(Somali örneği)

Sistem değişikliklerinin kolay gerçekleşmediğini elbette bilenlerdeyiz ancak günümüz dünyasında sistem değişikliklerinin bu kadar kanlı olmasına gerek duyulmuyor. İnsanlar yan yana gelerek, konuşarak uzlaşarak veya halka sorarak ta olumlu sonuçlara ulaşabilmektedirler. Ancak ve  ne yazık ki İslam dünyasında bu kültür oluşabilmiş değil. Birbirlerini koruyup kollaması gerekenler birbirlerini yok etmek için ellerindeki bütün imkan ve kaynakları kullanmaktan çekinmiyorlar. Avrupalardan getirtilen gençlerin aynı düşünce ve inançları taşıyan insanlara karşı savaştırılıyor. Sorunu çözmesi gereken İslam devletlerinin yöneticileri ise savaşı körükleyen sorunları yok edeceklerine, silaha giden paraların önünü keserek çatışmayı önleyeceklerine savaş alanlarına dolarlar yağdırarak sorunun daha da çıkmaza sürüklenmesine katkı sunmaya devam ediyorlar. Kimisi Şiilik, Kimisi Sünnilik, Kimisi köken kimisi coğrafyaya takılarak savaşın sürmesine gerekçe buluyor ve çatışmayı sürdürüyor.

Bu durumun ortaya çıkardığı sonucun olumlu bir sonuç olmadığını görmek gerekiyor. Dünya nüfusunun yaklaşık beşte birlik bir kısmı İslam inancına tabi yaşıyor. Sürekli çatışma ve savaşlar yüzünden dünyanın geri kalan kesimi Müslümanları artık barbar olarak nitelendirmeye başladı. Yaygınlaştırmak istenen düşünce nerede Müslümanlar varsa orada sorun var anlayışı. Oysa böyle olmaması gerekiyor. Müslümanların önce kendi aralarında sonra yaşadıkları bölgelerde huzurun ve refahın kurucuları olarak tanınması daha faydalı olur. Herkesin çekindiği ve korktuğu bir sistem haline gelmek hangi düşünce ve inanç sisteminin işine gelir ki?

Öyle görünüyor ki uzlaşından uzak ve iktidara endekslenmiş olan bu durum sürmeye devam ederse hem İslam coğrafyası hem de Müslümanlar çok acı çekecek ve ileriki dönemlerde çok yalnız kalacaklardır.

Ramazan ayında nefisler terbiye edilirken rahmet ve şefkat duyguları artarken silahların susması gerekiyor. Çatışan taraflar kim olursa olsun çatışmayı durdurması gerekiyor.  Yoksa huzur ayında bile rahmete sahip olmayanlardan huzurlu bir sistem kurmaları beklenemeyecek. Kendi kutsal ayında bile birbiri ile çatışanları kim takdir edecek ki?